taylor swift, false god
❦
Ben cesur biri değildim.
Yakınlarımın, ya da en basitinden etrafımdaki insanların yüzlerine beni rahatsız eden davranışlarını direkt söyleyemezdim mesela, sırf kavga ederiz diye. Uzun zamandır dile getirilmeyen Avustralya konusu yeniden açılmasın diye eve gelen misafirler seneye hangi üniversiteyi tercih edeceğimi sorduklarında sessiz kalırdım çünkü onlara hayallerimden bahsetsem, gece yeni bir tartışma çıkardı. Bir keresinde denemiştim, evdeki herkesin deli gibi öfkelendiği bir akşam üniversite için ablamın yanını seçeceğimi söylediğimde çıkan tartışmanın anıları hala hafızamdaydı. Ablam oradayken beni de gönderip bu ülkede yalnız kalmak istemeyen aileme cesur davranıp bir kere gerçekten bağırabilmiştim suratlarına ne istediğimi. Fakat öyle aniden alevlenen ateşlerin geride bıraktığı izler kül olup uçmuyordu işte, bunu anladığımda cesur olmam ve kabullenmem, ya da kabullendirmem gereken her şeyden kaçmaya başlamıştım.
Ama sonra, o bana cesur değilsem elimden kayıp gideceğini söylediğinde uzun zamandır yorulan adımlarım soluklanmıştı.
"7 yıllık arkadaşlığımızı tek bir hareketle bitirmiş olabilir miyim?"
Dün akşam koşarak eve geldiğimden beri düşünüp durmaktan aklımda o kadar çok ihtimal birikmiş ve birbirine karışmıştı ki, hangisinin doğru olduğuna karar vermem için başka bir üçüncü tekil şahsa ihtiyacım vardı: Lalisa'ya.
Döner sandalyemde dönerek beni dinleyen Lalisa, söylediklerimin ardından bir duraksama yaşadığında anlattıklarıma ne tepki vereceğini merak ederek ona bakıyordum. Onu dün gece arayıp pazar sabahı bize gelip gelemeyeceğini sorduğumda neyse ki hemen kabul etmişti, yarım saattir de son zamanlarda yaşanan her şeyi özet geçiyordum ona.
"Eve gelmenden sonra konuştunuz mu?" diye sorduğunda başımı salladım.
"Mesaj attı, eve sorunsuz dönüp dönmediğimi sordu ve ben de evet yazdım."
"Bu kadar mı?"
Tekrar başımı salladım. Ne yapabilirdim ki? Kafam her şeyi unutacak kadar bulanık değildi, ikimiz de ne yaptığımızın farkındayken şu saatten sonra nasıl davranmam gerektiğini bilememiştim.
Lalisa boğazını temizleyerek sandalyeyi yatağın ucunda oturan benim yakınıma sürükledi ve birkaç saniyeyi gözlerini etrafta dolaştırarak geçirdi. Muhtemelen ne söyleyeceğini ya da nereden başlayacağını düşünüyordu.
"Birincisi, sen onu öptüğün için arkadaşlığınızı bitirmiş olabileceğini düşünüyorsun ama o da seni öptü değil mi? Geri çekilmedi ya da seni ittirmedi?" Başımı iki yana salladığımda devam etti. Suratındaki bu ciddiyeti ilk defa gördüğüme yemin edebilirdim.
"Onun senin kadar içmediğini de söyledin ki Jungkook iki kadehle sarhoş olacak birisi değil. Yani, seni öperken bilinçliydi Chaeyoung. Demek ki istedi."
İstedi. Söyledikleriyle bakışlarımı aşağıya indirdim, göğsümün üzerinde hissettiğim yanma o kadar yabancıydı ki dün gecenin görüntüleri aklıma geldikçe aynı şeyleri tekrar yaşadığımın farkında değildim. Bu açıdan düşündüğümde aklıma gelen ihtimal eğer doğruysa arkadaşlığımızın gideceği nokta tamamen değişirdi, ama değilse?
Ben hangisini istiyordum? Cesur olmak için onu öpmeyi seçmemin nedenini daha fazla kendimden saklayamazdım.
"Ama bu..." Tekrar Lalisa'ya baktığımda beni izliyordu. "Bu çok tuhaf, değil mi? Ayırt edemiyorum, sen söyle."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
seven ღ rosékook
Fiksi Penggemarçocukluk arkadaşı olan chaeyoung ve jungkook, lisenin son senesinde birlikte üniversiteye başlamanın hayalini kurarken yalnızca iki arkadaş olmak istemediklerini fark eder. #1 rosékook [ 02.06.21.] #1 chaeyoung [ 10.08.21]
