Jaehyun Yuta'nın hemen yanında, çoktan morarmış yanağını sevgilisinin omzuna acıya rağmen yaslamış ve parmaklarını kenetlemişti. Yuta durmadan söyleniyordu. Dakikalar önce durumdan pek şikayetçi görünmese dahi şimdi Jaehyun'un yüzündeki çürükler düşüncelerini değiştirmişe benziyordu.
Jungwoo, DongYoung'ın patlayan kaşına dolan gözleriyle odaklanmıştı. Yavaş hareketlerle parmaklarını dolandırıyordu yanağında. DongYoung sakince Jungwoo'yu izliyordu. Sanki kısa süre önce duvara dayadıkları adamı tanınmayacak hâle getirmemiş gibi, durmadan tehdit savurmamış gibi.
Garip diye düşündüm.
Ancak sevimliydi de?
Hemen yanımda Hyuck vardı.
Onun yanında ise, Taeil.
Hyuck'un durmadan savurduğu yumruklar bir işe yaramışa benziyordu. Taeil şaşırılacak bir şekilde bu durumu son yarım saatte durmadan dile getirmişti. Zaten bu konuda konuşan da tek oydu.
Hyuck ise her seferinde stresle ve oldukça sert bir şekilde bacağımı sıkıyordu. Yalnızca gülümsemekle yetinmişti ancak içinde neler olduğunu bir tek ben bilebilirdim. Bu gece eve bir aksilik daha çıkmadan varmayı diledim.
Oluşan sessizlik Taeyong'un çalan telefonu ile kesilmişti. Herkesin odaklandığı isme ben de bakmıştım.
"Ten."
John'un yüzündeki gülümsemeyi fark ettiğimde ise tahmin ettiğim kişi olduğunu anladım. Yasak ilişkiler telefona böyle kaydediliyordu tabii.
Taeyong masadaki telefonu hızla kavramış ve ceketini alarak dışarıya çıkmıştı.
Yukhei ise uzun süredir ortalıkta görünmüyordu. Hyuck burada çalışan bir garsonla gördüğünü söylemişti onu.
Renjun'di adı, sanırım.
Bakışlarım yeniden sağ tarafımdaki adama döndüğünde tıpkı benimkiler gibi olan bakışlarla karşılaşmayı beklemiyordum.
John bu gece de uyumamı istemiyordu sanki.
Gözlerim dakikalar önce temizlediği dudağının yeniden kanıyor oluşuyla oraya kaymıştı. Elimdeki kırmızı şarap dolu olan kadehi tek seferde dikmiştim ve boş bardağı Hyuck'un dokunulmamış içkisinin yanına bıraktım.
Üzerimdeki bakışları dağıtmak adına yanıma dönmeden konuştum.
"John, dudağın kanıyor."
Elindeki pamuğu yeniden yarığa bastırdı.
Yüzümü süzmeye devam ediyordu.
Cebindeki sigara paketine yöneldi bakışlarını çekmeden.
Kısa sürede Yuta'nın başlattığı muhabbetle birlikte herkes konuşmaya dahil olmuştu. Hyuck'un terimsel cümleleri dikkatimi ona vermeme sebep oldu. Basket maçına Taeil için gidiyordu fakat neredeyse onun kadar bilgisi vardı.
Jungwoo ve ben muhabbete ısrarla dahil olmaktan kaçıyor, karşılıklı oturmamızı fırsat bilerek gözlerimizle ve kısık sesle birbirimize sorular soruyorduk.
Üç kez saati, bir kez de "üzerindeki bakışları görüyor musun?" diye sormuştu.
Ben de kaşlarımı çatmıştım sadece.
Burnumu dolduran duman kokusu ile yeniden yan tarafa dönmüştüm.
Hyuck'un elindeki kadehi kavrayarak dudaklarıma götürdüm. Ilık şarap boğazımdan geçerken verdiği histen hoşlanmaya başlamıştım.
"Üçüncü kadeh."
Elimdekini diğerlerinin yanına bıraktım.
John, sigarasını gevşekçe dudaklarından çekti. Aksi yönümde verdiği nefesiyle dikkatimi dumana vermiştim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
about last night | johnmark
Teen Fiction"herhangi biri, dün gece üzerimde olan kişi olabilirdi."
