Bölüm 2: Güvenli tek ışık

66 15 11
                                    


Merhabalar. Umarım hepiniz çok iyisinizdir.

İyi okumalar<3
_____________________

Asansörden indiğimde ezbere bildiğim koridor gözlerimin önüne serildi. Bakmaya tahammül edemiyordum. Gerçekten bakmaya tahammül edemiyordum. İki hafta öncesine kadar vakit geçirmeyi en sevdiğim yer burasıydı oysa ki. Boris'in odası bu kattaydı.
Yanından eksik etmezdi beni, tüm işlerine rağmen zamanının çoğunu benimle geçirirdi.

Ona güveniyordum.

Bu düşünceyi  hızlı bir şekilde aklımdan sökmeye çalıștım. En azından tüm gücümle çırpındım bunun için. Ancak yılların izleri öyle kolayca silinmiyordu.

Sızıyı bile tercih ederdim bu iki kelimeye.

Kaçmak için terasta biri olup olmadığını kontrol ettim. Kaçmazsam avlanırdım.
Kaçmazsam mahvederdim kendimi.
Yine.

Öyle çok yorulmuştum ki kendimden, çığlık atarak her şeyin bir süreliğine durmasını ve bana zaman tanımasını istiyordum. Zihnimdeki sızı dostum, düşüncelerim ise düşmanım olmuştu artık. Evet, o sızıyı sevdiğimi pek söyleyemezdim ama tırnaklarını derime geçiren düşüncelerden daha katlanılır olduğu kesindi.

Roller tamamen değişmişti. Bir türlü akmayan gözyaşlarım ve diğer tüm soluklarım da öyle. Kurşun gibiydiler. Deşmekten başka bildikleri yoktu. Son iki haftada o kadar çok kan akmıştı ki derinlere yeni yaralar kazınırken bu zamana kadar hiç yara almadığımı farkediyordum. İlk kez böyle bir bu acıyı.

Saçlarım yandığında bedenim ve zihnim acıyla sarmalanmış olurdu. Hissiyatını çok iyi bilirdim.

Bu ise... fazlasıyla değişikti.

Kalbimden de derine uzanıp onu yakalamak istiyordum ama oradan daha derin bir yer olduğunu yeni öğreniyordum. Ruhum. Çatlıyordu. Bir uzvum kesilse bu kadar çok kan akmazdı belki. Ruhum şeffaf duvarları ardında çok şey gizliyordu. Onu tatmak garipti. Her çatlağı hissetmek damarlarımın parçalanmasına benziyordu.

Tam olarak içten çürümek gibiydi.

Ayın yatıştırıcı bir özelliğe sahip ışığı yüzüme yansıyarak beni selamladığında gülümsemeye çalıştım. Tam başaramadım ama en azından tebessüm edebildim. Yıldızların da yanıp sönerek el salladığını görebiliyordum. Cam kapıyı yana doğru iterek kapatırken tebessümüm yavaşça soldu. Her zamanki gibi gözlerim sızlamaya başladı. Ayın ve yıldızların yanında ağlayabilirdim, beni en iyi bilenler artık sadece onlardı.

Duvarın dibine çöktüm. Alnımı dizlerime yaslamak istedim ama birkaç saniye içinde bundan vazgeçtim. Gökyüzünün zarar vermek yerine sarılmayı seçtiği saatleri yok sayarak kendi karanlığımla baş başa kalamazdım. Öyleydi ki, artık kendime bile tahammül edemez hale gelmiştim.

Ruhum bedenimin içinde çırpınıyordu.
Belki de sadece özgürlük istiyordu.
Ona istediği özgürlüğü vermediğim de ise bir çatlak daha oluşuyordu.

Ay'a baktım. Daha fazla düşünmek istemiyordum. Bir şeyler anlatmak işe yarayabilirdi belki. Gece beni hep dinlerdi zaten.

" O günkü karanlığını hatırlıyor musun? " Cevap beklermiş gibi birkaç saniye sessiz kaldım. O sadece dinleyiciydi.

" Ben hiç unutamıyorum. Unutmak istiyorum, yemin ederim ki,  bunların sadece korkunç bir kabus olmasını istiyorum. " Yanağımdan aşağıya akan gözyaşı çeneme kadar ilerledi. Yine mi ağlıyordum?

Rüzgar parmaklarını yüzüme dokundurarak onu silmeye çalıştı ama tenimi ürpertmek dışında bir şey yapamadı. Rüzgarı severdim, çünkü kollarını bana dolamaktan asla vazgeçmezdi. Saçlarımı okşaması hoşuma gidiyordu.

ATEŞ TUTAMLARI Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin