2.0

185 11 9
                                        

Deniz, sabah okula giderken her zamankinden daha gergindi. Son birkaç haftadır Rüzgar'la olan ilişkisi değişmeye başlamıştı. Önceden sadece uzaktan izlediği ve hakkında hayaller kurduğu Rüzgar, artık ona daha yakın hissediyordu. Rüzgar'ın gülümsemesi, şakalaşmaları, hatta küçük dokunuşları bile Deniz'in kalbini hızlandırıyordu.

Koridorda ilerlerken Rüzgar'ı ve arkadaşlarını gözüyle aradı. Koray, Ulaş ve Yağız her zamanki gibi bir ordu halinde takılıyorlardı. Onların bu hali beni çok güldürüyordu. Rüzgar kahkaha atarak Ulaş'ın omzuna eliyle vurmuştu, Deniz bir an için duraksadı. Yanlarına gitmeli miydi? Son zamanlarda onlarla daha çok vakit geçirmeye başlamıştı ama yine de hala yabancı gibi hissediyordu. İçinde garip bir endişe vardı, sanki onlara tam anlamıyla ait olamıyordu. Kendisinin içinde bulunduğu kişilik ne kendisini yansıtabiliyordu ne de başkalarına adapte olabiliyordu.

Tam arkasını dönüp sınıfa gitmeye karar verdiğinde Rüzgar'ın sesi duyuldu:

"Deniz! Buraya gelsene!"

Deniz'in kalbi hızla çarpmaya başladı. Boğazını temizledi, derin bir nefes aldı ve onlara doğru yürüdü. Rüzgar, Deniz'in sırtına dostane bir şekilde vurdu.

"Günaydın, insan bir selam verir yüzümüze bakıp geçtin sadece."

"Hayır sadece sizi rahatsız etmek istemedim."

Ulaş lafın arasına girmişti
"Olur mu öyle şey gel yanımıza oğlum... Ayrıca... sen biraz halsiz gibisin iyi misin?"

Deniz başını iki yana salladı. "Bir şeyim yok, sadece uykusuzum," diye mırıldandı.

O gün öğle arasında, Rüzgar ve grubu kantinde her zamanki köşelerine geçmişti. Deniz tereddüt ederek masaya yaklaştı. Rüzgar hemen Deniz'e yer açtı. "Otur hadi," dedi. Deniz hafifçe gülümsedi ve oturdu. Konuştukları şeylere dahil olmasa da onları dinlemek bile hoşuna gidiyordu. Bir noktada Yağız ona dönüp, "Bu arada Deniz, hafta sonu takılmayı düşünüyoruz. Bir şeyler yeriz, dolaşırız. Sen de gelsene," dedi.

Deniz şaşırdı. Daha önce hiçbir yere çağrılmamıştı. Dışlanmış gibi hissettiği yılların ardından, bir yere ait olma fikri ona hem korkutucu hem de heyecan verici geliyordu.

"Ben mi?" diye sordu.

"Evet, sen," dedi Rüzgar, gülümseyerek. "Bu gruba dahil oldun artık, alışmalısın."

Deniz o an, hayatında ilk kez yalnız olmadığını hissetti. O, artık sadece uzaktan izleyen biri değildi. Rüzgar ve grubuna biraz daha yaklaşmıştı. Ama içindeki duygular büyümeye devam ediyordu ve bir gün bu duyguların açığa çıkacağını biliyordu, her ne kadar bilse de bu onu bir o kadar da korkutuyordu.

Tam o sırada kantinin girişinde Deniz'in yanına yaklaşan biri dikkatini çekti. Onun sınıf arkadaşı Burak'tı. Burak endişeli görünüyordu ve doğrudan Deniz'e dönerek, "Deniz, rehber hocası seni arıyor. Bir problem var sanırım," dedi.

Deniz'in içi sıkıştı. Öğretmeninin onu çağırması iyiye işaret değildi. Rüzgar kaşlarını çatıp, "Ne oldu ki amına koyim." diye sordu.

Deniz omuz silkti. "Bilmiyorum ama gidip bakmam lazım."

Deniz kantinden çıkıp hızla öğretmenler odasına yöneldi. İçeri girdiğinde hocası masanın başında ciddi bir ifadeyle oturuyordu. "Deniz, yine sınavın kötü geçmiş. Bu konuda konuşmamız lazım," dedi.

Deniz yutkundu. Bunu duymak istemiyordu. Babasının bunu öğreneceğini düşündükçe içinde büyüyen korku dalgası onu sardı. Belki de bu durumu kimseye anlatmasa bile Rüzgar ve arkadaşlarının yanında olması, onu biraz olsun rahatlatabilirdi. Titreyen elleriyle öğretmenin söylediklerini dinliyordu.

Uykusuz / BXBHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin