4.

418 26 4
                                        


6 Ay Önce

"Felix çık şu odadan!" dedi Eric Dayım.

Bana sımsıkı sarılmış olan Max tir tir titriyordu.
"Yongbok, ben çok korkuyorum," diye mırıldandı Max.

Ona daha sımsıkı sarıldım.

"Korkma, ben buradayım,"

On dakika boyunca onu kucağımda salladım. On dakika sonra Max kollarımda uyumuştu.

Şimdi sorarsınız, "Felix, yengen nerede?" Yengem, dayımın zoruyla bir restoranda bulaşıkçı olarak işe girdi.

"Felix, yeter ama gel bir oğlum," dedi dayım.

Dayım kesin yine sarhoştu. Max'i kucaklayıp yatağıma yatırdım. Sonra kilitli kapıyı açtım ve salona doğru yürümeye başladım.

"Felix, daha bekleyeyim mi oğlum?"

Salona girdim, üzerimde korku her tarafımı sarmıştı.

"Ne oldu?"

Dayımın elinde ceketi ve bilinmeyen bir zarf vardı.

"Oğlum, hadi kalk gidiyoruz,"

Bir dakika, oğlum mu? Bu adam içtikçe hafıza kaybı mı yaşıyor?

Zarfa bakarak, "Elindeki ne?" dedim.

"He oğlum, ikramiye kazandım. Onun parası. Hadi bunu kutlamaya gitmemiz gerek, kalk hadi,"

"Dayı, bak saçmalıyorsun, gelmiyorum seninle!"

Çok sinirlenmiştim, adam bildiğin ağzını yaya yaya 'iKrAMiYe KaZaNdIm' diyordu, Tanrım'ım...

"Yongbok," dedi arkamdaki ses.

Hızla arkamı döndüm. Yengem yeni gelmişti, elinde poşetler vardı.

"Yongbok oğlum, dinle dayını, sözünü kırma. Git biraz kafa dağıtın," dedi yorgun sesiyle.

Yenge, sen ciddi misin? Kafa dağıtmak ne? geçirdim içimden, ne oluyordu anlamıyordum.

Yengem bunu dedikten sonra gizlice gözlerini kırptı.

"Dayı, şu ikramiye ne kadar?" dedim ve dayıma baktım.

"1000 won niye oğlum?" dedi.

"Anlaşma yapalım, 500 won bana ver, ben de seninle geleyim."

Dayım sarhoşken her şeye evet der, sırf onun sevdiği şey olsun yeterdi. İçimden sadece dua ettim, bi umut belki kabul ederdi.

"Tamam, öyle olsun."

Zarfın içinden bin lirayı çıkardı ve bana beş yüzünü uzattı.

"Al bakalım, hadi gidelim," dedi.

"Tamam,"

Başka çarem yoktu, her şeye katlanmak zorundaydım. Tam kapıdan çıkarken, arkamdan beş yüzü teyzeme uzattım.

Sessizce, "Bu parayı sakla, lazım olur," dedim ve kapıdan dışarı çıktım.


"Günümüz"

Ah Tanrım, gözlerimi açamıyorum.

Gözlerimi biraz kıpıştırdım. En sonunda gözlerimi açtığımda karşımda onu otururken gördüm. Evet, evet, bizim takıntılı Mafya Bey.

"Günaydın, Lee," dedi.

"Neredeyim ben, adi şerefsiz adam, bırak beni!" diye bağırmaya başladım.

"Kapatın şunun ağzını,"

Adamlarından biri banttan bir parça alıp ağzıma kapattı, geri yerine geçti.

"Ah ah, Lee, bu kadar hırçın olmasan böyle olmaz ama,"

Eğlenerek konuşuyor, benimle oynuyordu.

"Ben sadece başlattığın oyunu bitirmek istiyorum. Getirin şunları!"

'Getirin şunları' mı? Ne saçmalık? Türkçesi de bozuk. Bir dakika, 'Getirin şunları' da mı? Hayır!

O sırada kapıdan yengemi ve adamın kollarında uyuyan küçük Max'i gördüm. Bir anda bağlı olduğum sandalyeden kurtulmaya çalışıyor, bir yandan da ağzımdaki banttan dolayı bağıramaya çalışıyordum.

"Yongbok, oğlum!" diye haykırdı yengem.

"Sen benim babamı gözlerimin önünde öldürdün, ben de senin sevdiklerinin yanında öldüreceğim, Lee,"

"Hayır, hayır yapmayın!" diye bağırmaya başladı yengem.

Silahı bana doğru yöneltti. Son kez yengemlere baktım. Onlara gözlerimle 'Her şey için teşekkür ederim ' gibisinden baktım. Yengem dolu gözlerle bana bakarken Max'in uyanmaya başladığını anladım. İlk önce duvara baktı, sonra kucağında olduğu adama, sonra da bana...

"Anne! Yongbok! Hayır! Hayır!" diye ağlamaya başladı.

Ben de ağlamamak için gözlerimi onlardan kaçırdım ve Hwang'a baktım. Siyah gözleri hiç de intikam almak istemiyormuş gibi, ama sanki birinin zoruyla yapıyormuş gibi bakıyordu. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken gözlerimi kapattım ve anılarım gözümün önüne geldi.

Hwang silahın tetiğine tam basacakken kapı açıldı.

"Saçmalamayı bırak, Hyunjin."

...

Revenge | HyunlixHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin