=Amy=
- Kim var orada?
Yakalanmamalıydım. Yakalanırsam… Bunu düşünmek bile istemiyorum. Hemen Tom’un odasına koştum ve pijama aradım. Yanıma pijama almayı nasıl unutmuşum? Tom’dan kalan bir şeyler geçirip yatağa zıpladım. Bir saniye kadar sonra Tom’u öldürme yemini eden kalfa geldi.
- Kalk, diye emretti.
- Hı, noluyor? Sesimi çıkarabildiğim kadar uykulu çıkarmıştım.
- Odan aranacak.
- Peki.
Hiçbir şey bulamadılar ve ben içten içe kalfaya gülüyordum. Tam aradığı kişinin ben olduğunu düşünecektim ki ya akıl okuyabiliyorsa? Diye düşündüm.
- Evet, dedi. Zekisin. Bana kendini sevdirirsen sana bir görev vereceğim.
Aman kalsın. Diye düşündüm.
- Neden ki? Bu görev sayesinde çok güzel şeyler olacak hayatın değişecek. Hayır deme hemen. Biraz düşün. Adın neydi?
- Andy.
- Pekala, Andy yarın antrenmanını izleyeceğim. Bakalım neler yapabiliyorsun? Ve sonra gitti. İyi ki aman kalsından sonra düşüncelerime hakim olup ‘Beni de göreve gönder ve öldürmeye çalış’ demedim. Tom’un yatağına geçtim. Yastığı kokladım. Axe Excite kokuyordu. O kokuya bayılıyordum. Keşke, dedim. Burada olsaydın. Eski günlerdeki gibi. Şu halimize bakın. O bir görevde öldürülmeyi bekliyor bense bir hapishanede efendi denen birine hizmet ediyordum. Hepsi Tom içindi. Ancak onu kaçıran ben değil miydim? Off. Hayat yorucu. Bir türlü uyku tutmuyor. Hep aklımda o var: Tom. Uykuya dalmadan önce onu düşünüyordum.
Ve bir rüya gördüm. Rüyamda Tom vardı. Bana bağırıyordu. Yardım çığlıklarıydı bunlar. Yardım etmeye çalışıyordum ancak olmuyordu. Bir şey beni engelliyordu. Bağırmak istiyordum ancak bağıramıyordum. Sonunda beni duyamayan ve göremeyen Tom son umudu benmişim gibi bütün umudunu yitirip atlıyordu uçurumdan aşağı. Ağlıyordum. Tom diye haykırıyordum ama ne duyan var ne gören. Ama ben onu görüyordum. Cansız bedenini ve kanları.
Uyandığımda daha doğrusu -hain mal Tom’u öldürmek isteyen kalfa tarafından uyandırıldığımda- ağlıyordum.
- Ağlama, dedi sert bir sesle.( Bir insanı nasıl teselli etmesi gerektiğini biliyordu(!) ) Ve sonra devam etti.
- Ağlamak zayıflar içindir. Sen ise güçlüsün. Senin hakkında çok şey öğrendim Andy. Öğretmenlerinle konuştum. Sen doğuştan bir yetenekmişsin. Başta seni hiç sevmemiştim ama artık sen benim favorimsim çünkü benim hayatımı kurtaracaksın.
Anlamamıştım. Ben ne yapabilirdim ki? Hep bir şey yapacak olabilsem bile yapmazdım. Gebersin gitsin banane. Zaten Tom’u öldürmek istiyordu ne yani bir de onu tebrik mi edecektim.
- Bak, dedi. Seni harika şeyler bekliyor. Dediğimi yap ve kazan.
Sanki başka çarem vardı. Hayır desem bile bu sarayda hayır diyenlere yer yoktu. Beni bir şekilde öldürürlerdi. Hem işe yaramayan adamı kim ne yapsın? İçimi bir soğukluk kapladı. Sorduğu bir soru değildi. Onay bekliyordu. Eğer hayır dersem bu saray bana cehennem olacaktı.
- Haklısın, dedi. Kimseyi kandırmaya gerek yok. Sende özel bir güç var. Başta zihnini okumakta o kadar zorlandım ki… O anda bunu anladım. Sen güçlüsün. Sadece kendine güven. Başarılı olursan ki olacağından eminim krallar gibi yaşayacaksın Andy.
Zaten başka çarem yoktu ki. Burada umutsuzca hiçbir şey yapmadan beklerken amacıma ulaşamazdım. Amacımı düşünmedim çünkü öğrenmesini istemiyordum. Kafası karışmış bakıyordu. O, hayır! Amaç meselesi yüzünden olmalıydı. Tam bir şey söyleyecekken o söze başladı.
- Nasıl yaptın?
- Neyi?
- Az önce düşüncelerini okumamı engelledin.
Okumamasını istemiştim ancak bilerek engellememiştim.
- Bilerek olmadı.
- Bunu istemeyerek yaptıysan isteyerek neler yapabilirsin. Bir kez daha eminim bu iş için ihtiyacım olan sensin Andy.
- Tamam, dedim yenilmiş bir şekilde.
- Ama, diye devam ettim. Görevi yapınca istediğim olacak.
- Tabii.
İstediğim Tom’du. Onunla eski hayatımıza dönmek isteyecektim.
- Oda arkadaşın olması gereken Tom diye biri vardı.
- Eee? Dedim. Sanki onu tanımıyordum.
- İşte onu öldüreceksin.
=Tom=
Vay canına! İlk görev o kadar zordu ki… Öncelikle bir mağaraya gitmem gerekiyordu. Bir dağın tepesine kadar çıkıp karşı dağa atlamam gerekiyordu çünkü karşı dağın yani çıkmam gereken dağın çıkmak için yeri yoktu. Dağdan dağa atlarken yaşadığım adrenalin patlamalarından söz etmiyorum bile… Upps az önce söz ettim. Neyse sonra mağaradan bir ayının koruduğu önemli bir taşı alıp denizin en derinlerindeki batan geminin içine götürmem gerekiyordu. Yanımda sadece bir sırt çantası vardı. İçinde yemek, su, çakı, harita, bir iksir(bunu bana ilk tanıştığım kalfa zor zamanlarda kullanmak için vermişti.) ve Amy ile ikimizin fotoğrafı vardı. Dağdan diğer dağa atladığımdan bir saniye sonra önceden bulunduğum dağdan lavlar fışkırdı. Tanrım, ne kadar şanslıydım. Ölebilirdim. Dağda önemli taşı koruyan ayı bana saldırdı. Sonra ona önceden verilen benim parfümümün kokusunu aldım. Ve ayı çok açtı. Biri ayının beni yemesini sağlamak istiyordu. Ve dağın patlaması… Bunlar tesadüf olamazdı. Biri beni öldürmek istiyordu. Taşı alıp ayıya yemeğimden biraz verdikten sonra denize atladım. Ama en derinlere nasıl inecektim? İyi bir yüzücü değildim ve ciğerlerim de o kadar güçlü değildi. Ancak hayatta başka amacım yoktu ki… İnatlaştım ve azimle denizin dibine doğru ilerlemeye başladım. En dipte batan bir gemi vardı. Ben gemiye varır varmaz sanki köpek balıkları sinyal almış gibi bana saldırmaya başladılar. Taşı koydum ve olanca hızımla yüzeye çıktım. İlk görev bitmişti ve başarmıştım. Vay be, dedim kendi kendime. Mutluluğu hissetmeyi özlemiştim.
=Amy=
O gün sarayda kimsenin çıtı çıkmıyordu. Efendi hariç. Köpürüyordu. Kalfaya bağırıyordu. Bana artistlik taslayan o kalfayı şimdi görelim bakalım. Kalfa yalvarıyordu:
- Ne olur efendim? Bir şans daha verin. Birlikler çok iyi çalışmış. Çocuk dokuz canlı mıdır nedir?
Tom’dan bahsediyorlardı. Ölmemişti. Mutluydum. Kalfa bana bağırıyordu. Onu hiç sevmiyordum. Ne zaman mutlu olsam gelip mahvediyordu. Yanına geldim. Yani efendinin huzuruna. Kalfa beni gösteriyordu:
- Çok iyi bir savaşçı. Antrenmanlarını dahi izledim. Çok yetenekli. Ne olur efendim? Hazırlıklar tamamlansın da gitsin. O yapamazsa kimse yapamaz.
Efendi beni süzüyordu.
- Yapsa iyi olur. Yoksa ne olacağını iyi bilirsin. Kalfanın beti benzi atmıştı.
- Tabi efendim. Siz nasıl isterseniz.
- Ve çabuk.
- Tabi efendim.
Efendinin önünde eğildik ve çıktık. Kalfa tedirgindi.
- Hemen git.
- Nereye?
- Umurumda değil. Dünyanın öbür ucuna gitmen gerekse bile git. Şu Tom denen veledi öldür. Sakın öldürmeden gelme. Yoksa ikimizi de kötü şeyler bekliyor.
- Ölecek miyiz?
- Hayır. Ama eğer başaramazsan ve o duruma düşersek ölmeyi dileceğiz.
