Zar zor bitirebildiğim hastane yemeğinin son lokmasını da yuttuktan sonra önümdeki tepsiyi yanımdaki küçük masaya bıraktım. Sırf aç olduğum için yemiştim yoksa o tatsız tuzsuz yemekleri ağzıma bile sürmezdim.
Daha yeni uyandığım için hala uyku sersemiydim. Doktorla konuşmamın ardından hemşireler gelip ağrılarım için ağrı kesici yapmışlardı. Kısa sürede etkisini gördüğüm ilaç beni adeta mayıştırırken olduğum yere uykuya dalmıştım. Ankara mevzusunda çok büyük ikilemde kaldım. Bir an önce bu bilinmezliğin açığa kavuşmasını istiyordum ama bir anda olabilecek bir şey değildi bu. Ne kadar doktorun söyledikleri bana güven verse de bir yanım olacakları düşünüyordu. Bilmediğim bir şehirde yabancı insanlarla ne yapabilirdim ki, ne kadar güvenilirler?
Yatağımdan usulca kalkarak odadaki lavaboya girdim. İşlerimi hallettikten sonra ellerimi yıkamak için musluğa uzandım suyun soğukluğu tenime nüfuz ederken biraz olsun beni kendime getirdi. Eğdiğim başımı kaldırmamla karşımdaki aynadan kendi yansımamı görmem bir oldu.
Yabancı ama bir o kadar tanıdık olan yüzümü merakla inceledim. Günlerdir bitkisel hayatta kalmış olmamın verdiği yorgunlukla solmuş beyaz tenim, kuruyan hafif kırmızıyı anımsatan dolgun dudaklarım, saçlarımla aynı renkte olan koyu kahverengi gözlerim, uzun kıvrık kirpiklerim ve hafif kalkık küçük burnum.. Yutkundum. Akan soğuk suyu avucuma doldurup yüzüme çarptım. Hafif irkilmeme bunu birkaç kez tekrarladım.
Lavabodaki işlerimi hallettikten sonra yatağıma giderken odamda beni bekleyen Arzu abla ve Aziz ağabeyi beklemiyordum. Adımlarımı usulca onlara doğru ilerlettim. Aziz ağabey sesimi duyar duymaz arkasını dönüp göz teması kurmamıza sebep oldu. Derin bir nefesi dışına verdiğini gördüm. "Odada göremeyince endişelendik." Diye konuştu. "Nasıl sesleneceğimizi de bilemeyince kaldık öyle."
Acı bir tebessüm oluştu yüzümde. İnsanların bana hitap edeceği bir ismim yoktu. "Lavabodaydım." Diye cevapladım onu.
"Kararını verdin mi?" Diye sordu tebessümle. "Sizce böyle bir şeye bir anda karar vermek kolay mı?" Dedim sorusuna soruyla cevap vererek. "Uyanalı daha yirmi dört saat bile olmamışken sizinle apar topar Ankara'ya gidemem."
Bir süre sessiz kaldıktan sonra boğazını temizleyip konuşmaya başladı. "Seni anlıyorum.." Sözünü hızla kestim. "Anlıyor musunuz?" Diyerek devam ettim.
"Bir uyanıyorum zihnim bomboş, hiçbir şey yok. Adım ne, annem babam kim, evim nerede, başıma ne geldi? Hiçbir şey yok bende, ve ne yapacağımı bilmiyorum. Siz olsaydınız ilk kez gördüğünüz insanlarla bir yere gidebilir miydiniz? Güvenebilir miydiniz onlara?" Az önceki olduğu gibi bir şey demeyip sessiz kaldı.
"Lütfen," Diyerek başımı biraz yana büktüm. "Bana biraz zaman verin." Evet, düşünecektim. Çünkü doktorun konuşması biraz olsun düşünmemi sağlamıştı. Evet onları tanımıyordum ama kendimi bile tanımıyordum ki. En azından onların desteği ile bir ilerleme kaydederim. Kaybedecek bir şeyim yoktu ama kazanacağım çok şey vardı.
"Ah tabii ki. İstediğin kadar düşünebilirsin." diyerek gülümsedi. Yanıma doğru adımlayarak aramızdaki mesafeyi biraz daha azalttı."Ertuğrul seninle konuştu ama bir de benden duymanı istiyorum. Şunu tüm samimiyetimle söylüyorum ki; seni kızım yerine koydum, koyduk. Seni bu hastaneye getirdiğimiz ilk gece yüreğim ağzımda atıyordu, hayata dönemeyeceğinden çok korktum. Şükürler olsun ki dayandın, bırakmadın." Sessizce karşımdaki adamı dinledim. "Günlerce burada kaldın hastane polisi seni araştırdı, ailene ulaşmaya çalıştı ama gelen giden yoktu. O gün kendime bir söz verdim. 'Kendine geldiğinde gidecek bir yeri olmazsa, ona sığınacak bir liman olacağım.' Dedim. Kendini yalnız, kimsesiz hissetmemen için," Köşede yaşlı gözlerle bizi izleyen Arzu ablayı gösterdi. "Arzu ve ben hep yanında olacağız. Ve eğer iznin olursa ben verdiğim bu sözü yerine getirmek istiyorum."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
DENİZİN EMANETİ
Misterio / SuspensoKoşuyorum. Yabancısı olduğum şehrin boş sokaklarında nefes nefese koşuyorum. Nereye gittiğimi, kimden kaçtığımı bilmeden. Çaresizlik. İliklerime kadar hissettiğim tek duygu. Issız sokağın ortasında oturmuş hıçkırarak ağlıyordum. Ne sesimi duyan var...