Bölüm 2

63 21 17
                                        

Mary Land, Amerika Birleşik Devletleri

"Oturduğun ev bile büyükbabanın sana sağladığı fonla karşılandı." dedi adam karşısındaki ev sahibine ithafen. Ülkenin refah seviyesi en yüksek eyaletindeki olduğu yetmiyormuş gibi, eyaletin en gözde mühitindeki bir sitedeydi ev. Adamın bildiği kadarıyla Wall Street'den birkaç arkadaşı ile aynı ortak alanları paylaşıyorlardı..

Elindeki kristal viski bardağına diktiği gözlerini duyduğu şey ile arkadaşına yöneltti William. Kendisinden üç yaş büyük bu Amerikalı onunla böyle konuşabilen sayılı insanlardandı.. Sol böbreğinin sahibi, can dostu Ethan.

Ya da o öyle zannediyordu...

"Ethan, bu bir bağımsızlık çabası değil." diye başladı William, amacı hiçbir zaman özgürlük kazanmak olmamıştı. Zaten özgürdü, Dünya üzerinde 34 yaşındaki hiçbir adamın olanayacağı kadar özgür, zengin ve sağlıklıydı.

"Yaptığım her şey tabi ki Archie'nin parasıyla karşılanacak. Sonunu kendi parasını kullanarak hazırlıyor olmam bile bana ayrı bir haz veriyor. Ne yapmamı istiyorsun, saçma sapan yersiz bir gurur takınıp varımı yoğumu reddetmemi mi?" Elindeki kadehi sertçe sehpaya bıraktı ve eline dökülen viskiyi sert bir hareketle siyah kotuna sildi.

Arkadaşının gerilmeye başladığını fark eden Ethan, doğru yoldayım diye geçirdi içinden. Üzerine biraz daha gidebilirim..

"Belki.. Böylesi daha soylu olurdu doğrusu William." dedi adamın asaletine gönderme yapmak amacıyla. McBennet'ların Fatih William'dan beri İngiltere'de olduklarını biliyordu, annesininse sıradan bir İrlandalı olduğunu da.. Bu sebeple kelimelerini usta bir okçu edasıyla arkadaşına saplamaktan geri durmuyordu. William'ın en büyük yarası annesi ve annesine sahip çıkamayan pısırık babasıydı, bu yara onu şu an bulunduğu kişi haline getirmişti. Ve Ethan'ın görevi, her ne kadar karşısındaki adam bunu bilmese de, onu sınayarak sadakatini pekiştirmekti.. Sonuçta küçük Willy sadece bir basamaktı, kendini oyun kurucu zanneden minik bir basamak..

"Saçmalık. Ben son kuşaktaki tek erkek McBennet'ım ve o parada hakkım var!" diye bağırdı William, bazı şeyleri kendine ispat etme içgüdüsüyle. Kontrolünü kaybeden bir adam değildi, CIA eğitmenlerinden bu konuda ders bile almıştı ancak Ethan'ın yanında kendisi olmakta sakınca görmüyordu.

"Tamam, anlıyorum bu bir bağımsızlık çabası değil. Fakat önceden söylediğin gibi bu bir varoluş çabası da değil. William, sen büyükbabanı öldürmekten bahsediyorsun!" Gözlerini kısarak William'a odaklandı Ethan. Hala büyükbabanı öldürmek istiyor musun Küçük William?

"Ne var bunda? Onun gebermesini isteyen tek soydaşı ben miyim sanıyorsun?" dedi William. Büyükbabasını seven tek bir insan dahi olmadığına yemin edebilirdi. Bilmese zavallı Randall'ın onu sevdiğini düşünebilirdi..

Beni sevip bana saygı duymanıza gerek yok derdi Arcihe, parama tapsanız yeter..

Halalarını, amcasını ve ölen babasını gözünün önüne getirdi. Hepsi babalarından nefret ediyorlardı. Küçük kuzeni Sue bile yaşı gereği içindeki katıksız sevgiye rağmen büyükbabasından tiksiniyordu. Adamın sevilecek tek bir yönü bile yoktu, şeytanın en büyük kabusuydu Arcihe McBennet..

Kendini yavaş bir şekilde kalktığı koltuğa bırakan William aheste bir hareketle sehpadaki kadehini sağ avucuna yerleştirdi. Yüzündeki keyifli gülümseme ile viskisinden bir yudum aldı ve Oscar'la yaptığı son konuşmayı hatılayıp gülümsedi.

Büyükbabası dördüncü kalp arayışına girmişti, üçüncü kalbinin yakında sıkıntı yaratacağını söylüyorlardı doktorları. Kendisi de dahil Dünya üzerindeki herkesi organ bankasının birer üyesi olarak gören Archie McBennet tam altı aydır kendine uygun bir donör bulamamıştı. Öldürdüğün son adamın çocuklarının laneti üzerindedir belki, diye geçirdi içinden William.

Dalgın gözleri arkadaşı ile buluşunca dakikalardır süren sessizliği böldü.

"Ama merak etme, hâlâ annemin oğluyum. Amacım onu öldürmek değil, ölmek için dua etmesini sağlamak."

...

Büyük Okyanus Semaları

Kemer ikaz lambasının yanması ile kemerini takan yaşlı adam tüm yolculuk boyunca sessiz bir şekilde çalışan yardımcısına dikti gözlerini. Yaptıkları konuşmadan kısa bir süre sonra havalanmaları gerekmişti zira davetiyenin eline ulaşması ve İngiltere Japonya arası uçuş süresi arasındaki ironi adamın pilotunun ve uçuş ekibinin iki ayağını bir pabuca sokmuştu.

Yerel saatin kaç olduğu hakkında bir fikri yoktu, kaç saattir havadaydılar bundan da bi'haberdi. Uçuşun büyük bir kısmını yatağında geçirmiş, diğer bir kısmını ise yemek yemekle ve kripteksiyle oynamakla harcamıştı; bu uzun uçuş kalbini fazlasıyla yormaya yetmişti bile.

Doktor Schmidt'den izin almadım..

Uçak inişe geçtiğinde Archie McBennet'ın aklındaki tek fikir Kato'nun davetiydi. Akira Kato, yine bir şeyler yapmış olmalı, diye geçirdi içinden.

Önceki davetleri düşündü; WF24 Virüsü'nün satıldığı açık artırma günler öncesinden haber verilmişti, Enstitü'nün diğer açık artırmaları da öyle..

Bunu Gunther istemiş olamaz öyle değil mi?

Kato'nun himayesi WF24'ü satın aldığından beri Gunther'e aitti. Enstitünün en büyük bağışını da, Kato'nun himayesini de konsey kuralları gereği artırmayı kazanan üstleniyordu ve Gunther'in Forbes listesinde üç basamak yukarı çıkmasının bedeli sadece yıllık birkaç milyon dolarlık kaybıydı.. Almak için vermek gerekiyordu ve bunu en iyi Konsey'in beş üyesi biliyordu.

Kaç kuşaktır toplandığı bile meçhul olan Konsey'in tek amacı üyelerinin refahıydı ve McBennet soyadı Konsey'in temel taşıydı. Dünya nüfusunun %80'ini doyuran %20'lik kısım ne kadar memnun olursa, geri kalan %80 o kadar memnun olur felsefesiyle hareket ediyorlardı.

Enstitü'ye yapılacak olan bağışın konseyin beş üyesi arasında %20'şer olarak eşit paylaşılması kuralına, kazanan ve kaybeden arası dengeyi sağlamak ve konseydeki dinamikleri bozmamak adına son açık artırmayı kazanan kişinin üç yıl boyunca konseye %25 bağış yapması istisna oluşturuyordu.

Üç yıllık sürenin dolup dolmadığını kestiremiyordu Archie, son günlerde hafızası onu yarı yolda bırakmaya başlamıştı. Yerine birini bırakmanın zamanı gelmişti ancak hiçbir çocuğunu ve hiçbir torununu buna uygun görmüyordu.

Seneler önce kaybettiği oğlu dışında iki kızı ve bir oğlu daha vardı. Sharon, Grace ve Jamie.. Tabi bir de en büyük torunu William vardı. Ah William diye derin bir iç çekti Archie. Neden böyle olmak zorundaydı ki? Neden böyle bir ilişkimiz var, neden şimdi yanımda değilsin?

Jetin tekerleklerinin yerle buluşması ile sarsılan yaşlı adam elindeki kripteksi koltuk cebine bıraktı. Dakikalar sonra jet taksiyi bitirdi ve Archie yardımcısı eşliğinde jetten ayrıldı.

YakalanışHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin