Lise birinci sınıfta başlayan sıkı arkadaş grubu, sırları, iç benlikleri ve ölen arkadaşları yüzünden dağılır. Jeongguk, ölen sevgilisi Taehyung adına aldığı mesajdan sonra ise, her şey yeniden başlar ve artık tüm üyeler, bir oyunun içindedir. Yönet...
Hafızamın bir kösesine yerleşmiş kahverengi piyano Çocukluk evimin bir kösesine yerleşmiş kahverengi piyano O anı hatırlıyorum, Benden çok uzundu bana rehberlik eden kahverengi piyano
Sana saygı duyuyordum, Seni özlüyordum Sana küçük parmağım ile dokunduğumda ''Çok iyi hissediyorum anne, çok iyi hissediyorum'' Parmaklarım nereye gittiyse o tuşa bastım O zamanlar senin önemini kavrayamamıştım O zamanlar sadece sana bakarak bile mutlu oluyordum
Hatırlıyorum ilkokul günlerimi Senin boyunu geçtiğim zamanları İhmal ediyordum,bir zamanlar özlem duyduğum seni Ve o beyaz yeşim gibi olan klavyenin üzerini toz dolmuştu, Terk edilmiş görünüyordun O zamanlar bile senin önemini kavrayamamıştım Nerede olursam olayım sen hep yerini korudun Bunun son olacağını bilmiyordum Bu şekilde gitme
Dedin ki;ben gitsem bile dert etme Tek başına gayet iyi yaparsın Hatırlıyorum seninle ilk tanışmamızı seninle Ben ne olduğunu anlamadan birden büyüyüverdin Her ne kadar ilişkimize son vermiş olsak da Lütfen benim için üzülme Ne şekilde olursam olayım tekrar göreceğim seni İşte o zaman mutlu bir şekilde selamla beni
Hatırlıyorum,14 yaşlarındaydım Çoktan unuttuğum senle tekrar karşılaşmıştık Aramızdaki tuhaflık sadece bir anlığınaydı, sana tekrar dokundum Uzun zamandır ayrı olamaza rağmen def etmeyip beni kabul ettin Sen yokken ben bir hiçim Sabahı beraber karşıladık şafak sönerken Sakın elimi sonsuza dek bırakma Çünkü bende seni bırakmayacağım Hatırlıyorum o zamanları Ergenliğimin son anlarını kasıp kavurmuştuk
Evet burnumun ucunu bile görmediğim o zamanları Ağlayarak,gülerek geçirdiğimiz o anlar Şimdi bir hatıra Kırık omzumu tutarak''Artık bunu yapamayacağım''dedim Her pes etmek istediğimde Sen yanı başımda durarak ''Bunu yapabilirsin serseri''dedin Evet,evet hatırlıyorum Bıkmış ve kaybolmuştum Umutsuzluk çukuruna düşmüştüm Seni kendimden uzaklaştırmak istesem bile Seninle karşılaştığımda rahatsız olsam bile Sen sabırlı bir şekilde hep yanımda kaldın İstemediğim halde Bu yüzden elimi bırakma sonsuza dek Tekrar gitmene izin vermeyeceğim zaten Doğduğum günden hayatımın sonuna dek Sen her anımı kollamak için yanımda olacaksın
Hafızamın bir kösesine yerleşmiş kahverengi piyano Çocukluk evimin bir kösesine yerleşmiş kahverengi piyano O anı hatırlıyorum, Benden çok uzundu bana rehberlik eden kahverengi piyano
Fırst Love; AGUST D
Jeongguk çok hayallemişti, hep hayallemişti. Çok istiyordu görmeyi, gelmesini. İnsanlar ne kadar inansın ya da inanmasın, onlar hangi perspektiften bakar olursa olsun, ikisi de birbiri olmadan, derbederdi. Hatta daha güçlü taraf olan Jeongguk, belki de en çok bunu belli edendi. İnsanların doğru, yanlış, günah, sevap kavramları, çok farklıydı. Hiçbir şekilde haklıyım diyemiyordu Jeongguk ancak haklı da diyemiyordu, kendince haklılıkları vardı her ikisinin de ve her ne olursa olsun, ilk aşktı o. İlk aşkları... İlk tomurcuk, açan ilk yaprak, aldıkları ilk can suyu, solan ve düşen ilk yaprak. Şimdi birbirlerine dokunmak bu denli sarsarken onları, Jeongguk gözlerini yumdu sıkıca, Taehyung gibi. Gözleri doluyordu. Bedenine sarılan o kollar, o koku... Nasıl tam unuttum derken, hâlâ ve hâlâ derbeder edebilirdi? Mesela ağlayarak sarıldıkları günler geliyordu akıllarına, zihinlerinde canlanıyordu, yağmurun altında öpüştükleri gün, ne de klişeyiz ama diyerek attıkları kahkahalar... Onlar sarılırken, ruhları anlaşmaya başlamıştı çoktan. Öyle hasretlerdi ki, Hem de birbirlerini bu denli unutmuşken. Fazla konuşamadılar, Taehyung ayrılıp bedeninden, birkaç adım geriye atarken kalktı Jeongguk, çatılmış kaşlar ile baktı karşısına dikilip, Taehyung ise başını yana eğmiş izliyordu küçük bir çocuğu izler gibi. Sahiden kimdi en kırgın, en kızgın? İkisi de kırgındı ama ikisi de birbirine eziyet çektiriyordu, sevip, sevgisiz bırakarak. Yaşanmışlıklar yok sayılamazdı ama yarının belli olmadığı bu dünyada ileriyi düşünmenin ne anlamı vardı? Jeongguk'un koca göz bebekleri titriyordu, mosmor göz altları yer almıştı kavruk teninde yerini Taehyung'un, iyice zayıflamıştı o yapılı adam, dalgalı saçları seyrekleşmişti, artık onu tanıdığı renklerinde bile değillerdi. Güzel kumral, koyu bir siyaha dönmüştü. Ruhu gibi. Taehyung ise aynı şeyi yapıyordu, Jeongguk aksine yapılanmıştı, kaslar oluşmuş bedeninde, eski liseli kendisinden oldukça uzaklaşmış, saçları uzamış, bir o kadar dikkat çekici bir hâl almıştı. İnsanlar böyleydi, Taehyung nefessiz kalınca yemeden, içmeden, güçten kesilirken, Jeongguk boks torbaları ve aksine yemeyen adam, yemekten çıkarmıştı sinirini. Birisi kötüyüm, daha da kötü diye yaşarken, her gece bitkinlik ile uyurken. Bir diğeri kendini kandırmaya çalışmıştı, her gece kendini yitirirken, uyku bir an için gözüne girmezken. Ve sonunda atlattık derken, gelmişlerdi yine karşı karşıya, Kahkahaları ile, hüzünlenleri ile, en günahkar, en sevapkar, en masum, en yaramaz ancak en çocuk halleri ile ve daha fazla sürmedi, bir ses yükseldi. Jeongguk dayanamamış ağlamaya başlamıştı ve Taehyung'un izni almış göz yaşları süzüldü yanaklarından. Jeongguk çok daha fazla beklemeden Taehyung'u göğsünden sertçe itti, zaten tüm gücü çekilen adam sevdiceğini gördüğü anda şimdi boylu boyuna yerdeydi, Jeongguk kasıklarına oturdu Taehyung'un ve eğilerek sertçe birleştirdi dudaklarını, o öpmüyordu, anlatıyordu ve Taehyung bunu anlamıştı. Onlar tek kelime etmeyecek, ruhları hem savaşacak hem de sevişecekti. Sertçe kavradı alt dudağını Taehyung'un ve dişlerini geçiriyor ara sıra, sertçe emiyordu kendi içine çekmek istercesine, daha birkaç saniyede öyle harap etmişti ki dudağını sevdiğinin, dudakları arasında şişmeye başladığının farkına varmıştı, Taehyung'da ise durumlar belki çok daha hiddetliydi, t-shirtünün eteklerini pantolon kemerinden kurtarmış, Jeon'un t-shirt altından çıplak beline ellerini geçirirken tırnaklarını deriye geçirmiş ve o da Jeongguk yer aldığı üst dudağına öyle nefessiz eşlik etmişti ki. Jeongguk küçük bir çocuk gibi hırs ile aynı şeyi tekrarlarken, sıkıca kavradığı belinden biraz yukarı kaldırıp tekrar oturtmuş Jeon'u, bu sırada birkaç saniyede yerlerini değiştirmiş ve Jeon'u altına almıştı. Kır çiçeklerinin kokusu ne güzel geliyordu burunlarına o vakit ancak birbirlerinden güzel değillerdi kesinlikle, onlarca. Taehyung bacaklarını her iki yanına yerleştirmiş Jeongguk'un, üstüne eğilmiş dururken dirseklerini omzunun her iki yanından yerleştirmiş bir eli ile ensesinde ki saçları çekiştiriyordu ve tekrar dudaklarını birleştirdiğinde işin içine dillerini de katmıştı. Sürekli birbirlerine çarpan dillerini, ikisi de yakalama savaşına girmişti, arada dudaklarına devam ediyorlardı ve bir kan tadı gelmişti, Jeon'un alt dudağına dişlerini geçiren Taehyung, fazlası ile emerken kan toplamış ve küçük bir yarık oluşturmuştu, biraz tereddüt ve biraz da gerginlik ile nefes nefese ayrılırken Taehyung, gözlerine baktı Jeon'un ancak Jeon gülümsüyordu ve Taehyung, yavaşça sırıtmaya başladı. Belki de, gerçekten iki kaçıktı. Taehyung'un gözlerinde bir ateş vardı, bu kırgın ruhun ateşinden doğma, bu ateşte yanmayı isteyecek kadar ateşin kendisiydi Jeongguk'da ve şimdi harmanlanıyor, iki ateş birbirini kül ediyorlardı. Doğruldu Taehyung, Jeongguk'un kemerini çözerken çözdüğü kemeri alt dudağını ısırmış gülerek eline aldı ve birkaç tur çevirirken daha sonra doğruldu, "Jeon, bana sırtın dönük bir şekilde dizlerin üzerinde otur ve bileklerini kalçan hizasında birleştir." Jeon donmuştu o sırada, ne kadar kalın ve boğuk bir hâl almıştı sevdiğinin sesi, ancak bu ona daha fazla deli gibi bir haz vermişti, o kadar özlemişti ki, reddetmek, oyun oynamak , inatlaşmak gibi bir planı yoktu, doğruldu ve dizleri üzerinde ona sırtı dönük otururken bileklerini kalçası hizasına getirdiği ve Taehyung kemerde yeni delikler oluştururken bileğini sıkıca bağladı Jeon'un, kendi fularını çıkarttı sonra boynundan, gözlerini bağladı ve sonra, kendi kemerini çıkarttı ve bir çiçek aldı yerden, bir papatya, sırtına sürtmeye başladı hafifçe Jeon'un, Jeon öyle huylanıyordu ki, sırtı dikleşiyor, arada sağa sola kıvrılıyordu, yaptıkları bu küçük hareketler oldukça hoş geliyordu Taehyung'a. Uçurumun kenarında, çiçekler ve orman arasında, hiç konuşmadan yıllar sonra görüşüp sevişen iki sevgili. Şimdi bir de, yağmur çiselemeye başlamıştı. Taehyung gözlerini yumdu gülümser bir şekilde, öyle bir nefes aldı ki, yıllardır soluksuz olduğunun bir kanıtı da buydu, "Yaşadığımı hissediyorum, yanında." dedi, Jeongguk konuşamadı pek tabii, Taehyung hızla ellerini Jeongguk'un dudakları ile buluşturmuş olunca, Taehyung bunu istiyordu, göremesin hasret kaldığı gözlerimi, dokunamasın tenime, tek kelime etme hakkı olmasın, hem hasret gidereyim, hem öfkemi kusayım. "Konuşursan, yemin ederim olacaklardan sorumlu değilim. Seni bir sürtüğü becermekten hallice ederim Jeon Jeongguk." Jeongguk daha çok konuşma isteği ile dolmuştu o an, bu ruhu kararmış adamın ateşinde yanmak duyduğu en büyük hazdı, en zayıf yanı kendisi olduğundan, hiçbir zaman yeterince kıyamayacak olduğunu biliyordu ama hayır, o bunu istiyordu. Hoşuna gitmişti, ona yapılan bu muamele, deli gibi hoşuna gitmişti, Taehyung yavaşça omuzlarını öpmeye başladı sevdiğinin, izler bırakırken omurgası doğrultusunda sırtına kayıyor, bu sırada parmakları, dudaklarını okşuyordu arkadan dolanmış ama Jeon birden dişlerini geçirmişti parmaklara, hızla ayağa kalkarken Taehyung'un dikkati dağıldığı an, dizleri üzerine arkasını, yani yüzünü Taehyung'a dönerek tekrar oturmuş ve dudaklarını yavaşça dili ile ıslatarak fısıldamıştı göremediği lâkin hissederek orada olduğunu, üzerine eğildiği Taehyung'a, "Beni bir sürtük gibi becermen gerekmiyor mu zaten sevgilim? Hata yaptım ve bu büyük bir hataydı, bana bunu ödet, beni benden al, çünkü sen gittiğinden bu yana zaten kendimde değilim, şimdi buluşuyorum benliğim ile. Benim açlığım bile sana." Jeon, Taehyung hayatından gittiği andan bu yana kimse ile olamamıştı sahi. Hayallerinde Taehyung bile varken, kendini dahi kandıramamış ama o kadar güzel iyiymiş taklidi yapmıştı ki, insanlar bunu anlamamışlardı, Jeongguk'un t-shirtünü yukarı kaldırırken tekrar bedeninin uzanmasını sağlamıştı Taehyung, ne de tapılası bir bedeni vardı, kaslı bu beden nasıl bir o kadar nahif durabilirdi? Kendi kavruk tenine kıyas ile ilahi beyazlığa sahip olan bu teni, kanın hazzına bulamak isteyen Taehyung çıkardı yanında taşıdığı küçük bıçağı cebinden, keskin yerini açtı ve iki göğüs arasına yerleştirdi, yüzünde ki deli tebessüm korkutucuydu. Neyse ki Jeon görmüyordu denilebilirdi fakat hayır, Jeon bıçağın o keskin soğukluğunu hissettiği an kasıklarını iyice kasmıştı ve birden fazlası ile erekte olduğu, dikleşen göğüs uçlarından da açıktı, tabii ki Taehyung da bunu anlamıştı ve kaşları çatılmıştı. Duraksamadan olsa gerek anlamış Jeongguk, konuya girmişti derhal. "Sen deliysen, ben zır deliyim. Unutma." Demişti, Taehyung o an hırsa kapılıp birden küçük bir yarık oluşturmuştu göğüsleri arasında, beş altı santim uzunlukta. Fazla derin olmamak ile birlikte, asla ona zarar verecek türden değildi ama çoktan kan toplamıştı, gözlerini yumarak dilimin ucunu baştan sona toplanan kanda dolaşırdı Taehyung ve sonra daha kendi dudaklarından emmeden, Jeon'un dudakları ile buluşturmuştu dudaklarını. Kan tadı geçerken, öpücükleri tekrar aşağı inmişti, sol göğüs ucuna dudakları kapanırken, diri tomurcuğunu dişleri arasına almış çekiştiriyordu Taehyung ve diğer boşta ki göğüs ucunu Jeon'un parmakları ile beceriyordu. Jeongguk çıldırmaya başlamıştı, göğüs uçları onun için hassas bir yer olması beraberinde şu an o deli gibi hasret olduğu suretin bu tapılası hâlini görememek, en büyük işkence idi ona. "Sikeyim, şu aptal kemer ve fulardan kurtar beni!" Taehyung yavaşça gömüldüğü göğüsten kaldırmış başını ve ince sırıtışı ile omuz silinmiş, öpücükleri karnına doğru indirirken, kasıklarında bitirmişti. Sonunda Jeongguk'un pantolonundan kurtulurken, iç çamaşırını da kenara fırlattığı pantolonun yanına hiç çekinmeden yollamıştı. Yağmur daha da hızlanırken üşümeleri gerekiyorlardı, belki klişe gözükebilirdi lâkin birbirlerinin ateşi, öyle yakıp kavuruyordu ki birbirlerini, Taehyung birden Jeongguk'u ters çevirmişti, sıkı kalçalarına sert birkaç şaplak attığı sıra Jeongguk ona dünyanın belki de Taehyung için en güzel tınısı olan inlemesini bırakmıştı, bu durum Taehyung'un da boğuk, kalın sesi ile hırıltılı inlemeler bırakmasına sebep olurken, ardı arkası kesilmeyen bir senfoni oluşmuştu. Öyle erekte olmuştu ki her ikisi de, Jeongguk'un deliğinin hazırlanmaya dahi gereği kalmamıştı. Taehyung kendi kabaran erkekliğini de kurtarmış kumaşlar altından ardından ellerinden birini Jeongguk'un beline yerleştirirken bir diğerini, ensesine/boynuna yerleştirmiş, tam içine girdiği vakit boynunu da öyle bir güç ile sıkmıştı ki, Jeongguk bir an için, öleceğini zannetmişti ama bıraktığı inleme, öyle zevk doluydu ki, o ikisi sevişmiyordu yalnızca, savaşıyordu da. Onlar iki aşıktı, iki günahkar, iki aptal ama en zeki. Onlar, Taekook'tu.
Ben, Silvain Esprit.
Merhaba, aslında bu benim yazdığım ikinci smut ama öncekini çok tutmamıştım ve yeni yeni tanışıyoruz, yani ne tarz sevişmeleri seversiniz, sert ve küfürlü olanlardan hoşlanır ya da rahatsız mı olursunuz bilemediğim için oldukça yüzeysel tutmaya çalıştım ve umarım onları hissedebilmiştirsiniz, aslında onlar çok şey konuştular, ruhları ile.
Ve bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz?
Teorileriniz neler?
Yorumlarınızı bekliyorum..
Sınır;
10 beğeni 15 yorum
FAKİR BİR YAZARIM BEN.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.