Bu işi bitir. Çocuk ölsün… Yoksa uyuyan bu prensesi öldürmek çok kolay olur, anladın mı beni?
"P-peki efendim..."
Lise hayatımı mahveden zorbam tam karşımda duruyordu. Onu gördüğüm an içimde yıllardır bastırdığım öfke bir volkan gibi patladı.
"Senin ne hakla burada işin var?!" diye bağırdım.
Hyunjin irkildi. Gözlerini kaçırmadan bana baktı. Sanki söylemek istediği çok şey vardı ama kelimeler boğazına düğümlenmişti.
"Sakin ol, Lee..." dedi düşük bir sesle.
"Sakin mi olayım? Sen benim hayatımı mahvettin!" diye bağırdım. Sesim titriyordu. Öfkem kadar kırgınlığım da vardı.
"Evet… Sana zorbalık yaptım. Hayatını berbat ettim. Ama ben gerçekten pişmanım."
"Pişman olman hiçbir şeyi değiştirmez."
"Bak Felix… O zamanlar çocuktum, aptaldım, ne yaptığımı bilmiyordum—"
"Aklın vardı ama kullanmadın!" diye sözünü kestim.
Hyunjin başını eğdi. Omuzları çökmüştü. İlk kez onu bu kadar savunmasız görüyordum.
"Sadece… arkadaş olsak olmaz mı?" dedi neredeyse fısıltıyla. "Lütfen Lix… Gerçekten özür diliyorum."
Yanıma doğru bir adım attı. Aramızdaki mesafe küçüldükçe kalbim hızlandı. Nedenini bilmiyordum. Belki geçmişin ağırlığıydı, belki de hâlâ anlamlandıramadığım duygular.
"Bir gün beni seveceksin, Lee," dedi.
O cümle içimde bir yere dokundu ama bunu kabul edemezdim.
"Sonum baban gibi olsa bile seni sevmem, Hwang."
Sözlerim ona tokat gibi çarptı. Gözlerinde bir anlık sarsıntı gördüm. Dudakları titredi ama hiçbir şey söylemedi.
"İyi… Sen bilirsin, Lee," dedi.
Sonra arkasını döndü. Kapıya doğru yürüdü. Kapıyı açtı ve çıktı.
Arkasından bakakaldım.
Onu kırdım mı acaba…?
1 Hafta Sonra
Koltuğa yayılmış, Max ile PlayStation oynuyorduk. Rosé yengem mutfakta yemek yapıyordu. Ev mis gibi kokuyordu ama benim dikkatim tamamen oyundaydı.
Daha doğrusu… Oyuna vermeye çalışıyordum.
Bir haftadır Hyunjin ortalarda yoktu. Gizlice gelip gitmiyordu. Ne bir mesaj, ne bir haber…
Son söylediğim sözler aklıma geldikçe içimde tuhaf bir huzursuzluk büyüyordu.
"Haha Yongbok, kaybediyorsun!" dedi Max.
Ekrana baktım. Skor 0-8'di.
"Sen beni mi yeniyorsun?" dedim kaşlarımı çatıp. Kumandayı daha sıkı kavradım ve daha agresif oynamaya başladım.
Tam o sırada kapı çaldı.
"Çocuklar, bakın şu kapıya!" diye seslendi yengem mutfaktan.
"Ben bakarım!" dedim ve ayağa kalktım.
Kapıya doğru yürürken içimde garip bir his vardı. Sanki açacağım kapının arkasında hayatımı değiştirecek bir şey vardı.
Kapıyı açtım.
Ve kalakaldım.
Hyunjin kapının önünde duruyordu. Saçları dağılmış, yüzünde morluklar vardı. Kıyafetleri kirlenmişti. Nefes alışları düzensizdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Revenge | Hyunlix
Fanfiction[Tamamlandı] "Bir gün beni seveceksin Lee." "Sonum baban gibi olsada, sevmem seni Hwang." Babasının ölmümünden sonra İntikam peşinde olan Hwang Hyunjin. Hyunjin'in babasını sarhoşken yanlışlıkla öldüren Lee Felix'i öldürmeye çalışır ama bazı şeyler...
