Cinsel ilişkide acı vermekle haz duyan kimse, duyabileceği acıdan da zevk alma gücüne sahiptir.
Sigmund Freud| Cinsellik Üzerine
•••
[!] Smut içerik.
30 Temmuz, on yıl öncesi;
Karanlık. Deniz kenarında ki o karanlık ve dalga sesleri. Huzur verici, telefonda açıktı o çok sevdiği, kendisine deli cesareti verdiğini düşündüğü şarkı, o sözleri tekrar ediyordu ben kumlarda uzanmış onu seyrederken o dans eder hâlde;
"Gözlerini hisset, tamamiyle benim üzerimdeler
Utangaç olma, kontolümü eline al
Titreşimi al, bu gece aydınlanacak"
Oysa ki, sarhoş da değildi. Yalnızca bir teneke bira içmişti ama kendisini de kontrol edebiliyor sayılmazdı. Sonrasında gülerek seslendim ona, saat çoktan on ikiye vurmuştu ve ailesi kızabilirdi, bunu asla istemiyordum.
"Hadi, eve bırakayım seni Lavinia'm."
O ise minik dudaklarını büzerek öne itmiş, başını onaylamaz şekilde sallamış ardından sinsi bir gülüş yerleşirken dudaklarına, ellerini omzuma koymuş üzerime eğilerek, boylu boyuna uzanmamı tekrar sağlarken kumlara, kasıklarıma oturmuş ve başını boyun girintime sıkıştırarak fısıldamıştı bana o sözleri tekrar...
"Bu gece yalan yok, gözlerin, tamami ile benim üzerimdeler. Utangaç olma. Kontrolümü eline al, titreşimi al, bu gece aydınlanacak."
Jeon Jeongguk... Minik tavşan dişleri, pek de büyük olmayan şekilli dudakları, koca gözleri, güzel saçları, muhteşem vücudu, çocuksu tavırları, saf bakışları...
Ardında ki, herkesten sakladığı karşı konulamaz kişilik. Ancak gittikçe ona daha çok bağlanırken, onun bedenini artık görmez gelen ben.
Ben ona dokunmuyordum, dudaklarını öperken bile tereddüte düşüyordum. Jeon Jeongguk, onu istek ve ihtiyaçlarım ötesinde seviyordum, bunu bilsin, hissetsin istiyordum. O gözlerimde o denli çocuk, o denli saftı ki,
Güzel Lavinia'm, herkesin hayranlık ile baktığı yapraklarını ben okşamak isterken, yanlışlıkla yıpratmaktan korkar olmuştum.
'Ancak bir insanı kendinizden çok sevdiğinizde, ancak bir insanı bütün gerçeklikten öte sevdiğinizde, bakmaya kıyamazsınız ve seni seviyorum derken gözleriniz dolar. Ben Jeon Jeongguk'u öyle sevdim ki, kendimden çok sevdim, kendimden sakınarak sevdim.'
Bakışlarında ki istek ateşi, görmediğim türdendi. Dudak uçuklatan, onu çocuk olarak gören ben, insanlara gösterdiği çocuksu kişilik dışında da, Jeon Jeongguk, kesinlikle sıradan, öylesine yahut sandığımız kadar düz bir insan değildi. Her daim insanların içinde iki kişiliğin yatıyor olduğuna inananlardandım, bu kişilerden birisi yalnızca id'lerinin yansıması idi,
(*İd; Freud'un kavramları olan id, süper ego ve ego terimleri doğrultusunda süper ego, insanların bizlerden beklentileri, örf, adet, inanışlar doğrultusunda hareket etmemiz, yapmamız ve olmamız istenen kişi bizlerin ahlaksal yasanın savunucu olan tarafımız isen, id bunun aksi yönünde hareket eden, hazzın doyumuna önem veren, içimizde ki sınırsız, din, ahlak, örf, adet gözetmeden hareket eden tarafımız, tamamen zevk temelli hareket eden tarafımız, Freud'un değimi ile, içimizde ki hayvani yanımızdır ve ego, bu ikisini de orantılayan taraf, dengelemedir.)
Bir diğeri ise, insanlara yansıttığı o Jeongguk karakteri. Ancak Jeongguk, bakışlarında da anlamak zor değildi,bana şu an tamamen o içinde ki bastırdığı yanını sergiliyordu ve... O an nedensizce, ayık da olmama rağmen sarhoş olmayı diledim. Birden bire uzun parmaklarım kavradı belini her iki yandan, tek hamlede altıma alırken bedenini, dizlerimi bacaklarının iki yanına yerleştirerek gövdemi havada tutmuş bir şekilde üzerine eğiliyordum. Bir elim saçlarına gitmişti, hafifçe okşarken saçlarını, gözleri ile anlatmak istediğini anlamak zor değildi;
'Yap şunu' diyordu gözleri.
Ve gözlerim, yapacağımı haykırıyordu.
Mantıklı düşünme, bekleme, pişmanlık duyma korkusu, yoktu içimde. Gerçi hiçbir zaman olmamıştı ama onda oluşmasından korktuğum şeylerdi bunlar. Ama bugün değildi,
Bugün Kim Taehyung o düşünceli,
O nazik sevgili değildi.
Göğsü, her aldığı nefes beraberinde alçalıp yükselirken, içimde ki o benim dâhi yabancı olduğum yan firar etmişti, göğsümüz sıcak nefeslerimiz gibi birbirine meydan okurken, ellerimden birini saçlarına atmıştım, o kesinlikle tekin olmayan bir gülümseme bırakırken, dudaklarımda benim de ince bir sırıtış yer almıştı ve saçlarında ki ellerime ait parmakları yumruk hâlinde avuç içlerinde doğru bükerken saçlarını arasında sıkıştırmış ve çekiştirmeye başlamıştım ardından hırlar bir tonda çıkan nefesim beraberinde dudaklarımı dudaklarına kavuşturmuştum. İkimiz de çölde gördüğü serabın gerçeği ile buluşmuş ve açlık hissini kana kana giderenler gibiydik. Üst dudağını kavramıştım küçüğümün, alt dudağına çoktan geçirmişti o şekilli dişlerini. Arada devreye dillerimiz giriyordu. Biz sevişmiyorduk, ruhlarımız savaş ve barışı oynuyordu. Bizim aşkımız, ruhlarımızın hiddetli öfkesinden doğmuştu. İnsanlığa olan öfkemiz, birbirimize itmişti bizi. Ve biz, savaşırken sevişen, sevişirken savaşanlardan olmuştuk. Dilini çekiştirirken ben Jeon Jeongguk'un, o çoktan kurtulmuş ve alt dudağıma sertçe dişlerini geçirmişti.
Kan tadı.
Daha da harekete geçirmişti bu beni, sertçe üzerinde ki beyaz o bol gömleğinin yakalarını kavramıştım, ardından düğmelerin koparak çevreye yayılması uzun sürmemişti.
"Sikeyim Kim Taehyung, kendini benden saklama... Demek böyle sert bir adam da olabiliyor bana bakmaya kıyamayan masum sevgilim, becer beni. Bir sürtükmüşüm gibi. Çünkü şunu unutma, sevgilin, eşin olmam, senin sürtüğün olduğumu da değiştirmez. Ve ben, gördüğün en iyi sürtük olacağım."
Jeon Jeongguk... O vakitler bilmezdim, o bambaşkaydı. Ben, görememiştim onu. Aşkım gözlerim önüne geçmişti, her şeyin önüne geçmişti. Belki ona olan aşkım, onun bile önüne geçmişti. Bu hikayede, masum yoktu.
Yine hırıltılı çıkan boğuk sesim çarpmıştı dudaklarım beraberinde onun yumuşak kulaklarına.
"Sen... Sen benim sevgilim, ailem... Canımın içi, eşim, çocukluğum, büyüklüğüm ve sen benim adi sürtüğümsün."
O vakitler, kendime de gözlerim kapalıydı..ben de, masum değildim kesinlikle, o gün Jeongguk da fark etmişti, gözlerinde ki ateşi.
Sahil kenarında, sarı loş aydınlatmalar yansırken, bedeni öyle iştah açıcıydı ki, küçüğümün birden çenesini kavrayıp başını iyice geriye iterken Jeongguk'un, adem olmasından başlayarak yerine göre küçük, yerine göre ise ıslak bir kaç öpücük ve hickie bırakıyordum. Göğüsleri arasından tutun ki göbek deliğine dek , şimdi işte o hazineye gelmiştik, ellerim pantolonunun bel kısmına giderken çenesini serbest bırakmıştım, o an Jeongguk ellerini saçlarıma yerleştirmiş, birden bastırırken başımı bacak arasına, doğrulmuştu görme alanımı yok edip ardından başımı serbest bıraktığında bileklerini kavramış olduğum an güldü ve dizi ile karnıma doğru bir darbe atıp yerlerimizi değiştirdi, artık üstte olan oydu ve kasıklarıma oturup sürtünme başlamıştı.
"Beni izle."
Demişti o sıcak, kendinden geçen sesi ile ve ben o an itaat etmiştim ona, o ben yokmuşum gibi sol elini göğüs ucuna atmış diğer elinin de işaret ve orta parmağını dudakları arasına alarak emmeye başlarken sesli bir şekilde güzel bir kombinasyonu yaparak bunu kasıklarımda hareket ettirdiği kalçaları ile karşı konulmaz hâle getiriyordu iyice.
Ve ben, karşı koyamıyordum.
•••
Yaşadığım Real durumlardan ötürü içime sinmeyen bir bölüm oldu ama onları tanımanız için böyle bir ön sevişme sahnesi gibi bir şey geçmeliydim, diğer bölümde devamını ister misiniz?
Yoksa atlayalım mı smut kısmını?
Ben Silvian Esprit, görüşürüz.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Renaissance | Vkook
FanfictionLise birinci sınıfta başlayan sıkı arkadaş grubu, sırları, iç benlikleri ve ölen arkadaşları yüzünden dağılır. Jeongguk, ölen sevgilisi Taehyung adına aldığı mesajdan sonra ise, her şey yeniden başlar ve artık tüm üyeler, bir oyunun içindedir. Yönet...
