Gerçekler ve yalanlar ortaya çıktığında geriye sadece kırık kalpler ve parçalanan hayaller kalıyordu. Sonu olmayan bir uçurum kenarında ölümü beklemek gibiydi bu. Bazen hayatımızın bir kader olduğunu ve o kaderden ibaret yaşadığımızı anlarız. Bazense kader sadece bizim çizdiğimiz yolu şekillendiren bir bulgu.
Göktürk kucağına aldığı oğlunu öpüp okşarken, orada bulunan ebe yere baksa da durumun farkındaydı. Yaşlı kadının zavallı yüreği parçalanıyordu bu iğrenç tablo karşısında. Keşke ilk çocuğunu da bu şekilde kucağına alsa, onu öpse, kokusunu doya doya içine çekseydi. Bağrına basıp, babalık etseydi.
Umut doğduğunda onu ve eşini görmeye bile gelmemişti. Umut' un yaş günlerine gelmemişti, ilk adımlarını görmemiş, ilk kelimesini duymamıştı. Dönüşmesini de görmemişti. Zavallı oğlanın hiçbir anına tanıklık etmemişti. Ama Arel yine de oğlunu diğer babasına düşmanca yetiştirmemiş, onun babası olduğunu söyleyerek, sevgiyle yetiştirmişti. Bu yüzdendir ki Umut o ana kadar Kral babasına hiç nefret duymamıştı. Dışarıdan bakıldığı vakit her şey çok güzel dururdu ama asla öyle olmazdı. Zavallı omega ne çok ağlamıştı o zaman. Gerçi onun gözyaşları hiç dinmemişti. Belli bir süre o genç hekim yanında olduğunda belki. Ama gerisi hep kader, hep gözyaşı. Cihan mutluluk gözyaşlarıyla eşine ve çocuğuna bakarken onları onaylamayan şekilde bakan ebeye döndü.
"Çok git buradan." diye bağırması ile Göktürk eşini bu kadar öfkelendiren kişinin kim olduğuna bakmak için oda başını kaldırdı. Ona aynı öfkeye sahip oldu o an.
"Muhafızlar. Kellesini alın." demesi ile üç muhafız odaya girmiş, yaşlı kadının kollarına girmişti. Yaşlı kadın çığlık atıp, onu affetmesi için yalvarmamıştı bile. Çünkü bu zamanın geleceğini çoktandır biliyordu.
"Lanetlendiniz Kral'ım. Çok yaşamayacaksınız. Eşinizin ve oğlunuzun ahı hep üzerinizde olacak. Gerçek eşinizi çok üzdünüz" dediğinde Göktürk daha çok sinirlenmiş ve kendisi o kadının canını orada almıştı. Cihan gülümseyerek bakıyordu ve bunu saklamıyordu.
"İşte" dedi büyük bir gururla kendine kanla kaplı halde gelen kocasına bakarken.
"Benim eşim." demesiyle Göktürk kocaman gülümseyerek yeni doğum yapan eşinin dudaklarına ufak bir buse kondurdu.
"İşte." dedi onun lafını tekrarlarken.
"Yaşam ve gerçek eş ." Kendini çok mutlu ve huzurlu hissediyordu. Sanki yıllardır aradığı mutluluk ve huzura şuan kavuşmuştu. Oğlunun küçücük burnuna ufak bir öpücük kondurdu.
"Benim güzel oğlum." Sanki ilk defa baba oluyordu Göktürk. Sanki kucağında ki çocuk onun ilk çocuğuydu. Yıllar yavaşça geçerken Göktürk' ün zihninden Arel ve Umut silinmişti. Tek ve gerçek eşi Cihan, gerçek ve tek çocukları Semih, Yeşim ve Yusuf vardı. Yeşim ve Yusuf ikizdi. İlk çocukları olan Semih ' den üç yıl sonra dünyaya gelmişlerdi. Semih ve Yeri Alfa, Yusuf ise Omegaydı. Üç çocuğunu da eşit seviyor, hepsine aynı sevgiyi veriyordu.
Aynı babası gibi...
Ama babasını da öldürdüğü an zihninden yavaşça silinmişti. Beşi beraber çok mutluydu, kendileri hariç her şeye gözleri ve kulakları kapalıydı. Sıcacık saraylarında oturuyor, beğenmedikleri yemekleri yere dökmekten çekinmiyorlardı. Keyiflerine çalışanları kovuyor veya idam ettiriyorlardı. Ülkede artık ekin yoktu, kendi soyu oldukça azalmıştı. İnsanlar üstünlük kurarken, kendi ırkı saklanmak zorunda kalmıştı. Birkaç kez saraya isyanda bulunmuşlardı ama nafileydi. Ama aslında yıllarca onlar için hazırlanan bir gruptan haberleri yoktu.
Bu grup kendi halkları öldükçe daha da büyümeye başlamış, her yerde bulunur olmuşlardı. Kral ve ikinci eşi hakkında bilgiler topluyor, büyük günü titizlikle bekliyordular. Halk Cihan' ı asla Kralları olarak kabul etmemişlerdi. Göktürk artık yaşlandığını hissediyordu. Otuzlu yaşlarındaydı artık. Ama biricik sevgilisi ilk gün ki gibiydi. Çok güzel ve gençti. Dün gece güzel bir şekilde sevişmişler sabahına yorgun uyanmışlardı. Cihan gözlerini ilk açan olmuştu. Eşinin dün gece çabuk yorulması aklına gelince kıkırdamaya başlamıştı. Göktürk güne eşinin güzel kıkırtıları ile açtı.
"Neye gülüyorsun sevgili eşim?" diye sorarken onu kendine çekip sarılmıştı.
"Hiç. Dün gece çok yoruldun da aklıma o geldi." demesiyle Göktürk tek kaşını kaldırıp eşine baktı.
"Bak seeen?" diyerek onu öpmeye başladığı an kapısı büyük bir gürültü ile açıldı. İkili yerinde sıçrayıp öfkeyle kapıya baktı.
"Bu ne cüret!" Göktürk' ün öfkeli sesi kapıdakileri korkutmak yerine sadece gülümsetti.
Koyu kahve saçlı olan arkasına sakladığı kan akan çuvalı onların önüne attığında içlerinden yuvarlanan çocuklarının kafalarıyla, Cihan çığlık atıp ağlamaya başladığında Göktürk yataktan atılarak feromanlarını salgılamaya başladı. Onları diz çöktürüp hayatlarında çekmedikleri acıyı çektirecekti. Ama onlar sadece gülümsüyordu.
Nasıl olurdu da Kral Alfa' ya boyun eğmezlerdi!
"Ah sevgili babacığım." dedi koyu kahve rengi saçlı olan alaycı gülüşüyle. Öfkenin yerini şaşkınlık aldı.
"Umut?"
"Evet baba. " dedi ona yavaşça babasına yaklaşırken, sarı saçlı olanda peşinden ilerlerken feromanlarını yayması ile Cihan ve Göktürk kımıldayamadı.
"Bana ne içirdiniz." Her şeyi unutmuştu sanki. On yıl sonra karşısında oğlunu bulmasını ve kardeşlerini öldürmesini..
"Biz bir şey yapmadık babacığım." dedi son kelimesini iğrenerek söyledi.
"Kendi mezarını sen kazdın. Gerçek eşini öldürdüğünde içinde ki kurdu da öldürdün."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Yarının Kavgası
Werewolf"Çok güzelsin." Dedi Alfa omegasına bakmadan. "Hem de çok. " dedi. Omega sessizce yanında duruyordu. "Ama bu beni sevmen için bir neden değil. " dedi. "Üzgünüm. " dedi ona bakmadan arkasını dönüp gitti sevdiği omeganın yanına.