Amy
Mutluluk. Hissettiğim tek duygu buydu şu an. İşler çok karışmıştı evet ama sonunda bitmişti. Ben öyle düşünüyordum aslında. Ama ne yazık ki yanılıyordum. Şu an nerede olduğum önemli değildi. Şu an kim olduğum önemli değildi. Bir saniye bile benim olmasıydı önemli olan. Ve bu romantik an nasıl mı bölündü? İşte böyle:
-Hadi kaldır poponu çocuk. Bütün gün seni bekleyemem.
Tom’a da aferin yani. Bu konuşmayı birkaç dakika önce yapsaydı da dönmek zorunda kalmasaydı. Ama belki de istiyordu. Normal hayatına dönmeyi… Ama asla benim onunla gitmek istediğim kadar isteyemezdi. Ama beni yanılttı. Yanılınca insan üzülür, sinir olur. Ama bu sefer öyle değildi. Yanıldığıma hiç bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum.
-Gitmiyorum, dedi.
-Beni güç kullanmaya mecbur etme. Olayı devralmanın vakti gelmişti.
-İstemiyorsa gitmeyecek.
-Bana bak seçilmiş kişi bozuntusu. İsteğini yapıyor işte efendi. Nankörlük etme. Tek bir isteğin vardı onu da kullandın. Hadi artık helikopter bekliyor.
-Sana gitmiyorum dedim.
-Bana kızma ona kız. Beni işaret ediyordu.
-Amy neden bunu yaptın?
-Ben… Seni korumak istedim. Benim yüzümden buraya bulaştın. Seni kurtarmak istedim.
-Çok dokunaklı çocuklar ama artık şu çakma seçilmiş kişinin gitmesi gerek.
-Amy, anlamıyorsun sensizlik kurtulmak değil, ölüm.
-Tom… Bilmiyordum. Bana kızgındın ve…
-Ama yeter artık sabredip durdum. Romantik film mi çekiyorsunuz? Burada. Ölüm Sarayı’nda. Hadi ama daha iyisini yapamadınız mı? Neyse Romeo, bırak Juliet gebersin ve kendini kurtar.
Sonra Tom’u yaka paça götürdü. Ağlıyordum. Gittiğine değil. Gitmesi onun için en iyisiydi. O bunları hak etmemişti. Ben onun kalbini kırmasam buraya katılmayı düşünmezdi bile. Ama ben… Ben zaten bir şekilde buraya gelecektim. O kalmak istiyordu. Benim için. Onu kendimden uzaklaştırmaya çalıştığımı düşünüyor olabilirdi. Neden olmuyordu ki? Neden sadece bir gün benim olamıyordu. Bir saat olmadan işte yine yoktu. Anlamalıydı. Filmlerde genelde böyle şeyleri erkek yapardı. Ama filmler, mutlu sonlar zaten bana çok uzaktı. Ya ölürsem? Ölmekten korktuğumdan değil. Onu bir daha görememek korkum. Sonra kendimi kaybettim. Hıçkıra hıçkıra ve bu sefer daha yüksek sesle ağlamaya başladım. Ne yapıyordum ben? Benim ezeli düşmanı olduğumu öğrenen bir efendinin sarayının içinde hapsolmuştum. Onun saraylar dolusu adamları, savaşçıları, şövalyeleri vardı. Ben ise benim yanımda olan iki kişiden birinin ölümüne sebep olmuş diğerine uzaklaştırmıştım. Yalnızdım. Efendi beni istediği an öldürebilirdi. Ama birden aklıma geldi. Seçilmiş kişi öldürülemezdi. Ruhumu satmam ve bağlılık yemini etmem gerekiyordu. Bu beni biraz rahatlattı. Peki ne yapacaktım? Neredeydim? Hangi gündü? Saat kaçtı? Sevdiklerim ne yapıyordu? Bütün bu kavramlardan yoksun taht odasında tek başıma düşünürken efendi odaya girdi. Hemen gözyaşlarımı sildim. Zayıf görünüyordum. Gözlerimin kızarmamış olmasını umuyordum.
-Noldu? Yoksa küçük arkadaşına çok mu üzüldün? Bu senin isteğin bebeğim.
-Öncelikle bebeğin falan değilim. Ayrıca hayır. Ben yaptığımın arkasında dururum ve geri adım atmam. Tom olmadığına göre bana karşı kullanacak bir kozun yok.
-Seni destekleyen kimsenin olmaması seni ne kadar da mutlu etti.
-Eğer öyle biri olsaydı daha önce yaptığın gibi onu kullanırdın. Çünkü onları öldürebilirdin. Ama artık yapamazsın. Beni de öldüremeyeceğine göre…
