Teoman - Bana öyle bakma
*** '' Sen konuşmasan da ben anlarım. Çünkü en iyi ben tanırım seni! '' ***
Bulutlar kadar yalnız mısın; Yoksa özgür müsün? Ben yalnız mıydım yoksa özgür müydüm bilemiyordum. Sanırım yalnızlıkla özgürlük arasında sıkışıp kalan birisiydim. Hissettiğim şey aşk mıydı? Yoksa aşkın daha mı ötesiydi? Aşkın daha ötesi var mıydı yoksa bu sadece benim kurgum muydu emin değildim ama bir insan yedi yıl hiç bıkmadan usanmadan bırakmadan sevebiliyorsa bu aşktan daha fazladır diye düşünüyorum. Herkes kolay kolay aşık olamazmış. Aşık olan da kolay kolay vazgeçemezmiş... Bu söz ne kadar da doğruydu... Ben ondan vazgeçemiyordum işte. Bana gelip sevdiği kızı anlatmasına rağmen ben onu yine ve yine seviyordum. Üstelik her geçen gün bir tık daha fazla... Beyaz uzun kollu tişörtün altına buz mavisi kot pantolonumu giymiştim. Ayağıma da beyaz vanslarımı geçirip dışarı çıktım. Bugün diğer günlerden farklı bir şekilde güneş gülümsermiş gibi parlıyordu. Havanın güzel olmasının verdiği bir psikoloji vardı bende. Her halimle garibim işte ne yapayım. Yerler hala ıslaktı. Dünden kalma... Dünden kalma, bende dünden kalmaydım sanırım. Ölü bir ruh hali vardı bugün üzerimde. Tıpkı dün gece ki gibi. Ah! Hadi ama Alya sonuçta o da her genç gibi bir gün birisine aşık olacaktı. Bunu sende çok iyi biliyordun. Her şeye rağmen sen onu sevmeyi tercih ettin işte! Nursel abla daha gelmemiş olacak ki perdeler kapalı kapı da kilitliydi. Kapıyı açıp hızlıca müşteri yokken içeriye çeki düzen verdim. Sandalyeleri düzenledim. Masaların yerlerini değiştirdim. Rafların tozlarını aldım. Çiçeklerin sularını verdim ve masalardan birisini çekip gözlerimi kapattım. Yoruldum be! Gözlerimi kapatmamla bir çift mavi göz belirdi karanlığın içinde. Hemen açtım gözlerimi. Sakin ol Alya! Sakin ol! Dünü hatırlama! Evinin önüne gelmesini ya da sana sevdiği kızı anlatmasını falan hepsini unut ve gelen müşterilerle ilgilen!
Öğlen olmuştu ve öğle arası olan bir çok kişi buraya geliyordu. Bu yüzden bugün kalabalıktı... Karşımda hip hop dansçıları gibi giyinen gruba baktım. 5 kişilerdi. İkisi sevgili olsa gerek yan yana oturmuş bazen sarılıyor bazen de elini tutuyordu. Ne kadar da uyumlulardı. Geriye kalan tek kız da onlarla mutlu gibi gözükmeye çalışsa da yalnız olduğu belliydi. Kan kanı çekiyor işte. Histerik bir gülüş atıp kızı inceledim. Ne kadar da benziyorduk biz öyle. Bir arkadaş ortamım -yok ama- olsaydı eğer bende dışlanan varlık, hatta görünmeyen biri gibi olurdum. Bunu genelde ben seçerdim çünkü diyaloglara girmemeyi tercih ediyordum. Voleybol oynarken olduğu gibi. İçeri de bir kaç kişi kalmıştı. Nursel abla gelmişti fakat arka tarafta mutfakta takılmayı tercih ediyordu. Kapının açılıp zilin çalmasıyla gelen müşteriye baktım. Cansel idi. Büyük ihtimalle bir şey konuşmak için falan gelmişti. Belki de sadece özür dileyecektir. Ya da bir bardak çay içip gidecektir. Görmemiş gibi yapmaktansa oturduğu masaya gidip '' Çay mı ? '' diye tek kaşımı kaldırıp sordum. Onu tanıyordum. Benim zorumla da olsa kahve içerdi ama çaydan aldığı hazı hiçbir şey den almadığını söyler dururdu. '' Hayır. Seninle konuşa bilir miyim ? '' diye sorduğunda biraz düşünmek istemiştim. Bir kaç gündür yaşadıklarım yüzünden onu da unutmuştum aslında. Karşısında ki sandalyeyi çekip oturdum. '' Dinliyorum '' deyip konuşmasını bekler gibi arkama yaslandım ve kollarımı birbirine bağladım. '' Ah Alya ah! Gözünün önünü bile göremiyorsun. Aşkın gözünü çok güzel kör etmiş gibi. Şimdi sen benim buraya senden özür dileyeceğim diye geldiğimi düşünüyorsun ama - bana doğru daha da yaklaşarak- asla! Öncelikle evet sana yalan söyledim. Senin de sevmediğini biliyorum. Fakat bilmelisin ki dost düşmanı her şeyden kötüdür. Çünkü o senin her şeyini bilir ve can damarını da! Ben de biliyorum ama konumuz şu an bu değil. Arda'yı sevdiğini tabii ki gidip ona söylemeyeceğim ama eski bir dostum olarak sende benim hislerimi bilmelisin tatlım! Arda'dan hoşlanıyorum ve ona senden önce sahip olacağım! Şimdilik görüşürüz. Elbette görüşeceğiz! '' diye tatlı kızlar gibi gülümseyip gitti. Ellerim titremeye, başım dönmeye başlamıştı. Ne yapacağımı bilemedim o an. Nasıl hissetmem gerektiğini, neler olacağını, nasıl birisiyle dost olduğumu... Hiç birinin cevabını veremedim. Ben nasılda görememiştim. Belki de, belki de Arda'nın da hoşlandığı kız Canseldir. Kim bilir? Bacaklarımın titremesini durduramıyordum. Kanım çekilmiş gibi hissediyordum. Ayağa kalkıp önlüğümü çıkarttım ve askılığa astım. Nursel ablanın yanına gittiğimde başım dönmeye başlamıştı bile. '' Nursel abla biliyorum daha yeni başladım işe. Ama gerçekten iyi hissetmiyorum. Birden bilm- '' dediğim sırada kolumdan tutup lafımı kesti. '' Alya. İnanmıyorum ne oldu böyle bir anda. Berbat gözüküyorsun. Ağrı kesici vermemi ister misin? Ben seni idare edebilirim. İstersen sen eve geç. '' Anlayış... Bir insanda ancak bu kadar bulunabilirdi... '' Çok teşekkür ederim. Gerçekten. '' dediğimde ufak bir tebessümle geri döndü. Bende kapıya ilerledim. Sinirle avucumun içine batırdığım tırnaklarıma baktığımda az da olsa kanadığını fark ettim. Tam kapıyı açıp çıkacağım sırada kapı dış taraftan açılmış olsa ki içeri 5-6 kişilik bir grup girdi. Kafamı kaldırıp geçmelerini bekledim. Sinirlerimin bir kat daha artmasına sebep olan Arda'yı görmemle tırnaklarını son kez daha avucuma bastırdım. Sanki hislerim değişecekmiş gibi. Ulan en saf duygularımı kirlettin be kafir diye bağırasım geliyordu. Ama sadece geliyordu. Önümden geçerken inatla gözlerimin içine baktı. Tanımıştım bu bakışları. Anlamıştım içinden geçenleri. Bu nasıl bir şeydi böyle. Bir insanın içinden geçenleri nasıl anlardınız ki? Ben anlamıştım. '' Ne oldu? '' der gibi bakıyordu işte. O kadar mı belli ediyordum ya? Yüzümden okunuyor muydu her şey? Önünde ki bir kızın '' Yürü artık Arda! Zaten şu cafeye daha kaç defa getirteceksin bizi bilmiyorum.'' deyip, sarı saçlarını geriye attı ve yürümeye devam etti. Sarı saçlı olmasan severdim seni ama olmayınca olmuyor işte. Anlarsın ya! Hızlıca bakışlarımı Arda'dan çevirip kapıyı açtım ve titreyen dizlerime bile aldanmadan yürümeye başladım. Benim kapıyı kapatmamla arkamdan tekrar kapının açılıp kapanma sesi geldi. Yeni bir müşteri daha. Nursel abla hepsiyle nasıl idare edecekti ya. Sırf o çakma sarışın yelloz Cansel'in lafını dinleyip sinirlenmiş ve eve gidiyordum.Geri dönüp Nursel ablaya yarım etmeliydim. Arkamı dönmemle koca bir cüsseyle çarpışmam bir oldu. Ve, ve tanıdık bir kokuyla ciğerlerimin dolması. Zamanın durmasını istediğiniz oldu mu? Benim şu an oldu. Ellerimi boynuna dolayıp sarılmak istedim. O kokunun merkezine sahip olmak istedim. Bütün sinirimi, üzüntümü, kırgınlığımı alıp götürmüştü o koku. Ne kadar öyle kalmak istesem de hemen ellerimi göğsüne katıp yavaşça ittim. Dur ya bu niye geri dönmüştü. Soru sormamalıydım. Kendime hakim olmalıydım! '' Önüne baksana be. Hem, hem sen niye geri döndüm? '' hay ben böyle çeneye. Ya biraz kapalı dur ya biraz ya ! Yine ona karşı meraklı çenesi düşük olan tarafım canlanmıştı. '' Ben, birden bir işim çıktı da. Hem sende öyle birden arkanı dönersen çarpışmamız normal iki dakikadır burada dikiliyorsun. '' dediğinde gözlerinin içine doya doya baktım. Dur bir dakika ne işi ya? Ne işi vardı ki? Takip etse miydim? Peki ya iş? Ama Arda? Benden uzun olduğu için hafif kafasını eğip '' Ne oldu? '' dedi. Hayır yani ne bu merak Arda bey? Ne zamandır benim hakkımda bu kadar meraklı oldunuz? soruları varken ben bütün o soruları sadece tek bir kelimeye sığdırabilmiştim. '' Sana ne? '' kısa ve net idi. Harbiden ona ne ? Konu onunla alakalı olabilir ama hala ona ne yani! '' Ne o yoksa dünden sonra da sen mi benim dertlerimi dinlemeye karar verdin? '' diye dün ki konuya da laf çarptırarak. Ama yine bir Alya olarak Hak-lıy-dım! İşte o kadar! Elini ensesine götürdüğünde çok fazla tatlı ve bir o kadar da ufak bir çocuk kadar masum olduğunu söylemiş miydim? Ona da söylesem ne olurdu? Büyük ihtimalle dünyanın en uzun gökdeleninin tepesinden hiç kuşkusuz atlardım. '' Şey ben dün zorbalık yaptıysam özür dilerim. Yanlış bir şey söyledim mi? '' dediğinde dünü tekrar yaşamış gibi oldum ve asla unutmayacağım o sözler zihnimde belirdi ;
'' Biliyor musun? Peşimde o kadar kız varken ben yalnızca beni asla sevmeyecek bir kıza aşık oldum. Sana anlatayım mı? Böyle boyu benden birazcık kısa. Sarılsam kalbimin sesini duyacak. O kadar uyumlu olurduk işte. Saçları çok uzun böyle- ''
Bu sefer gözlerim cidden dolmuştu ama umursamadan. '' Yanlış bir şey, hımm! Bir düşüneyim! Yani benim çalıştığım yere gelip bana sevdiğin kızı anlatman dışında mı? Ah! Hayır yok '' Evimin önünde görmüştüm ama şans eseri oradadır ve ben konusunu açarsam '' Orası bir yol! Herkesin yürüyüp geçtiği! Bu kadar büyütme!'' diye ukala ukala konuşup sinirlerimi bozacağını bildiğim için o konuyu açmamayı tercih ettim. '' Senin çalıştığın yer öyle mi? Orası herkesin gelip gittiği bir yer! Bende birazcık sarhoş olduğum için sana derdimi anlatmışım yani bunu bu kadar büyüteceğin bir durum değil! '' deyip benim tahmini olarak kurduğum cümlenin biraz değişiğini kurmuş olmasına az da olsa gülmeden edemedim. Kafamı kaldırdığımda beni incelediği fark ettim. Sonra eski ruh halime hemen geri dönerek durumu toparladım. '' Her neyse. Bir daha olacağını zannetmem! '' diyerek yoluma geri döndüm ilerledim. Hani filmlerde falan bazı klişeler olur kız tam gidecekken erkek bileğinden çeker öper veya sarılır ya. Öyle olmadı işte. Ben yavaş yavaş Arda'yı gerimde bıraktım. Arda arkamdan gitmiş olsa gerek. Ne saça sapan konuştuk ya biz öyle! Biz gerçekten kısa bile olsa tartışmış sayılır mıydık? Her şekilde onun kokusunu hala hissedebiliyordum. Sanki, sanki yanımda gibiydi! Hiç gitmeyecek gibi... Eve geldiğinde zili bir kaç defa çaldım fakat annem açmayınca anahtarı çıkartıp açtım ve odama bile çıkmadan kahve hazırladım. Koltuklardan birisine oturup yavaş yavaş içtim. Kalbi kırık küçük bir kız çocuğu... Öyleydim... Babasından sevgi göremeyince başkalarından bekliyordum işte! Aslında sadece Arda'dan bekliyordum. Ama bizim hikayemiz böyleydi! Benim hikayemde bile başrol ben değildim! Kahvemi içtikten sonra önümde ki sehpaya bardağını bırakıp koltuğa uzandım. Sanırım benim Arda'yı kafamdan çıkartıp atmam için uyumam gerekiyordu. Günün yorgunluğu gibi göz kapaklarımda ağırlaştı, ağırlaştı ve kapandı...
*** Aşkın Rengi Mavi, Kokusu Kahve Olsun! ***
