Eps-20; This mind isn't mine

1K 90 52
                                        

Kapatın televizyonu.
Kafamı bozmaya başladı.
Dışarda her şey çok yüksek sesli.
Sanki kulaklarım kanıyor gibi hissediyorum.
Ne hissediyorum?
Tavana bakamıyorum.
Işık çok parlak
Sanki aşırı ısıdan yanacakmışım gibi.

Bu zihin benim değil.
Bu yüzden ben kim oluyorum da hüküm veriyorum
Oh bu şartlar altında gayet iyi olmam gerek
Ama her şey üstüme geliyor.

Ben kolayca bunalabiliyorum.
Anksiyetem gizlice içimde dolanıyor,
nefes almamı zorlaştırıyor.
Sözler üzerime üzerime geliyor.
Kendim değil, başka biriymişim gibi hissediyorum.

Kolayca bunalıyorum.
Anksiyetem beni suskunlaştırıyor
Konuşmaya çalıştığımda.
Sözler üzerime üzerime geliyor
Kendim değil, başka biriymişim gibi hissediyorum.
Bunalıyorum.

Kişisel alanın ne demek olduğunu bilmeyen
tüm bu yüzler
ve kalabalık devre dışı kalmışlar.
Her yandan bir uyarana maruz kaldım.
Kimse anlamıyor.
Diyorlar ki çok hassasmışım.
Dinleyemiyorum çünkü gözüm tüm çıkış kapılarında.

Bu kafa bana ait değil
Ki bir hüküm vereyim
Ah bir şeyim yoktur
Ama tüm bunlar çok fazla olmaya başladı.
Ben kolayca bunalabiliyorum.

Anksiyetem gizlice içimde dolanıyor,
nefes almamı zorlaştırıyor.
Sözler üzerime üzerime geliyor.
Kendim değil, başka biriymişim gibi hissediyorum.

Kolayca bunalıyorum.
Anksiyetem beni suskunlaştırıyor
Konuşmaya çalıştığımda.
Sözler üzerime üzerime geliyor.
Kendim değil, başka biriymişim gibi hissediyorum.
Bunalıyorum.

Bir şeyim yoktur
Ama her şey fazla olmaya başladı.
İyiyimdir herhalde.
Ama değilim.

Ben kolayca bunalabiliyorum.
Anksiyetem gizlice içimde dolanıyor,
nefes almamı zorlaştırıyor.
Sözler üzerime üzerime geliyor.
Kendim değil, başka biriymişim gibi hissediyorum.

Kolayca bunalıyorum.
Anksiyetem beni suskunlaştırıyor
Konuşmaya çalıştığımda.
Sözler üzerime üzerime geliyor.
Kendim değil, başka biriymişim gibi hissediyorum.
Bunalıyorum.

Overwhelmed; Royal/The Serpent

Seoul Ruh ve Sinir hastalıkları; Yıl 2021

Beyaz kapılar ardına giriyorlardı sonunda. Hepsinin bedeni kasılmış ve gergindi ancak en çok da Jungkook bu durumdan etkileniyordu. Göz bebekleri titriyor desek yalan olmazdı. Dudaklarını yavaşça ıslatırken gidip ellerini tuttum. Derin bir nefes vererek ani gelen istek eşliğinde ona kısa bir sarılma verdim.

Ardından ayrılırken kapıyı açmadan hemen önce durumdan son kez kısaca bir kez daha bahsetme gereğinde buludum.

"Biliyorsunuz ki ailesinin ölümü ardından kullandığı uyuşturucu zaten var olan psikolojik sorunları ile iyice tetiklenerek yalancı bir dünya oluşturdu. Şimdi o bizleri, şu an olduğumuz mesleklerde, şu an olduğumuz şekilde hatırlamıyor. Bir keresinde, bizim hakkımızda lisedeyken gelecek hayallerimizden de yararlanarak alıp kısa bir kurgu yaparak başkalarıymışız gibi aksiyon gerilim tadında, okulda ki kurgu yarışmasına katılmış hatta tüm okul bize bambaşka gözler ile bakmaya başlamıştı, hatırlıyorsunuzdur elbet ki ve yine biliyorsunuz ki aynı öyle bir dünya kurdu kendine. Mesela şu an Namjoon'un ne zaman fotoğrafını görse, hepimizi öldürecek diyor. Beni gördüğü anda, seni de ele geçirdi, seni uyutuyor ve hatta Hoseok ile Yoongi'nin ayrı olduğunu düşünüyor. Bir zamanlar, ilk başlarda Hoseok'un ondan hoşlandığı zamanlarda ki gibi hatırlıyor mesela Hoseok'u, kendisi için Yoongs'u terk ettiğini anlatıyor. Bazen beni bile istemiyor. Geçen... Sevişiyordu... Jungkook, seninle sevişiyordu ve sonra bağlamak zorunda kaldık onu. Ancak dediğim gibi... Durumu iyiye gi-"

O sırada, Jungkook dayanamadı...

"Yeter, yeter Jimin... Onun doktoru olduğun için çok teşekkür ederim ama ben yıllardır süre gelen bu durumu biliyorum, her seferinde bir öncekinden daha da çok acıtıyor. Biliyorum... Durumu iyiye gitmiyor ve ne olur ne olmaz görmemizi istiyorsun. Artık girelim mi odaya?"

Duymaya tahammülü yoktu. Tüm bu durumlar olduğundan beri, önce o da başvurmuş sigara ve alkole çokça, krizlere girecek derecede ancak daha sonra kuzeni aynı zamanda da en yakın arkadaşlarımızdan biri olan Namjoon'un eşi Seokjin onlarda kalması için ikna etmişti onu ve böylece bir nebze kontrol altına alınmıştı. Küçücük bedenine karşı dünyası yaptığı aşkı yıkılınca, tam manası ile dünyası başına yıkıldı ve o da artık yaşayan bir ölüden farksızdı. Diyorum ya, yıllar olmuştu ve Taehyung ilerleme kaydetmek şöyle dursun, gittikçe deliriyordu. Klinikte ki doktorlar tedaviyi devam ettirmek istemiyordu ancak benden ötürü kimse de ses çıkaramıyordu. Her sakinleştiğinde sayıklıyordu... Zihni her yerine geldiğinde sayıklıyordu...

"Ben Taehyung'um. Her şey benim elimde... Her şey geçecek, dayan... Dayan Taehyung."

O böyle dedikçe öğretilerimi dinliyor diye umutlanırken yüreğim, zihni onu yeniden her ele geçirdiğinde kendi beyninde oluşturduğu alemlere kayıyor, sesler ile krizler geçiriyordu. En sonuncu krizi sonucunda ise yüzünde derin tırnak izleri oluşmuştu ve anlaşılıyordu...

Ben sadece çocukluğuma kıyamıyordum ancak...

Taehyung'umuzu kaybetmiştik...

Selam ballı çöreklerim! Yorumlarınız önemli, diğer fic'ime de bakmayı unutmayın!
Huzurlu günler...

Renaissance | VkookBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin