~ Umut Işıltısı ~
Aynanın karşısına geçmiş kendimi inceliyordum. 17 yaşında olmama rağmen çekici ve sevimli bir tipim vardı. Bakır rengi saçlarım göğüslerime kadar geliyordu ve gri gözlerimle yüzüme ayrı bir hava katıyordu. Fakat yüzümdeki mutsuz ifade her şeyi çirkinleştiriyordu. Bu odaya tıkılıp kalmışken nasıl mutlu olabilirdim? Aslında alışmıştım, doğduğumdan beri bu oda da tek başımaydım. Sadece dadımı görüyordum. Oda bu oda gibi, benim gibi sürekli kırmızı giyiyordu. Bunun nedenini dadıma sorduğumda geçmiş bir hikayeyi anlatmıştı bana. Annem yasak bir aşk sonucu beni doğurmuş ve annemin babası yani Xan gezegeninin kralı bu duruma çok sinirlenmiş ve beni bu odaya kapamış. Bana kırmızı dışında tüm renkleri yasaklamış. Çünkü kırmızı öfke demekmiş... onun rengi insanı kızdıracağını, mutlu etmeyeceğini düşünüyorlarmış.
Annemin ve babamın beni hiç görmeye gelmemeleri ise tam bir muammaydı. Beni hiç merak etmiyorlar mıydı? Beni sevmiyorlar mıydı? Düşündüğüm soruya bak! Sevselerdi bir kere olsun beni görmeye gelirlerdi. Beni bir dadıya emanet etmezlerdi. Aslında dadımı çok seviyorum. Camı bile olmayan bu oda da bir tek dadım vardı. Genelde dadımlayken mutlu oluyordum. Küçüklüğümden beri bana masallar anlatıyordu. Tabi her her şeyi kırmızıyla anlatıyordu. Alaaddin'in lambasından çıkan ışığın kırmızı olduğunu nereden bilebilirdi ki? Aslında alışmıştı artık. Bu masallar hiç yoktan mutlu ediyordu beni. Masallardaki aşkları düşünüyordum bazen. Aşk neydi? Güzel bir şeye benziyordu. İki insanın birbirlerini o denli sevmesi çok hoştu.
Kapı tıklatırdı ve daldığım bu düşüncelerden uzaklaşarak dadıma "Gir" dedim. Kocaman gülümsemeyle içeri girdi. 38 yaşında olmasına rağmen genç duruyordu. Bugün arkasında topladığı siyah saçlarıyla, kahverengi gözleri ve kırmızı bluzuyla çok hoş olmuştu. Bende gülümseyerek karşılık verdim. Masaya yemeğimi koyarken "Bugün çok hoşsun Elouise" dedi dadım. "Sen de öyle Hajra" dedim. Sürekli benimle muhabbet kurma çabasını taktir ediyordum. Her gün konuşacak konu nasıl buluyordu? Bu oda da tek başıma kalmamam için her şeyi yapıyordu ama onun da dış dünya da bir hayatı vardı. Sadece bir çocuğu vardı ve ölümüne sevdiği bir kocası. Benimle ilgilendiği kadar onlarla da ilgilenmeye çalışıyordu. "Elouise şimdi gitmem gerek sen yemeğini ye. Bitince ne yapman gerektiğini biliyorsun" dedi ve yanaklarımdan öpüp çıktı. Her zamanki gibi yemeğimi yeyip yatağımın yanındaki kırmızı düğmeye basmam yeterliydi. Hemen yanımda biterdi. Her gün aynı olaylar vardı. Kalkar yemek yer dadımla konuşur bazen kendi kendime saçıma model vermeye çalışır, uğraşacak bir şeyler bulmaya çalışır sonra tekrar yer,tekrar bir şeylerle uğraşır tekrar yer ve uyurdum. Acaba beni buradan çıkarmayı düşünüyorlar mıydı? Bu düşünceyle bazen, heyecanlanır ve boynumdaki kırmızı kolyeyle oynardım. Kırmızı kolyeyi çıkarmazdım. Çünkü çıkarmak çok sağlıklı bir davranış olmazdı. Dadımın demesine göre benim benim Xan olduğumu temsil ediyor ve yaşamamı sağlıyordu. Bu gezegendeki herkeste bu tür şeyler varmış. 1 saat içinde geri takmazsak tamamen yok olurmuşuz. Çünkü bu gezegende yaşayabilmemizi sağlayan tek şey bu taşmış. Dadımın da küpesinde vardı.
Belki beni evlendirirlerdi? Bu saçma düşünceyle kafamı salladım ve yemeğimin başına gidip oturdum. Elimdeki suyu içerken aklıma bir soru takılmıştı. Suya hangi renk diyorlardı? maiv mi? yok yok maviydi sanırım. Evet maviydi. Dadımın bu rengin dışarıda çok olduğunu söylemişti. Acaba daha farklı ne renkler vardı?
Yemeğimi bitirince düğmeye bastım. Her zaman ki gibi dadım 2 dakika da yanımda bitmişti. Yemeği alırken "Bugün hiç konuşmadık bekle beni konuşuruz" dedi ve hızla elindeki tepsiyle çıktı. Geri geldiğinde bana gülümsüyordu. Yanıma geldi ve iki yanağımdan öptü. "Bugün bakalım sana ne anlatsak?" dedi. "Dünyadan bir şeyler anlatır mısın?"dedim. Dadımın dediğine göre Dünya bizim gibilerle dolu tek gezegenmiş veya başka gezegen varsa da ilgilenmiyormuşuz. Dünyadakiler bizleri bilmiyordu ama biz biliyorduk. Çünkü burada çok güçlü ailelerden kişiler varmış ve istediklerini yapabiliyorlarmış. Buradan Dünya'ya taşınmış bazıları. Onların aracı olmasa da bizim aracımız varmş. Doğrusu çok merak ediyordum. "O zaman sana onların lunapark dedikleri yeri anlatayım." dedi. Kafamı sallayınca devam etti. "Oraya herkes eğlenmeye gidiyor. Orada bir çok oyuncak var. Örneğin; sana anlattığım salıncağı çok yüksekte biniyorlar. Çocuklar için atlı karınca var. Üzerlerine biniyorlar. Korku tüneli var. Aslında bu yere insanlar korkmak için gidiyorlarmış. İlginç"dedi. "Peki başka ne varmış?" diye merakla sordum. "Görmediğim için bilmiyorum. Bana sadece bunlar anlatırdı." dedi. Lafı burada bitmişken kapıdan "Hajra çocuğun geldi."diye ses duyurdu. Hemen ayaklandı."Keşke çocuğunu görebilseydim" dedim. Beni üzmemek için, her ne kadar imkansız olduğunu ikimizde bilsekte " Belki bir gün " dedi ve gülümseyerek beni öpüp çıktı. Sanırım ölene kadar bu oda da kalacaktım. Yıllar geçtikçe artık tamamen umutsuzluğa kapılıyordum.
Umutsuzluk içinde kendimi yatağa attım. Artık ölmek istiyordum. Her şey bitsin ve bu lanet hayattan kurtulmak istiyordum. Boşuna yaşıyordum. Her şey anlamsız geliyordu artık. Yaşamam çok anlamsızdı. Belki dışardakiler de bunun farkında ve ölmemi bekliyorlardı. Belki fazla bile yaşamıştım. Her şey bitmişti. Yatağımda yan tarafa dönerken bir ışıltı gördüm. Işıltıyı merak ederek kalktım ve ışıltının olduğu yere gittim. Yanına yaklaşırken bunun bir lamba olduğunu gördü. Bir dakika bu lamba dadımın dediği gibi kırmızı bir ışık mı saçıyordu yoksa bana mı öyle geliyordu? Herahlde gerçek olamazdı. Ellerimle gözlerimi ovaladım. Ama lamba yerli yerinde duruyordu. Masaldı sonuçta ama lambayı ovalamaktan da bir şey gelmezdi. Dadısı ne demişti? Üç dilek hakkı sunuyor. Peki ya Alaaddin çıkarsa? İçimi bir umut kaplamıştı.
Peki ya neler dileyecektim?

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mucize
Teen FictionBir gezegen olduğunu düşünün... Dünya dışında yaşam olan bir gezegen... Xan'lar... Ve bir şatoya hapsedilmiş, kırmızlar içerisindeki bir kız... Dünyadaki farklı renkleri görmeye can atan ışıl ışıl bir genç kız... Yeşermesi için sadece dış dünyaya aç...