Tanışma
Sabah 6 sularında birden gözüm açıldı.
Uykumdan sıçrayarak uyandım desem az gelirdi belkide.
Şiddetli bir kabus görmüştüm, üstüm başım ve saçlarım birbirine karışmıştı.
Fakat neden ne gördüğümü hatırlamıyordum?
Beş dakika boyunca gözlerimi kapatarak beni böylesine korkutan kabusun ne olduğunu hatırlamaya çalıştım.
Aklıma hiç bir şey gelmiyordu.
Birden aklıma geldi, Taehyung bu odada benimle birlikte uyuyordu!
İçten içe düşündüm.
" Umarım benden önce uyanık değildir, lütfen uyanık olmasın..."
Yavaşça yerimden doğrulup ona doğru baktım.
Hava aydınlanmaya yakındı, bilirsiniz güneş yaz aylarına doğru erken doğmaya başlar ve geç batar.
Yüzü doğmak üzere olan güneşin ışığıyla parlıyordu.
Hala uyuyordu ve o halde bile çok yakışıklı duruyordu.
Onu izliyordum, sadece onu izliyordum dakikalardır.
Telefonuma gelen mesaj ile ürktüm ve daldığım hayallerin içinden çıktım.
Neden telefonuma hep olmadık zamanlarda mesaj geliyordu?
Yastığımın altından olan telefonu elime aldım.
Yine o kişiden mesaj gelmişti.
Aradan 2 gün geçti ve şimdi mi mesaj atıyor bu manyak?
Gönderdiği mesajı okumak için sabırsızlanıyordum.
Ve sonunda bildirimin üzerinde bastım.
Benim yazdığım mesaja karşılık şöyle cevap vermişti
" Çok yalnızım, tek istediğim beni anlayabilecek gerçek bir dost... "
Bu mesajı okuduktan sonra şaşırdım.
Bende böyle bir şeyin olmasını istiyordum fakat hiç bir zaman internet üzerinden birine böyle yazmak aklıma gelmemişti.
Ona " kimsin ve benden ne istiyorsun " dedikten sonra böyle bir cevap almayı beklemiyordum.
Peki ya şimdi ne cevap verecektim ona?
Daha kim olduğunu bile bilmiyordum ve sanırım gerçekte kim olduğunu hiç öğrenemeyeceğim çünkü ona ait hiç bir bilgiyi paylaşmayı sevmiyor gibi bir hali var.
Biraz üzerine düşündükten sonra ona cevap yazdım
" Yalnızlığını giderebileceğin biri değilim, üzgünüm. "
Mesajı atar atmaz sohbetten çıktım ve telefonu kapatıp yastığımın altına geri koydum.
Uyanalı 1 saat falan geçmişti ve tekrar uyumaya devam etmek için yorganı üzerime doğru çektim.
Bu ses de neyin nesi ?
Yorganı kafamdan kaldırdım ve gelen sesi anlamaya çalıştım.
Bir de ne göreyim!
Taehyung kahvaltı hazırlıyordu.
Ev tatmin edici yemek kokuları ile dolmuştu.
Şaşkınlık içinde telefonu elime alıp saate baktım.
Saat 11.04
Daha beş dakika önce uyumuş gibi hissediyordum.
Zaman nasıl böyle hızlıca geçmişti?
Yatakta zaman harcamadan banyoya geçip yüzümü yıkamak için ayağa kalktım.
Bu sırada Taehyung elindeki tava ile mutfaktan beni selamladı.
" Günaydın Yoongiii...Çabuk yüzünü yıka ve gel, kahvaltı hazır. "
Kafamı sallayarak tepki verdim ve banyoya doğru yürüdüm.
İçeri girdikten sonra kapıyı kapattım ve banyonun duvarına yaslandım.
Her şey nasıl bir anda bu kadar güzel görünebiliyordu gözüme.
Bu güneş, her gün gördüğüm odam, her zaman yatmaktan nefret ettiğim yer yatağı, evin kokusu ve daha sayamadığım bir sürü şey...
Daha fazla düşünmeye devam edersem banyodan saatlerce çıkamam diye düşündüm ve yüzümü yıkayıp havlum ile mutfağa doğru yürümeye başladım.
Mutfağın kapısına geldiğimde bir süre Taehyung farketmeden onu izledim fakat bu kısa sürdü.
O beni fark etti ve konuşmaya başladı.
" Gelsene, ne bakıyorsun oradan?
Bu arada dağınıklık için üzgünüm, söz veriyorum toparlayacağım... "
Her şeyiyle çok masum duruyordu.
Ona sarılmak istedim ama kendimi tuttum.
Aynı anda ikimizde sofraya oturduk ve yemeye başladık.
Bu sırada aklıma aklıma ilk şeyi ona sordum
" Şu an hastanede olman gerekmiyor mu? Ne kadar sorumsuz bir doktorsun sen... "
Gülümseyerek cevap verdi
" Sorumsuz olan sensin asıl, ben hastanenin müdürüyüm sen ise orada çalışan bir doktor oldun artık. Hangimizin daha önce işte olması gerekiyor sence ? "
Bu dediği cümle kapak gibi suratıma çarpmıştı resmen.
Kısaca " Haklısınız bay Kim... " dedim.
Belki birbirimize laf soktuk ama hala mutluyduk ikimizde.
Evin içi güneş ışıkları ile dolup taşıyordu.
Konuşmaya başladı
" Ne kadar güzel bir evin var... bunun farkındasın değilmi? "
Lafa atladım
" Bu eve güzel diyorsun, görende fakir zannedecek. Bu ev senin için dükkan gibi bir yerdir bence... "
Bu sözlerimden sonra biraz üzüldüğünü hissettim.
Bekleme yapmadan cevap verdi
" Zengin olmak bütün hayata ve her şeye sahip olmak anlamına gelmiyor maalesef, üstelik bunca servete ve imkana rağmen doğru düzgün yaşadığım bir evim bile yok. Bir gün arabada bir gün ofiste bir gün otelde....
Bu benim yaşamak istediğim hayat değil ve eğer zenginlik böyle bir hayat yaşamayı gerektiriyorsa ben bunu istemiyorum al senin olsun hepsi. "
Söyledikleri karşısında kendimi biraz kabalık yapmış gibi hissettim.
Hayat bu, her zaman elinde olmayanı ister insan elinde olana ise nankörlük eder.
Bu söylediklerinin arkasında büyük sırlar yatıyor gibi bir izlenim bıraktı üzerimde ve düşünmeden konuşmaya başladım.
" Sencede bazı şeyleri anlatman gerekmiyor mu artık? "
Kafasını kaldırdı ve bana baktı
" Fazla meraklı biri değilsin fakat şu anda beni gerçekten merak ediyorsun, bunu gözlerinde görebiliyorum. " dedi.
Konuşmaya devam ettim
" Neden baba.... " cümlemi böldü ve araya girdi.
" Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum! "
Gözlerindeki nefreti gördüm.
Canını acıtan bazı şeyler hatta bir çok şey vardı...
Konuyu uzatmak istemedim ve yemeğimizi yemeğe devam ettik.
Sonunda kahvaltı bitmişti ve ikimizde tıka basa yemek yemiştik.
Bu gün onun sayesinde ilaçlarımı yemekten önce içmeyi unutmuştum.
Bunu dile getirmedim ve o gün hiç ilaç içmedim.
Masadan kalkıp bana kıyafetlerinin yerini sordu ve ona nerede olduklarını söyledim.
Mutfaktan çıktı, giyinmek için odama geçip kapıyı kapattı.
Eve çok çabuk alışmıştı.
İlk geldiği gibi bir utanma sorunu da kalmamıştı.
O giyinirken bende mutfağı topladım.
İşi bittikten sonra odadan çıktı ve salondaki koltuğa oturdu.
Elinde telefonu vardı ve biriyle mesajlaşıyordu.
İçimden kimle yazışıyorsun diye sormak geçti ama böyle bir soruyu soracak kadar yakınmıyız daha henüz belli değildi.
Bir şey demeden bende odaya geçtin ve kapıyı kapattım.
Üzerimi giyindikten sonra büyük ihtimalle beraber hastaneye gidecektik.
Bunu bildiğim için fazla soru sormak istemedim ve üzerimi giyinip salona, onun oturduğu koltuğun karşısına geçip ayakta ona doğru bakmaya başladım.
Başını kaldırıp bana baktı ve
" Ne bakıyorsun? " dermiş gibi kafasını salladı.
" Hazırım, çıkmıyor muyuz? "
Ayağa kalktı ve cevap verdi
" Baya akıllısınız beyefendi...
Bu gün ayrı bir enerjik görünüyorsunuz.
Hadi gidelim o zaman... " dedi.
Dalga geçer gibi bir ifade ile gülümsüyordu.
Sıra sıra dış kapıya doğru yöneldik ve ayakkabılarımızı alıp dışarı çıktık.
O ayakkabısını giyinirken bende kapıyı kitledim.
Ben ayakkabımı giyinirken oda aşağıya doğru merdivenlerden inip arabayı çalıştırmaya gitti.
Arabada beni bekliyordu.
Sonunda bende aşağıya indim ve caddeden karşıya geçip arabaya bindim.
Onun yanındaki ön koltuğa oturdum ve yola çıkmak için U dönüşü yaptı.
Cadde uzun bir yoldu.
Hiç sokak, yokuş veya inişli değildi yol.
Upuzun dümdüz geniş bir cadde...
Hava güneşli ve sıcaktı, dün yağmur yağmasına rağmen bu gün her yer kurumuştu.
Yağmurdan eser kalmamıştı şehirde.
Camı açtım ve derin bir nefes aldım.
Anlaşılan beni karmaşık ve zorlu bir hayat bekliyor gibiydi....
Hastaneye doğru sessiz bir şekilde yolda ilerliyorduk....
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Depressed lives - [Teagi & yoonmin]
Fiksi Penggemar" Depresif hayatlar yaşayan 3 yabancı adam çeşitli uğraşlar sonucu birbirleri ile tanışır ve aralarında tuhaf işler dönmeye başlar, fakat bu üç kişiden üçü de çok masum insanlar sayılmaz. Hepsi yavaş yavaş birbirlerinin özel durumlarını öğrenir ve h...
![Depressed lives - [Teagi & yoonmin]](https://img.wattpad.com/cover/323495330-64-k899484.jpg)