Buz gibi havayla yüzümün yanları kesiliyordu sanki. Rüzgâr öyle sert esiyordu ki kulaklarım acıdan zonklamaya başlamıştı. Ama duramazdım. Koşmak zorundaydım. Bacaklarım ağrıdan titrese de, nefesim ciğerlerimi yaksa da, boğazımdan çıkan her nefes bulut gibi havaya karışsa da… koşmaya devam ettim.
Peşimde —evet, bildiğin peşimde— koskocaman mafya adamları vardı. Ayak sesleri sokakta yankılanıyor, adımlarının ağırlığı sanki zemini çatlatıyordu. İçlerinden biri her solukta daha da yaklaşıyor gibiydi.
Ben, Lee Felix.
Yirmi yaşındayım.
Hayatım boyunca beladan uzak durmaya çalıştım.
Ama görünüşe göre bela beni bulmayı çok seviyordu.
“Şimdi sorarsınız,” dedim kendi kendime soluksuz koşarken, “Niye mafya adamlarından kaçıyorsun?”
Keşke cevabı basit olsaydı. Ama değil.
Onlar benden intikam almak istiyordu.
Hem de öyle hafif bir intikam değil… kan isteyen, nefesimi kesmek isteyen, beni yok etmek isteyen bir intikam.
“Tanrım… bende ne var da beni böyle bela manyağı yaptın? Lütfen açıklaması varsa bir zahmet yap,” diye iç geçirdim. Ama tabii cevap yok. Olmazdı da. Çünkü ben koşmaktan başka hiçbir şey yapamıyordum şu an.
Ardarda sokaklara sapıyordum. Bir sağa, sonra ani bir sola. Karanlık, ıssız, çöp kokan ara sokaklar. Beton duvarların arasından geçen soğuk rüzgâr kulaklarımı kesiyor, sokak lambalarının arızalı ışıkları gözümü yoruyordu. Koşarken ayak bileğim birkaç defa burkulacak gibi oldu ama durmadım. Durursam ölürdüm.
Tam “Kurtuldum galiba” diye düşünmeye başladığım bir saniyede arkadan bir bağırış duydum.
“BURAYA GEL!”
Tüm vücudum buz kesti.
Hayır, kurtulmamıştım.
Yine koşuyordum.
Ayaklarım beni taşımak istemiyordu artık. Nefesim kesik kesikti. Derin bir nefes aldığımda ciğerime dolan soğuk hava içimi sızlattı. Neredeyse ayaklarımın karıncalanmasını hissediyordum. Ama duramazdım. Durmak, teslim olmaktı.
Yine bir ara sokağa daldım. Bu sokak diğerlerinden bile daha karanlıktı. Hem ışık yoktu hem de duvarları yosun tutmuştu. Duvarlardan süzülen su damlalarının sesi yankılanıyordu.
Tam hızla koşarken ayaklarım bir anda boşluğa bastı.
ÇAT!
Yere kapaklandım.
Ellerim, avuç içlerim, diz kapaklarım… hepsi yanıyordu. Dizimdeki kumaşın yırtıldığını hissettim. Siyah okul üniformamın diz kısmı tamamen açılmıştı ve altından kan sızıyordu.
“Ahh—!” diye inledim. Bacağımın ön kısmı zonkluyordu. Kan soğuk havayla temas edince yanma hissi artmıştı. Ama burada yerde kalamazdım. Arkama dönersem, beni yakalarlardı.
Hemen ellerimle yeri ittirdim, titreyen dizlerimin üzerine kalkmaya çalıştım.
Tam doğrulacakken—
Ensemde soğuk bir metal hissettim.
Bir silahın namlusu.
O kadar soğuktu ki bir anda tüm vücudumu titretti.
Nefesim kesildi.
Göğsüm sıkıştı.
Tüm damarlarım dondu.
İçimden sadece “Hayır… hayır hayır hayır…” diye fısıldadım. Sesim bile titriyordu.
Yavaşça başımı çevirdim.
Karşımda duran adamın yüzünü göremiyordum ama silahın namlusu alnıma dayanmıştı. Sanki beynimin tam ortasına buzdan bir çivi batıyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Revenge | Hyunlix
Fanfic[Tamamlandı] "Bir gün beni seveceksin Lee." "Sonum baban gibi olsada, sevmem seni Hwang." Babasının ölmümünden sonra İntikam peşinde olan Hwang Hyunjin. Hyunjin'in babasını sarhoşken yanlışlıkla öldüren Lee Felix'i öldürmeye çalışır ama bazı şeyler...
