Dün TYT'den çıktığımda üzerimden bir kamyon geçmiş gibiydi. Arda beni kapıda karşıladığında yüzümdeki o bitkin ifadeyi görüp tek kelime etmeden beni göğsüne bastırmıştı.
Akşam boyunca ne sınav hakkında konuşmama izin verdi ne de kafamı bulandırmama. Sadece "Sen elinden geleni yaptın, asıl final yarın," demişti.
Şimdi ise asıl maratonun, AYT'nin sabahındaydık. Okulun önü ana baba günüydü, veliler dualar okuyor, öğrenciler ellerinde son dakika notlarıyla titreyerek bekliyordu.
Arda, şapkasını iyice aşağı çekmiş ve güneş gözlüklerini takmıştı tanınmak istemiyordu çünkü bugün rol çalmak değil, sadece "Berra'nın sevgilisi" olarak orada durmak istiyordu.
"Arda, ellerim titriyor," dedim arabanın içinde ona dönerek.
Arda, o güven veren sakinliğiyle ellerimi tuttu ve avuç içlerimi öptü.
"Bak bana. Kütüphanede o kadar saat o masadan kalkmadın sen. Nasıl emek verdiğini, uykusuz kaldığını ben gördüm. Bugün o sorular senden korksun, sen onlardan değil. Sen benim tanıdığım en güçlü kızsın."
Hafifçe gülümsedim. Sözleri kalbimdeki çarpıntıyı biraz olsun dindirmişti.
"Hadi, geç kalma," dedi Arda saçlarımı kulağımın arkasına iterek.
"Ben tam burada, bu ağacın altında olacağım. Çıktığında ilk göreceğin yüz benimki olacak. Seni bekliyor olacağım yavrum."
...
Üç saat... Hayatımın en uzun üç saatiydi. İçeride ter dökerken, en zorlandığım soruda bile aklımın bir köşesinde Arda'nın dışarıda beni beklediği gerçeği vardı.
Son soruyu işaretleyip optiği teslim ettiğimde, omuzlarımdaki o devasa yükün hafiflediğini hissettim. Sınıftan çıkıp bahçeye adım attığımda güneş gözlerimi kamaştırdı ama kalabalığın arasından o tanıdık silüeti seçmem uzun sürmedi.
Arda, dediği gibi o ağacın altındaydı. Beni gördüğü an yaslandığı ağaçtan doğruldu. Gözlüklerini kafasının üzerine kaldırdı, o meşhur, içten gülümsemesi yüzüne yayıldı. Bakışlarında öyle bir gurur vardı ki, sınavın nasıl geçtiğinin bir önemi kalmamıştı sanki.
Koşarak yanına gittiğimde beni karşılayıp sıkıca sarıldı. Ayaklarımın yerden kesildiğini hissettim.
"Bitti Arda! Gerçekten bitti!" diye fısıldadım boynuna sarılarak. Kokusu, bütün o sınav stresini bir anda silip götürmüştü.
"Bitti güzelim, kurtuldun artık," dedi beni yere indirirken. Yüzümü avuçlarının arasına aldı, baş parmağıyla yanağımı okşadı. "Nasıl geçtiğini sormayacağım, çünkü senin şu anki hafiflemiş halin her şeye değer. Başardın bebeğimm."
Arda'nın "Başardın bebeğim" diyen o yumuşak sesi, aylardır biriktirdiğim tüm o stresin baraj kapaklarını sonuna kadar açmıştı. Başımı tekrar göğsüne yasladığımda, hıçkırıklarımın arasından derin bir nefes aldım.
Gözyaşlarım Arda'nın tişörtünü ıslatırken, o kollarını daha da sıkılaştırıp beni dünyadan soyutlamak ister gibi sarmaladı.
"Şşşt, tamam yavrum... Geçti, bitti hepsi," diye fısıldadı saçlarımın arasına bir öpücük kondururken.
Geri çekilip yüzüne baktığımda gözlerimdeki yaşları elleriyle şefkatle sildi. Mutluluktan, rahatlamadan ve en çok da onun yanımda olmasının verdiği o huzurdan ağlıyordum.
Kalabalığın uğultusu, sınavın gerginliği, gelecek kaygısı... Hepsi o an o ağacın altında, Arda'nın kollarında anlamını yitirmişti.
"Ben... yapabildim galiba Arda," dedim titreyen bir sesle. "İçeride çok yoruldum ama senin burada olduğunu düşünmek beni ayakta tuttu."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
𝐓𝐮𝐭𝐮𝐧 𝐒𝐞𝐧 𝐁𝐚𝐧𝐚 ʚ𝐘𝐚𝐤𝐮𝐩 𝐀𝐫𝐝𝐚 𝐊ı𝐥ı𝐜̧ɞ
FanfictionÜniversite sınavı süreci Berra için stresli bir dönemdi. O dönemde hayranı olduğu oyuncu Yakup Arda'nın dm kutusunu günlük gibi kullanıp dertlerini anlatıyordu. Aynı zamanda Arda'nın kendisine iyi geldiğini de söylüyordu. Arda zaten görmez diyerekte...
