Dışarı çıktığımda montumu giyip dudaklarımın arasına bir sigara yerleştirdim. Sarhos olup olmadığımı anlamak için kaldırım taşlarını hizalayarak yürümeye çalışıyordum.
Kimdi o adam?
Saçları kahverengiydi, çene hatları sertti, kalın dudaklıydı ve yamuk bile sayılabilecek bir burnu vardı. Gerçi bu yüzüne daha erkeksi bir hava katmakla birlikte yakışıklılığına nazar değmesin diye eklenmiş ufak bir kusur bile olabilirdi.
Oturduğu için tam kestiremesem de yanında olduğunuzda dikkatinizi cekecek kadar uzun boylu değildi. Genis omuzlari, kaslı, yapılı kolları ve ince beli onun tam da barda elinde birasiyla havaya fıstık atıp ağzıyla yakalayacak adam figurune uygundu.
Kimi kandırıyorum çok çekiciydi.
En yakin taksi durağına ulaştığımda izmaritimi kaldırıma atıp en öndeki taksiye bindim. Göbekli taksici koltuğuna oturduğunda iyi akşamlar dileyip adresimi verdim.
Evim buradan taksiyle en çok 10 dakika uzakliktaydi, yürüyerek, özellikle ara sokakları kullanarak yarım saatte eve ulaşmam kolaydı ama bu saatte ve tek başıma bu yolları gitmek beni rahatsız ediyordu. Adam da yolun kısalığını farkında olacak ki homurdandı.
Eskiden olsa Orhan bırakırdı dedim kendi kendime.
Montumun içine biraz daha gömülüp başımı arkaya yasladim. Gözlerimi hafifçe kırpıştırdığımda sokağımdaydık, parayı uzatıp arabadan indim.
Apartman daireme girdiğimde karton kutularla göz göze geldim. Hiçbir şeyi daha yerleştirmemistim bile, 'sevgilimin eşyaları' yazmıştı birinin üstüne dağınık el yazısıyla. O kutu en üstte duruyordu, her eve girişimde bana nispet yapıyordu.
"Bak" diyordu, Orhan: "Buradayım"
Bunlar bir ay sonra, evlilik cüzdanımızı elimize aldıktan, Roma balayımıza çıktıktan sonra kullanacağımız eşyalardı. Henüz hepsini yeni eve götürmediğimiz için salonumda ve holümde yığılmış duruyorlardı. Çamaşır makinesi, 1 hafta karar veremediğim çatal takımı, anne annemin dantelleri, portakal sıkacağı, 2 li koltuk, rulo halılar...
Montumu kolilerin üstüne bırakıp kendimi yatağıma attım. Içimde kocaman bir boşluk vardı, bu evde, onunla yemek yediğimiz, çiçek gönderdiği, her gün beni bıraktığı bu dört duvar arasında nefes alamıyordum, boslugum yanıyordu.
Ne yapacağımı bilmiyordum. Annemi aramıyordum, babamı, arkadaşlarımı..
Yalnızdım. Yapayalnız.
Bardaki adamı düşündüm. O da yalnız miydi, hatırlamıyorum. Neden oradaydı, maç için mi sahi? Aklını mı dağıtıyordu, evden mi kovulmuştu?
Beni bulur muydu?
Gözlerim yavaşça kapandı.
Sabah işe gitmek için alarmın ilk calisinda yatagimdan firladim. Dişlerimi fırçaladım, saçlarımı topladım giyinip bir sigara yakarak evden çıktım.
Bir reklam ajansınds halkla ilişkiler departmaninda çalışıyorum. Bu daha birinci yılım, ajans evime normal bir arabayla 40 dakika, benim üniversite yıllarından kalma nazlı Uno'mla 1 saat uzaklıkta.
Is çıkışı saat daha çok erken olduğu için -cumalara çok fazla dosya bırakmazdım- eve gitmek istemedim ve başımı kaldırıp kimseye iyi haftasonları dilemeden arabama binerek Jackie's Bara doğru yola çıktım. Benim haftasonum iyi geçmeyecekti ve kimseninkinin iyi geçmesini de açıkcası istemiyordum.
Saat 18.40 gibi bara girdim, bir grup üniversite öğrencisi dışında benim gibi erkenci kimse yoktu. Bar tezgahina ulaşıp montumu ve çantamı taburemin altına astım. Barmen beni gördüğünde kaşlarını çattı ve hafifçe gülümsedi, işaret parmağını onay bekler gibi bana döndürerek "Bira?" dedi. Başımla onaylanıp gözlerimi tekrar tezgaha diktim. Biramı koyup kocaman bir gülümsemeyle,
-Erkencisin, dedi.
-Ah, evet, daha cazip bir planım yoktu.
- Is çıkışı?
Tekrar başımla onaylamakla yetinip biramdan koca bir yudum aldım. O ise cevap bekliyor gibi hala işine dönmemişti.
-Tahmin ettiğimden daha erken çıkınca eve giderek vakit kaybetmek istemedim, dedim gülümseyerek. Yalan söylemiştim.
-Mantıklı, ben Taylan, elini uzattı ve sıktım.
-Mia ben.
-Değişikmiş, nerde çalışıyorsun bakalım Mia?
Çantamın ön gözünden ajansın kartını çıkartıp ona uzattım.
-Joyne Reklam Ajansı, tanıtım satıştır, dedim firmanın sloganını kullanıp gülerek.
-Reklama ihtiyacım olursa hemen bana az önce pazarladığın ajansını arayacağım. Bi da benim kartım, diyerek barın bardak altlıklarından uzattı.
-Bu da benim son iki haftadır olduğu gibi geleceğim bar.
-Sahi, dedi. Sonra gülümsemesini tekrar toplayıp akşamki randevumun bana yüzüğü veren adamla olup olmadığını sordu.
-Evet onunla, diyerek telefonumla ilgilenmeye başladım. Keyfim gerçekten kaçmıştı.
Biramı başıma dikip,
-Kolay gelsin, Taylan. Memnun oldum, diyerek koşar adımla bardan çıktım.
Sonraki gün ajansta öğle yemeğine çıkmama 15 dakika kala masama bir çiçek geldi, aldığımı onaylayan kağıdı imzalayıp buketin üstündeki kartı açtım.
"Bahse varım beni aramazsın, 0505 607 9X 85"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Bahse Varım
Romance"Bahse varım" dedim yüzümü yüzüne iyice yaklastırdığımda, biletimi elimde sallıyordum. "Benimle gelmeye cesaret edemezsin." Dudakları kıvrılmış yine eğlenen ifadesini yüzüne takmıştı. Elimden bileti aldı ve bir an durdu. -Roma mı? -Bir gün kaybedec...
