0.9

4.3K 317 253
                                        

the vamps, somebody to you



"Ne derler bilirsin, gerçek aşk seni bulamıyorsa sen onu bulacaksın."

Lalisa'nın odasının duvarlarında asılı vintage tablolara ve çoğunda kendisinin bulunduğu fotoğraf çerçevelerine bakarken yatağının ucunda oturmuş, beni buraya çağırma sebebinin ne kadar saçma olduğunu anlatıyordum sabahtan beri ona. O ne mi yapıyordu?

Yatağı ve yerdeki beyaz halısı ne giyeceğine karar veremediğinden etrafa atılan kıyafetleriyle doluydu, Lalisa ise aynanın başında dolgun dudaklarına ruj sürmekle meşguldü.

"Bunu sen uydurdun," dedim odasında inceleyecek başka bir yer kalmadığından bakışlarımı ona çevirirken. "Rezil olacağız, Lalisa. Hissediyorum. Rezil olacağım zaman hissederim."

Mükemmel bir şekilde ruju yedirdiği dudaklarını büzdükten sonra aynadan bana bir bakış attı. "Ben ne hissediyorum, biliyor musun?"

"Ne?"

"Aşk. Kim Taehyung'a olan aşkım."

Kendimi tutamayarak kıkırtılarım eşliğinde yatağa devrildim, o ise onu ciddiye almadığım için bana kızmakla meşguldü. "Çocuğu sadece bir kez gördün ve hiç konuşmadınız, nasıl bu kadar düşmüş olabilirsin?"

Makyaj masasından pembe kapaklı bir rimel seçti. "İlk görüşte aşka inanmaz mısın sen zalim insan?"

Ona olumsuzca başımı salladığımda oflayarak yanıma geldi ve önümde durdu. "Bak kızım, çocuk afet. Dehşet. Açıklayamıyorum ki sen bir de birkaç kez canlı görmüş birisin, beni anlaman gerekiyor. İsmini öğrendiğim andan beri stalkluyorum, her şeyini öğrendim resmen."

Beni buraya ikinci sınıfta mimarlık okuyan taehyung adama aşık oldum, evleneceğimiz evi onun tasarlaması için çalışmaları başlatmam gerekiyor, diyerek çağırmış ve ne yapacağımızı sorduğumdaysa onunla tanışmanın bir yolunu bulmak için abisinin kafesine gideceğimizi söylemişti. Kim Seokjin'i yüz yüze görmesem de Jungkook'un kuzeni olmasıyla tanıyordum ve Taehyung'un abisinin kafesinde her gün takıldığını da Instagram hesabından öğrenmişti Lalisa.

İç çekerek bakışlarımı büzdüğü dudaklarında ve hiç de çekik olmayan koca gözlerinde gezdirip "Tamam," diye mırıldandım. "Ama en ufak bir rezilliğinde seni tanımadan arkamı döner giderim biliyorsun."

Neredeyse bir saat sonra ise, kafeden çok barı andıran mekanın "Moon Cafe" yazan ismiyle bakışıyorduk.

"Jungkook'un buradan birkaç kez bahsettiğini hatırlıyorum," dedim Lalisa'nın koluna girerek. "Keşke daha önce gelseydik."

"Kader işte, hayatımın aşkını bulayım diye ilk kez geliyoruz."

Güldüm sözlerine, ardından birlikte kafeye girip oturmak için uygun bir masa seçmeye çalışarak etrafa bakınmaya başladık. Sanırım bar olarak da kullanılan bir mekandı, oldukça geniş bir yer olmasının yanı sıra masalar rahat koltuklarla çevrelenmiş, büyük bar tezgahının önüne de sandalyeler dizilmişti. Lalisa'yı çok köşede kalmak istemeyerek cam kenarındaki iki kişilik masaya çekiştirdim, o gözleriyle hafif kalabalık ortamı tarıyor ve muhtemelen Taehyung'ı arıyordu.

"Ne yiyelim ya, ben çok açım," dedim gelen garsona bakarak.

"Tavuk istiyorum, sanırım tavuklu salata alacağım."

Gelen çalışana siparişlerimizi verdikten sonra camdan dışarıya kaydı gözlerim. Seul'ün ünlü caddelerinden birindeydik, Kasım ayına girmiştik ama hava gayet güzeldi. Jungkook ile ders çalıştığımız günden sonra kendimi yine testlere adadığım hafta sonu da bitmiş ve cumartesi günündeyse kendimi Lalisa Manoban'ın ellerinde bulmuştum işte. O çağırmasaydı muhtemelen havanın güzelliğinden faydalanıp kulaklıklarımı takarak yürüyüşe çıkardım en fazla, Jungkook yakında yapılacak turnuvaların ilk maçı için takımı yoğun bir tempo dönemine sokan koç yüzünden öğleden beri okuldaydı. Şu an akşam üstü olduğuna göre de hala orada olmalıydı.

seven ღ rosékookBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin