Jimin, artık sürekli laylaylom tek gecelik takılan Taehyung ve Jungkook ikilisiyle bir iddiaya girer. Çünkü artık ikisini de ciddi bir ilişki sahibi olarak görmek istiyordur.
Ama birbirleriyle...
Friends, just for now
Taekook/ friends to lovers
Tex...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Hİ GAYSSS
Düz yazı yazmaktan aşırı keyif alıyorum
*
Sabahın ilk ışıkları sarı saçlı bedenin kirpiklerine doğru vurduğunda, Taehyung bir eliyle gözünü ovuşturdu ve yanağını Jungkook'un göğsüne sürterek, dudaklarını büzdü. Başında ise yumuşak baskılar hissediyordu fakat bu baskılar kendisini daha çok mayıştırdığından bir kedi misali mırıldandı ve kollarını yakın arkadaşının gövdesine sararak yerinde kıpırdandı. Hala çok uykusu vardı bu yüzden bulunduğu konumu siktir ederek, hissettiği mayışıkla Jungkook'a daha çok sığındı. Dün gece nasıl eve geldiğini kendisi de hatırlamıyordu. Sadece Jungkook'un sevimlilikleri yüzünden dudaklarının kıvrılış anını hatırlıyor, bütün yol boyunca Jungkook'u düşünerek kıkır kıkır güldüğünü anımsıyordu. Ne kadar kendi hastalıklı duygularından iğrense de Jungkook'la baş etmek zordu. Ona hayır demek ise kendisine işkence çektirmek gibi hissettiriyordu. Ve şu an ki halinden oldukça memnundu. Jungkook'un kolları arasındaydı, Jungkook onu seviyordu, ve evindeydi işte. Böyle huzur veren konumdan uzaklaşmak imkansızdı. O bir hafta nasıl dayandığını düşünüyordu. Ki pek dayanmış gibi de değildi. Kendisi de hiçbir şekilde uyuyamıyor, Jungkook'u düşünerek ağlama krizlerine giriyordu. Jimin den ağlamalarını saklamak çok zor olsa da yakın arkadaşının her şeyi anladığını biliyordu. O bir tilki kadar kurnaz biriydi. Anlamaması imkansız olurdu. Bir şekilde yanında olduğunu hissettirmeye çalışıyor, Jungkook'un konusunu açarak eve dönmeye teşvik ediyordu.
"Canımın en içi, uyan artık" dedi Jungkook dudaklarını sarı tutamların üzerine bastırdığında. Anında Taehyung mızmızlandı ve dudaklarını büzerek uyumak istediğini söyledi. Jungkook ise yüzünde ki sıcak gülümsemeyle Taehyung'a bakıyordu. Öyle sevimliydi ki kaç saattir onun uyuşunu izlediğini bile bilmiyordu. Dün alkolü fazla kaçırdığından istemsiz olarak erken uyanmıştı ve uyandığından beri Taehyung'un saçlarını okşuyor, küçük öpücükler bırakarak ayrı kaldıkları bir haftanın acısını çıkartmaya çalışıyordu. Çok özlemişti işte Taehyung'u. Onsuz bir hafta cehennem gibiydi. Yüreğinde ki ağırlık hiçbir şekilde kendisini uyutmamıştı. Hele evde ki sessizlik iyice kendisini öfkelendirmiş, sürekli içerek kafasında ki düşüncelerden kurtulmaya çalışmıştı ama nafileydi. Taehyung'u düşünmek bile kendisi için dünyanın en güzel şeyiydi. Sarı saçlarını, kare gülümsemesini, göz kapaklarının birbirinden farklı oluşu, yüzünde ki benler, siktir şimdi bile özlediğini hissediyordu.
Çok farklıydı işte, herkessiz yapardı ama Taehyung'suz yapamazdı. Bunun artık iyice farkına varmıştı. İçtiği su gibi bir ihtiyaçla doluyordu. Her gün Taehyung dozunu almak istiyor, sürekli onu görmek onunla konuşmak istiyordu. Muhtaçtı işte, Taehyung'un her anına her gülüşüne büyük bir yoksunluk çekiyordu. Yanındayken bile çok özlüyor, severken içi gidiyordu. Eli ayağı titriyordu işte, nasıl anlatsındı bu hissi. Kelimeler bile hissettiği duyguların telaşıyla daha da karmaşık bir hale gelirken, nasıl anlatsındı içindekileri. Betimlemelerin bile boynu bükük kalıyordu. Hele Taehyung'u betimlemek, yetmezdi ne haddineydi kelimelerin onu betimlemesine. Böyle bir güzellik kelimelerle sınırlandırılamazdı. Öyle düşünüyordu Jungkook. Taehyung'un güzelliğine hep dili dolanır dururdu. Tek kelime edemezdi. Öyle içi gidiyordu işte. Şimdi nasıl onsuz yapardı. İmkanı yoktu onsuz bir hayatın. Cehennem bile daha az yakardı canını...