Mathilda kahvesinden son yudumu da aldığında karşında duran kadının gözlerine onu tanımlamak ister gibi baktı. Bakışlarıyla genelde analiz yapardı. Zihninde göz bebeklerinde taradığı insanların beyin haritasını imgeler ,kıvrımlarını ,sinir uçlarına dahi her ayrıntısını resmedebilirdi ; doğa , ölümlü canlılar,mikroorganizmalar ,evren ve insanlar Yaratıcının sanat eseriydi , ölümlü sanat eseri .Kadın doğaldı,simsiyah saçlarının bir kaç tutamı dalgalar halinde omzuna dökülüyordu , diğer kısmı tepeden topuz yapmıştı. Çekik yeşil gözleri dingin nehir gibiydi , buğday teninde pek belli olmayan çiller vardı ,ince kavisli kaşlarını ara sıra kaldırıyor ve bazen tebessüm ediyordu.
Anlamsız sorular sormuyordu ,konuşmak için konuşmuş olmuyordu , zeki birine benziyordu .
Doğa' da Mathilda 'yı analiz etmek ister gibi baktı. Gerçi onun insanları analiz etmek ve gözlemlemek gibi alışkanlıkları yoktu ,fakat nedense onu tanımak istedi .Mathilda'nın kızıl kumral saçları özenli bir şekilde at kuyruğu yapılmıştı , narin fakat dinç ve sağlıklı bir görünüşü vardı, yeşil belki de ela tam anlamıyla farkına varamadığı göz rengi ne düşündüğünü perdeliyordu , elmacık kemikleri güzel yüzünü süslüyordu fakat yüzü bakışları kadar ifadesizdi.
"Burayla ilgili ne düşünüyorsun?Bilirsin işte ilk sene ,yeni okul ,üniveriste filan .Klişe ama merak ettim."
"Pek birşey düşünmüyorum aslında. "
"Hiçbirşey mi?"
"Fena değil sanırım gittiğim yerlere ayak uydurmakta güçlük çekmem , gece gökyüzünde yıldızları burada seyredebiliyorum büyük şehirlerde bu imkansız ve geldiğim yerde de ."
"Yıldızları seviyorsun demek."
"Evreni diyelim ."
"Güzel birşey. "
"Peki sen Doğa ?"Doğa omuz silkti kekinden bir ısırık aldı :
"Yeni taşındık, galiba alışmak için biraz zaman gerek ."
"Sanırım, hangi bölüm okuyorsun?"
"Tıp Mathilda ."
"Güzel."
"Sen?"
"Psikiyatri ."
"Freud aklıma gelir nedensizce ."
"Elbette benimde Nietzche filan .Felsefede okumalıyım sanırım. "
"Kim bilir belki de hala geç sayılmaz."
Gülümsediler , Mathilda konuştu:
"Aslında yazar olmak istemişimdir ama insan psikolojisi ilgimi çekiyor, insanlar biz insanlar tuhaf yaratıklarız."
"Evet öyle anotimi olarak da zihinsel olarak da ."Diye onayladı Doğa.
"Balkonda kitap okuduğunu gördüm .Oldukça kalındı ,psikoloji ile ilgili mi?"
"Belki biraz .Varoluşu da sembolik alegorilerle anlatıyor, felsefik sanırım daha çok. "
"İyi olmalı. "
"Evet bende sevdim."Bir süre daha Pandora kitabının içeriğinden ve okuldan konuştular. Bir saat sonra Mathilda kendi evine gitmek için izin istedi , evine geçtiğinde yemek pişirmek için mutfağa girdi .Mutfak masasında kitabı gördüğünde duraksadı,parmakları kaldığı sayfayı aradı ve okumaya devam etti :
Yağmurun yeryüzüne düşüşü , okyanusların ve denizlerde biriken su kütlelerinin buharlanarak çıkışı ve sonra yeniden bulutların ağır kütleciklerle dolup yağmuru yeryüzüne bırakması. İşte yeryüzünün kısır döngülerinden biri diye düşündü Pandora
Kısır döngü
Yeniliklere gebe kalmayan döngü .
Yürümesini sürdürdü , mevsimler değişiyordu yürürken , karıncalar yuvaya yiyecek taşıyor belki başka bir bölgede kırlangıçlar sıcak iklime göç ediyor , birileri ölüyor , birileri doğuyor du.Değişim ve süreklilik yeryüzünü süslüyor peki yağmur gibi kısır döngüye ne denilmeli ?
Yeryüzünü deşmek ister gibi adımını attı, canlılar doğar, yaşar ve ölürlerdi tıpkı devletler gibi .Bu da döngünün bir parçası değil miydi ? Sis perdesi aralandı ve rüzgar uğuldamayı kesti .Yürümekten yorulmuştu, gürültüleri iştittiğinde şaşkındı. Bir savaş meydanındaydı .Toplar ve tüfekler vardı , yer Gelibolu Çanakkale'ydi , süngülerden askerler birbirlerine ateş ediyordu.
Hava sıcak ve bunaltıcıydı, leş kokusu meydanı dolduruyordu .
Sonra onu gördü .Adamın göz rengi maviydi, orta boylu ve sarıya çalan seyrek kumral saçları vardı. Güçlü görünüyordu, kararlı görünüyordu.
"Kemal paşam .Karargaha haber ulaştı."Genç rütbesiz asker adamı selâmladıktan sonra böyle demişti. 1914 yılında olduğundan habersizdi.
Genç adam karargaha düşünceli yüz ifadesiyle ilerlerken bu kadar adamın arasında ne aradığını düşündü Pandora , aralarına girse garip hatta kötü olmaz mıydı?
Emin olamadı fakat temkinli yaklaştı. Bu kez burada hayalet gibiydi .Kimse onu göremiyordu sanki , hiçkimse başını çevirip ona bakmamıştı ki bu şaşırtıcıydı.Emin olmak için askerin birine sordu sormayı denedi , cevap alamadı evet kesinlikle onu duymuyor ve görmüyorlardı. Dibinden bir kurşun vınlayarak geçti. Kalbi korkuyla çarptı komutan çadırının içine girdi .Rütbeli askerler masanın etrafında çevrilmişlerdi.Gelen haber herkesi sıkmıştı , Kemal Paşa telgrafı tekrar tekrar okudu.
"Ruslara yardım göndermek için İtilaf Devletleri Çanakkale Boğazını geçip oradan da İstanbul üzerinden Rusya'ya yardım göndermek istiyor biliyorsunuz. "Dedi biraz sonra , bakışlarla ve kafa sallamalarıyla onaylandı.
"İngiliz basını burayı çok kolay alacaklarını yayınladılar gazetelerde yazan bu. Fakat burası düşerse bizi de düşmüş bilin ,burası çok önemli .Çanakkale geçilmez geçilmeyecek. "Pandora erkeklerin politikadan ve stratejilerden konuşmalarını bir süre dinledi. Rütbeli askerlerin Türk olduklarını , çok güçlü ve sayıca üstün ve donanımlı düşmanlara karşı karşıya olduklarını anlamıştı. Onlar konuşmaya devam ederken , uzun eteğini topladı ve çadırdan çıktı. Kemal Paşa yakışıklı ve zeki adam diye düşündü. Bembeyaz çadırın önünde durdu , bembeyaz giymiş beyaz baş örtülü genç kadının telaşla bembeyaz çadıra girdiğini görünce şaşırdı. Savaşta demek ki kadınlarda vardı? Çadırdan içeri girer girmez hüzünlü enerji içine doldu .Yaralılar sanki yarı ölüler ,yaşam mücadelesi verenlerle doluydu burası. Bir sürü erkek ,üstelik çoğu genç.
Doktor birinin bağırsaklarını dikiyordu, yaralı bağırmamak için ağzına sıkıştırılan bezi ısırıyordu. Hemşire aleti getirmişti, telaşlı ve kararlı doktora uzatıyordu . Üzüldü , onlara yardım edemezdi sadece yaşanılan olaya tanık etmeye gelmişti. Burada da değiştirebileceği birşey yoktu .
Üzüntüyle çadırdan çıktı, ilk savaş sahnesi görüşüydü .Fakat duyduğuna göre insanlar var olduklarından beri birbirleriyle savaşıyordu.
Değişmez bir döngü daha .
Kaybeden ve kazanan taraf daima oluyordu fakat kanlı biten bir zafer ne kadar mutluluk getirebilir ki diye düşündü. Savaş meydanında gezinmeye devam ederken süngülerin ardında 13 ve 14 yaşında sürekli vurulan erkek çocuklarına da rastladı , yutkunamadı. Karşı taraf nasıldı peki? Bu kadar yaralı var mıydı, o tarafa geçmek için zihnini topladı ve derin bir nefes alarak ilerledi.
Zaman ve mekan ayaklarının ardında şelale gibi akmaya başladı, değişim vardı. Karşı tarafa geçmesine izin verilmemişti.
Değişim ve kısır döngü kardeş filanlar mı diye düşündü Pandora o an .
Olabilirdi ,kim bilir.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
PANDORA
FantasyMathilda eline tutuşturulan kitabı incelemeye başladı .Ne kadar da kalındı? Kızıl saçlarının ardında canlanan ateş kızılı hareler güneşte parladı , ince parmaklarıyla kızıl kahkülünü itti ve ince çerçeveli gümüş gözlüğünü düzeltti kitabın başlığın...
