7.

279 15 2
                                        

6 Ay Önce

Kafam inanılmaz iyi… Sanki uçuyorum. Dengemi zor sağlıyorum. Gözlerim bulanık, düşüncelerim karmakarışık.

“Ulan… o şerefsiz ihtiyar suyuma ne koydu?” diye mırıldandım kendi kendime.

Yürümeye çalışıyordum ama ayaklarım bana ait değil gibiydi. Sarhoş gibi sağa sola savruluyordum. Tam karşıdan karşıya geçmek için adım attığım anda, kulakları yırtan bir fren sesi duyuldu.

Başımı kaldırdım.

Bir araba hızla önümden geçip kontrolünü kaybetti. Araç savruldu, birkaç kez takla attı ve yolun kenarına çarparak durdu.

“Araba da mı uçuyor…?” diye saçma bir şekilde güldüm. Ama birkaç saniye sonra yüzümdeki ifade dondu.

Arabanın içinde biri vardı.

Başım dönüyordu ama yine de arabaya doğru sendeleyerek yürüdüm. Kalbim garip bir şekilde çarpıyordu. Arabanın yanına geldiğimde gördüğüm manzara midemi bulandırdı.

Adam hareketsizdi.

Boynu tuhaf bir açıyla eğilmişti.

“Tanrım…” diye fısıldadım. Dizlerim titredi. Gözlerim karardı.

Son hatırladığım şey yere yığıldığımdı.

Yazar Anlatımı

Felix, arabanın yanında bayılmıştı. Kazayı gören insanlar hızla olay yerine toplanmaya başlamıştı. Bazıları ambulans çağırıyor, bazıları ise korkuyla arabaya bakıyordu.

Arabanın içindeki adamın oğlu olay yerine gelene kadar adam hayatını kaybetmişti.

Genç adam arabadan çıkarılan babasının cansız bedenine baktı. Yüzündeki şaşkınlık kısa sürede yerini donuk bir ifadeye bıraktı.

Sonra kalabalığın kenarında yatan Felix’i fark etti.

Yavaşça ona doğru yürüdü. Diz çöküp yüzüne dikkatlice baktı.

Gözleri hafifçe büyüdü.

“Bu…” diye mırıldandı.

Felix… Hyunjin’in lise yıllarında zorbalık yaptığı çocuktu.

Genç adam ayağa kalktı ve sert bir ses tonuyla konuştu:

“Etrafından dağılın.”

İnsanlar yavaş yavaş uzaklaştı. Genç adam Felix’i kucağına aldı. Gözlerinde karanlık bir kararlılık vardı.

Aklında iki şey vardı:

Önce babasının ölümüne dair tüm delilleri ortadan kaldırmak…

Sonra o nefret ettiği dayıyı öldürmek.

Günümüz

Gözlerimi açtığımda tavana bakıyordum. Başım zonkluyordu. Yavaşça doğrulmaya çalıştım ama o anda bir şeyi fark ettim.

Yanımda biri yatıyordu.

Bir saniye…

İki saniye…

Sonra beynim durumu algıladı.

“Bİ DK Bİ DK!” diye bağırarak geri çekildim.

“Bizim takıntılı mafyanın ne işi var burada? Hem de aynı yatakta?!”

Ona doğru baktım.

“Takıntılı mafya bey… Ne işin var lan burada? Kolumda niye yatıyorsun? Yoksa öldürmek için mi geldin—”

Sözümü keserek gözlerini devirdi.

“Saçmalama. O mesele bitti. İntikam falan almıyorum. Bitti Lee… Kazandın.”

Kaşlarımı çattım.

“Kazanmak mı? Ne saçmalıyorsun? Daha dün kafama silah dayadın!”

Cevap vermeden sadece hafifçe gülümsedi.

“Belki bu oyunu sevdin. İstersen devam edebiliriz.”

Tam cevap verecektim ki aşağıdan yengemin sesi duyuldu.

“LEE! Aşağı gelsene!”

Sinirle iç çektim. Ona döndüm.

“Odadan çıkma. Başımı belaya sokma tamam mı?”

Başını salladı.

Aşağı indim. Yengem kapının önünde duruyordu. Yüzü solgundu.

“Ne oldu yenge?” diye sordum.

Gözleri doldu.

“Oğlum… dayın…”

Kalbim sıkıştı.

“Ne oldu dayıma?”

Yutkundu.

“Kaybettik… Dayın öldü.”

Dünya bir an sessizleşti.

Arkamda duran Max’in yüzüne baktım. Dudaklarında garip bir sırıtış vardı. İçimde bir şüphe kıvılcımı çaktı.

“Yoksa…” diye düşündüm. “Hyunjin mi yaptı?”

Bir şey demeden hızla yukarı koştum. Yengem arkamdan seslendi ama duymadım.

Odaya girdiğimde Hyunjin odanın içinde rahatça dolaşıyordu.

Direkt konuya girdim.

“Bu işte parmağın var mı?”

Bana döndü.

“Ne işi?”

“Dayım ölmüş.”

Kaşlarını kaldırdı.

“Gerçekten mi? Çok üzgünüm Lee.”

Sesindeki yapmacıklık sinirimi bozdu.

“Bence üzgün değilsin. Çünkü sen öldürdün.”

“Soğukkanlılığını koruyarak cevap verdi.”

“Ben ne alaka?”

“Çünkü benden alamadığın intikamı dayımdan aldın!”

Birkaç saniye sustu. Sonra gözlerimin içine bakarak konuştu.

“Dayınla işimiz vardı. O işi bitirdim. Seni sadece koz olarak kullandım. Seninle işim yoktu.”

Sözleri mideme yumruk gibi oturdu.

“Nasıl yani…” dedim fısıltıyla. “Beni sadece kullanmak için mi yaklaştın?”

Bir süre sessiz kaldı. Sonra yavaşça konuştu.

“Lise dönemini hatırlıyor musun?”

“Evet… Ama ne alakası var?”

“Sana en çok zorbalık yapan kişiyi hatırlıyor musun?”

Boğazım düğümlendi.

“Herkes yapıyordu… Ama biri vardı. En kötüsü oydu.”

Hyunjin hafifçe gülümsedi.

“O kişi bendim Lee.”

O an zaman durmuş gibiydi.

“Okul müdürünün oğlu… En büyük zorba… Karşında duruyor.”

Nefesim kesildi.

“Ne…?”

Revenge | HyunlixHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin