1.8

204 16 13
                                        

Rüzgar, bana baktıktan sonra kafasını hafifçe eğdi ve sessizce bir süre öyle kaldı. Hiçbir şey söylemeden, sadece gözlerimden ne hissettiğimi anlamaya çalışıyormuş gibi durdu. O an, sanki başka bir dünyaya düşmüştüm. Onun gözlerine bakarken zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım. Bir an, bana hep uzak olduğunu düşündüğüm bu insanın aslında belki de en yakın kişi olabileceğini fark ettim.

Bir süre sessizlik hakimdi aramızda. Sadece rüzgarın sesi ve uzaklardan gelen arabaların uğultusu vardı. Ama ben... ben onun yanında sadece bir "sessizliği" hissediyordum. Bunu hep fark etmiştim ama şimdi daha da belirginleşmişti. Rüzgar, bir şekilde beni anlamak istiyordu ama ben her seferinde ona duygularımı saklamayı seçiyordum.

"Neden anlatmak istemiyorsun?" diye sordu, biraz daha ısrarcı bir şekilde. Sözleri havada asılı kalmıştı.

Bilmiyordum, aslında söylememek için bir sebep de yoktu. Ama içimde bir şey vardı, her şeyin çok fazla ileri gitmesine engel olan. Gerçekleri anlatmanın, ondan alacağım tepkiyi ve belki de onun bana bakışını değiştireceğinden korkuyordum.

"Çünkü... çünkü bazen insanlar bilmemeli."

"Sadece sana güveniyorum, o kadar," dedi. Cümlesi sanki üzerine bir örtü gibi çökmüştü, soğuk ve sessiz. Ama yine de ısrarla gözlerime bakıyordu.

O an, sanki içimden bir şeyler patladı. Rüzgar’ın o saf bakışları, gözlerindeki o anlam dolu hüzün, belki de o kadar zor zamanlar geçiren birine duyduğu empati beni kırıyordu. Bir an, kendimi her şeyden soyutlamaya çalıştım ama başaramadım. İhtiyacım olduğu tek şey o an, yalnızca birinin beni anlamasıydı.

Rüzgar’ın gülümsemesi, yüzümdeki izleri ve acıyı bir nebze olsun unutturuyordu. Ama kalbim hala o kadar hızlı atıyordu ki, Rüzgar’ın yanında olmak, bana her geçen dakika biraz daha zorlaşıyor gibiydi. Gözlerim bir anlık başka bir dünyaya dalarken, içimdeki karışıklığı ve onunla geçirdiğim her saniyenin beni ne kadar sarhoş ettiğini fark ettim.

"Rüzgar…" dedim, biraz dağınık bir şekilde, sesim kısık ama netti. "Gerçekten her şey yolunda…"

Yine bana o gözlerle bakıyordu. Gözlerindeki soru işaretlerini hissettim. Ama ben, her zaman olduğu gibi, her şeyin yolunda olduğunu söylemek zorundaydım. Bunu ona söylemeliydim. Çünkü gerçeği anlattığımda, ona olan hislerimi de anlatmam gerekecekti. Ve ben, henüz buna hazır değildim.

"Sen gerçekten bana güvenmiyorsun, değil mi?" dedi, bu sefer yüzündeki ciddiyetin tonu değişerek. Her zamanki gibi samimi bir şekilde bana bakıyordu ama o an gözlerinde bir gariplik vardı. Benim yüzümdeki acıyı, sessizliğimi anlamıştı. Ama ne kadar anlamıştı? Onunla ilgili hislerim, her geçen gün içimde daha da büyüyordu, ama bunun farkında olmasına, buna cesaret etmeye korkuyordum.

Sadece sessizce gülümsedim ve gözlerimi kaçırdım. "Bir şey yok," dedim yine. Ama bu sefer sesim, önceki kadar güçlü değildi. "Benimle ilgilenme."

Rüzgar derin bir nefes aldı. Kafasını hafifçe eğdi. Ve sonra bir an için sanki içindeki tüm düşüncelerini benden saklamak ister gibi sessiz kaldı. O kadar yakın olmamıza rağmen, bu geceyi de sessiz bir şekilde geçirmeliydik.

Biraz önce aldığı ilaçları ve bandajları yere koyduktan sonra, gözlerini bana tekrar dikti. "Bu şekilde devam edemezsin," dedi. "Bir şeyleri içinde tutarak büyütmek, seni daha da içinden çıkılmaz bir hale getirecek. Bunu biliyorum."

Bir an için içim burkuldu. O kadar çok şey vardı ki anlatmak istediğim ama her birini söylemekten korkuyordum. Ne de olsa, her şeyin bir bedeli vardı. Ve ben bu bedeli ödemek istemiyordum.

Uykusuz / BXBHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin