Yatağıma girip sessizce ağlamaya başladım. Nedensizce yaşadığım yalnızlığın içinde kayboluyordum. Evet, bir kaç arkadaşa sahibim. Ama bir o kadar da düşmanım var ve yoruluyorum. Bir gün annemi öldüren adamlar benim için gelirse ne yapacağım? Yan komidinin üstündeki silaha baktım. Ay ışığında parlıyordu. Tek mermi, tek can. Tıpkı anneminki gibi. Kulaklarımda hala o hayat dolu küçük kızın sesi vardı. Annesinin boynuna sarılıp Poyrazı şikayet eden o kız. Gözlerimi kapatıp uyumaya karar verdiğimde uykumun olmadığını farkettim. Ayağa kalkıp biraz dolaştım ama hala uykum gelmemişti. Sokak lambalarının aydınlattığı sokağa baktım. Beni mi çağırıyordu yoksa? O günden sonra sokağa çıkmak biraz korkutucu geliyordu. Hadi ama Serenat. Üstümü giyinip kapşonumu göz hizzama çekerek evden çıktım. O gün de aynı kıyafetler vardı üstümde. Bir kaç cadde geçip sahil yoluna indim. Sarhoşlardan uzak patikalar çizerek sorunsuz bi gece olmasını diledim. Bir ara sokağa döndüm. Sonra bir başkasına. Sonra bir başkasına... Hep aynı yere çıkıyordu yollarım. Oraya... Sokağın başına geldiğimde durdum. Hala yanıp sönen sokak lambası, hala bileğimi kesen o ayna parçası ve hala bir tek ışık bile yanmayan harabe evler... Biraz ilerledim. Adrenalin seviyem yükseliyordu. Arada bir arkama dönüp bakıyordum. Takip edilmemek için. Evlerden birinden bir yürüme sesi geldi. Oraya döndüm. Köpek olabilir mi? Sanmıyorum. Bir insandı. Peki Sarhoş? Kim bilir. "Gelmezsin sanıyordum." dedi o ses... Durdum. Durdum. Yaklaştı. Yeşil gözleriyle iyice süzdü. "Ne kadar oldu?" dedi biraz daha yaklaşarak. "5 ay." dedim sessizce. Gülümsedi. "Vay be. Eski dostum. " dedi duvara yaslanarak. Çıkıp oturdum. "Korkmuyor musun?" dedi. Ona bakmadım. Cevap da vermedim. "Korkuyorsun." dedi. Güldüm. "Korksam gelmezdim." dedim. Bir şey demedi. "Serdar işimiz çıktı hadi gidiyo-" Gördüğüm kişiyle olduğum yerde kaldım. O da olduğu yerde kaldı. Biz birbirimize bakarken Serdar araya girdi. "Siz tanışıyorsunuz." dedi. Bize bakmaya devam ediyordu. "Hayır, sadece birine benzettim." dedi Orman çocuk. Donakalmıştım. "Hadi ama Buğra." dedi Serdar. Buğra... "İşimiz var gidiyoruz." dedi onu takmayarak. Oturduğum yerden yere atladım. "İşi sonra hallederiz. Eski dostum beni görmeye gelmiş." dedi Serdar. Bir şey demedi. Serdar bana yaklaştı ve biraz daha yaklaştı. "Aynı parfüm." dedi tam önümde durarak. "Serdar." dedi Buğra. Sanırım işleri ciddiydi. "Yine gel." dedi sessizce Serdar. Bir şey demeden Buğraya baktım. Bana bakmadı. Ne işin var burada? Ne işin var katil adamla? Ne işin var gecenin karanlığında elimi kesen bu cani adamla? Ne işin var Buğra? Onlar hızla uzaklaşırken onu izledim. Buğra... Buğra...
Ertesi sabah okula gitmemiştim. Gidememiştim. Neden bilmiyorum ama sadece evde kalıp sıcak bir şeyler içmek istiyordum. Sadece kendim ve içeceğim. Elimdeki kahveyi yudumlarken telefonum çaldı. Poyraz arıyor... Sabahtan beri beni arıyordu. "Hey, nerdesin?" dedi telaşlı bir ses. "Evdeyim." dedim. "Bütün sokakları gezdim ama eve bakmak aklıma bile gelmedi. Hasta falan mısın? " dedi. Evde nadiren kalırdım. "Halsizim." dedim. Bir şey demedi. "Sen okula git Poyraz. Nedim Amca kızmasın." dedim. "Tamam, sesin de iyi geldiğine göre okula geçiyorum. Ama bir şey olursa ilk beni arıyorsun ona göre."dedi. "Tamam." dedim. "Ve şu telefonu ilk aradığımda aç."dedi babam gibi. Gülümsedim. "Tamam baba." dedim. Güldü ve "Görüşürüz." diyip kapattı.
Adele-SetFireToTheRain
Biraz kendimce ders çalışmaya çalıştım. Kaçıncı kahve bardağını bilmiyordum ama Nergis Abladan bana bir tane daha yapmasını rica ettim. Siyah kupa dolusu kahve önüme geldiğinde odamı taptaze kahve kokusu doldurdu. Yeniden ve yeniden... Bir kaç soru daha çözdüm. Gözlerim şişmiş, babamın eve gelme saati gelmişti. Belki de yine gece toplantıları vardır. Belki de. (!) Güldüm. Öylece bekledim. Geriye yaslanıp tavana baktım. Bir süre annemi düşündüm. Neden öldürmüşlerdi? Neden ANNEM? Babam çoğu ihalede kazanan taraf oluyordu belki de birileri onu durdurmak istedi. Ama ne yazık ki babamın umrunda bile olmadı annemin ölümü. Bir daha güldüm. Kapı çaldı. Nergis Abla açar diye düşünüp odamdan çıkmadım. "Serenat nerde?" dedi o ses. "Beyefendi Öylece giremezsiniz." Nergis Abla'nın sesiyle kapımı açıp önünde durdum. Merdivenlerin başında soluk soluğa kalan Buğraya baktım. Sinirliydi. Anlaşılan yaprakların arasından sert poyrazlar esiyordu. "Serenat kızım uyardım ama." dedi Buğra'nın ardındaki Nergis Abla. Aslında Nergis Teyze demem gerekirdi ama Abla daha yakın geliyordu. "Tamam Ablam sen aşağı in." dedim ve Buğraya odamı işaret ettim. Buğra siyah kapılı odama girdi. Siyah dolap, siyah duvar kağıdı, siyah komidin... "Ne yapmaya çalışıyorsun?" dedi masamın yanındaki sandalyeye otururken. Dolabıma yaslandım. "Sen ne yapmaya çalışıyorsun? Adını bile bilmediğim biri evimi bulup alacaklı gibi dalıyor(!) " dedim. Bir şey demedi. Koşmuş olmalıydı. "Serdar'ın ne kadar tehlikeli olabileceğini tahmin bile edemezsin." dedi sessizce. Sinirli ama sakindi. Biraz durdum. "Biliyorum." dedim. Odamı tarayan yeşil gözleri bu sözümle bana kilitlendi. Ayağa kalktı. Hızlı hızlı nefes alıp veriyordu. Bileğimi çekip baktı. "Gerçekten yapmış." dedi sessizce. "Evet beni öldürdü." dedim. Güldüm. Bir şey yapmadan öylece durdu. "O gece birini daha öldürdü. Gözlerimin önünde... Hatta." dedim ona bir adım yaklaşarak. Gözlerinin derinliklerine bakıp içerideki gizli şeytana ulaşmak hedefindeydim. "Sen de ordaydın." diye devam ettim. Yutkundu. Evet. Buğra bir katildi. Ve onu o gece görmüştüm. Adamı öldürmüşlerdi. "O zaman küçük kız ayağını denk al. Ve bizden uzak dur!" dedi. Bileğime baktım. "Yağmur yağıyordu ve koşuyordum. Annemin ölümünden sonra en yakın arkadaşım sokaklar olmuştu. Koştum, koştum. Sonra o sokak dikkatimi çekti. Harabe evleri hep severdim. Yanıp sönen sokak lambasına yaklaşıp önünde durdum. Tam karşımdaki harabe evden bir kaç ses yükseliyordu. Bir işi başarmış 2 adamın sesi. Biraz sonra biri çıktı. Açık yeşil gözleri kırmızı olan bir adam... Kan gibi... Eline yapışan kanları siliyordu. Beni farkedince bana doğru koşmaya başladı. Geriye dönüp koştum ama nafile. O beyaz panjurlu evin tam yanındaydık. Eski bir kaç koltuk, sandalye ve kırık bir ayna vardı. Bileğimden tutup yere yatırdı ve 'Demek gizli gizli ha?' dedi. Bir şey demedim. Diyemedim zaten. Yağmur iyice hızlanmıştı. 'Kimseye söylemeyeceğim.' dedim nefesimi topladığımda. Güldü. Sadece güldü. Arkasında sen duruyordun. Bir şey demeden öylece izledin. O ise delirmiş gibiydi. Gözleri hala kırmızıydı. Ayna parçasını alıp önce boğazıma dayadı. Gözlerimi kapattım. Öleceğimi biliyordum. Bir kaç kez nefes alıp bayılmıştım. Uyandığımda hemşireler bileğimin kesik olduğunu söylediler. " dedim. Beni dikkatle dinledi. "Katilsin, katilsiniz." dedim. Bir şey demedi. "Ve beni de öldürecektiniz. Sen de..." diye devam ettim. "Şimdi Katil Bey evimden çıkın. Ve o gece hiç yaşanmamış gibi davranın. Seni tanımıyorum bile." dedim. Yaklaştı. "Benden uzak dur küçük kız." dedi ve siyah kapımı sertçe çarparak çıktı. Penceremden aşağı bakıp gidişini izledim. Neden geldin? Hiç böyle birine benzemiyorsun. Önce öldürmek şimdi de yaşatmak mı istiyorsun ? Senden ve arkadaşlarından nefret ediyorum Buğra. Bileğime baktım. Bilerek öldürmemişti. Belki de öldürdü ama son anda hastaneye geldim.
"Poyraz bu gece sizde kalabilir miyim?" dedim ahizenin ardındaki Poyraza. "Tabii ki de sormana bile gerek yok. Odan hazır biliyorsun. " dedi. Arkadan Didem Teyze'nin sesi yükseldi. "O cadaloz mu geliyor. Gelsin gelsin de ağzının payını vereyim. Hiç arayıp sormamak neymiş görsün. Söyle çabuk gelsin de yemeğe yetişsin." dedi. Poyraz ve ben güldük. "Duydun zaten." dedi Poyraz. "Duydum duydum." dedim gülerek. "O zaman ben çıkıyorum. 10 dakikaya ordayım. Görüşürüz." dedim. "Görüşürüz." dedi ve kapattı. Sabah okula Poyrazla birlikte geçeriz diye düşünüp bir kaç defter ve kalem de çantama atıp evden çıktım. Ahmet Abi beni Poyrazlara bıraktı. Babam zaten evde değildi.
"Ah küçük şeytan." dedi bana Nedim Amca. Kıkırdadım. "Baksana nasıl da gülüyor." dedi Didem Teyze ona katılarak. "Bir daha bu kadar uzun süre uzak dur valla almam şu kapıdan içeri. " dedi Didem Teyze. "Aman Teyze almazsan ben bu leziz yemekleri nasıl yerim?" dedim. Gülümsedi. "Zaten bir kaç gündür yediğin tek şey bunlar." dedi Poyraz. "Hiç de bile." dedim gözlerimi açarak. "Öyle öyle belli." dedi Didem Teyze. Bir şey demedim ve tabağını bitirmeye çalıştım. Yemekler çok güzeldi ama doymuştum.
Biraz daha takılıp bana ayrılan odaya çıktık. Daha önceleri sık sık gelirdim. Hatta 5 ay sürekli burda kalmıştım. Evleri sahil kenarındayı. Arada sadece biraz kumsal vardı. Penceremden önümdeki denize baktım. Berjere kurulup beni izleyen Poyraza döndüm. "Sor." dedim. Omzunu kaldırıp indirdi. "Anlat o zaman." dedi yanıma yere oturarak. "Ben o sokağa gittim." dedim. Yutkundu. Beni Poyraz bulmuştu. Nasıl bulduğu hakkında bir bilgim yok ama şans işte. Bu sefer ben kaşlarımı çattım. "Beni bulduğunda etrafta kimsenin olmadığını söyledin değil mi?" dedim. Başıyla onayladı. "Beni öldürürken arkada biri daha vardı. " dedim. Bana baktı. "Okula girdiğimizde tanıdık geliyor dediğin çocuktu." dedim. Yutkundu. Beni bulduğunda kimse yoksa Buğrayı nasıl tanıyordu Poyraz? Bu sefer ben kaşlarımı çatarak Poyraza döndüm. "Sanırım bazı şeyleri açıklaman gerek." dedim kollarımı bağlarken. "Seni arıyordum deli gibi. Telefonunu açmıyordun. Son kez bir daha aradım. Telefona biri çıktı. Erkek sesi. Gergin ve telaşlıydı. Adresi verip kapattı. Yanına geldiğimde sokak lambasının tam karşısındaki evin penceresinde gördüm onu. Ama bir anlık yani net değildi." dedi. Buğra bileğimi kestiğini görmemişti sanırım. Sadece bayıldığım zannediyordu. Çünkü bu sabah yanıma gelip bileğime neden baksın ki? Şimdi olay bu değildi. "Neden bana anlatmadın?" dedim. "Önemli bir detay olmadığını düşündüm." dedi. Haklıydı. "Buğra evime geldi." dedim. Kaşlarını çattı. "Okuldaki çocuk?" diye sordu. Başımla onaylayıp derin bir nefes aldım. "Aceleci bir tavırla vardı. 'Serdardan ve bizden uzak dur.' dedi ve gitti. " dedim. "Serdar seni öldürmeye teşebbüs eden çocuk oluyor?" diye sordu tekrar. "Evet." dedim. "Sen aklını kaçırmışsın. Nasıl bir çukurun içine düştüğümüzün farkında mısın?" dedi. Güldüm. "Korkuyorsan yanımda durmak zorunda değilsin Poyraz." dedim. Biraz sustu. "Korkmuyorum, senin için endişeleniyorum." dedi bana sarılarak. Ona sarıldım. "Bir şey olmayacak." dedim. Derin bir nefes aldı. Ve denizi izlemeye başladı. Ona katıldım.
Serenat bir zehir gibi ormanı yakmaya başlamıştı bile. İçini paramparça eden bir ilaç gibiydi. İyileşmek için içiyorduk ama hasta oluyorduk.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
HANGİ YARIN?
Teen Fiction"Yarın unutursun." diye fısıldadı kulağıma eğilerek. Yutkundum. Yüzümün gerildiğini hissedebiliyordum. Çıkmaya çalışan son nefesimle "Hangi yarın?" diye sordum.