Yeni bir güne 'merhaba'.
Uyanır uyanmaz aklıma annem geldi. Hemen aramak istedim ve telefonu alıp numarasını çevirdim. Özlem dolu bir ses tonuyla:"Yavrum! Napıyorsun birtanem, nasılsın, iyi misin? Çok merak ettim seni."
Nasıl da özlemişim sesini.
"İyiyim annelerin birtanesii. Herşey de yolunda sen hiç merak etme. Hem sen beni boşver de sen nasılsın söyle bakalım ?"
Gözünden bir damla yaş düştüğünü hisseder gibiydim. Zaten sesi de hiç iyi gelmiyordu.
"İyiyim ben kuzum, iyiyim. Sen beni düşünme, derslerine çok iyi çalış tamam mı yavrum? Hadi öpüyorum çok."
"O nasıl söz annem. Ben tabiki seni düşünücem. Kimim var benim senden başka? Neyse bende seni çok çok öpüyorum, üzme kendini tamam mı?"
"Tamam kuzum, seni seviyorum."
"Bende seni seviyorum anneciğim."
İyi değildi. Hissettim. Biliyorum ben annemi. Sesi hiç iyi gelmiyordu. Kesin yine eskileri takıyor kafasına. Babamı. Gerçi artık neden hala baba diyorsam. Nefret ediyorum şu adamdan. 7 yıldır görmesem bile sırtımıza saplapladığı bıçağın yarası hala kanıyor. Yanımızda değilken bile acı çektirmeyi başarıyor. Herneyse. Biz annemle onu hayatımızdan sildik. Onu ve ondan geriye kalanları. Bundan sonraki yaşamımda sadece annem var. Zaten buraya da onun için geldim. Yani kısacası, hayatımızı başa sardık.
Bir hışımla yatağımdan kalktım. Buz mavisi pantolonumu ve püsküllü asker yeşili yarım kol bluzumu giydim. Çantama da birkaç kitap yerleştirdim. Tam kapıdan çıkacaktım ki kibarlık olsun diye somurtkan Buse'ye:
"Günaydın!"dedim.
Fakat dün de olduğu gibi hiçbir cevap alamamıştım. Sadece imalı bakışlarını üzerime doğru dikmişti. Aman banane. Herneyse. Okula doğru yol aldım.
Sonra karnımın çoktandır aç olduğunu hatırladım ve önce kantine gittim. Klasik öğrenci menüsü;
Tost ve meyve suyu aldım. Telefonumu elime alıp saate baktım. Oww. Dersin başlama saati gelmiş sayılırdı. Yemeklerimi hızla bitirdim ve hızlı adımlarla sınıfa girdim, zaten bu sırada da zil çalıyordu. Boş bir yere oturdum. Bir süre sonra da hoca geldi."Günaydın gençler!"dedi matematik hocası olan Fazıl Bey.
Ardından sınıfa biri girdi. Bir öğrenci geç kalmış olmalı ki , hocadan özür diledi. Yemyeşil gözleriyle 20 merte öteden belli oluyordu kim olduğu. Kim olabilir? Ben hiç şaşırmadım ya siz? Tabiki Yiğit. Onca kişinin arasından benim gözümün içine bakıyordu. Ve yine o kadar boş yer varken benim yanıma oturmayı seçmişti. Sinir bozucu o yüz ifadesini yüzünden hiç eksiltmeyerek:
"Nasılsın küçük hanım?"dedi.
Küçük mü? Ben mi küçükmüşüm?
"İyiyim Yiğit, iyiyim. Herşey de yolunda. Hiçbir sorun da yok."dedim geçiştirmek istercesine.
"Hmm.. Güzel" dedi tavrını hiç bozmayarak.
Bir an önce dersin bitmesini istiyordum. Ohh be ! Sonunda zil çaldı. Kızlar tuvaletine doğru yol aldım. Saçımı başımı düzelttim. Sonuçta benim de kendime göre bir bakımım vardı.
Diğer derslere gelince, onlarda Yiğit yoktu merak etmeyin. Derslere iyice kafamı verdim. Tıpkı annemin söylediği gibi.
Bütün gün boyunca çok yorulmuştum. Ve koca şehirde yanlızdım. Kendimi yumuşacık yatağıma atmak için sabırsızlanıyordum. Son dersdeydim ve bir an önce bitsin istiyordum. Çünkü çok çabuk yorulan biriydim. Bacaklarım özellikle çok ağrıyorladı. Sonunda zilin çalmasıyla, sınıftan ilk çıkan ben oldum. Yurda doğru gitmeye başladım. İçeri girdiğimde merdivenler, bana bir gökdelenin merdiveniymiş gibi gözüktü. Yaylana yaylana çıktım. Tam odanın önüne geldiğimde odanın kapısında birisi duruyordu. Yüzünü bana döndüğümde verdiğim tepki şu oldu:
"Aman Tanrım!"
Arkadaşlar bu bölüm 10+ vote olursa diğer bölümü yayımlayacağım. Bu arada hikayeyle ilgili eleştirilerinize açığım :)

ŞİMDİ OKUDUĞUN
SİL BAŞTAN
RomanceHayatını annesine adamış, babasına ise nefret dolu olan bir genç kız. Babası yüzünden hiçbir erkeğe güvenemeyen Almila, ona nasıl aşık olabilmişti ?