-13-

3K 194 13
                                        

"Yakarsam eğer,
canımı yak."

Bana bakan gözlerine odaklanıp gülümsedim.
"En ağır şekilde yakacağıma emin ol Park Jimin."
Yere bakıp gülümsedikten sonra mırıldanarak birşeyler söyledi.
Tam olarak göremesemde biçimsiz dişlerini kocaman gösterişi içimi titretmişti.
"En çok da gözlerin kısılana kadar güldüğün anları seviyorum."

"Sesli düşünüyorsun minik. Bunu sık sık yaparsan ben nasıl sert bir çocuk olabilirim?"
Gülüşünü daha da büyütüp bana bakmıştı. İçimdeki küfürleri bir anlığına serbest bırakmayı düşündüm ama sesli düşünmek konusundaki uyarısını cidden dikkate almalıydım.

"Aman ya iki Jiminie de yan yana!"
Joonha'nın sesiyle irkilip ona döndüm. Bu okuldaki tüm insanlar neden en özel anlarımızı bozmak için dünyaya gelmiş gibi davranıyorlardı?!

Birden aklıma gelen şeyle Jimin'e döndüm. Sinirden kızaran gözlerine titreyen elleri eşlik ediyordu.
Biraz olsun rahatlatmak için yumruk yaptığı sağ elini kavradım.
Joonha karşımıza oturarak sırıttı ardından Jimin'in boşta kalan elini tutup söylenmeye başladı.

"Ne oynuyoruz? Titreyen eli durdur mu?"

Jimin hışımla elini çekip yüzünü buruşturdu. Nefesi düzensiz ve normalden hızlıydı.

"Joonha git."
"Ama Jiminie~ Ben böyle mutluyum sevgiline de söyle sinirini bıraksın."

"Siktiğimin herifi!"
Jimin mırıldanarak oturduğu yerden kalktı, ilk etkiyle biraz sendelese de onu tutmak için kalktığımda çoktan hızlı adımlarla uzaklaşmaya başlamıştı.

"Hadi ya daha eğlenecektik."

Ne ara bu kadar pislik olmuştu bu çocuk?!
Kıskançlığın etkisi bu muydu?
Aptal Joonha, iyi biri olduğunu sanmıştım.

Koşarak Jimin'in ardından gittim. Merdivenlerden inerek kitapların olduğu depoya girdi. Arkasından girip kapıyı kilitledim.
"Sakin olmalısın Jimin, sinirin sana zarar verebilir."
Titreyen vücudunu masaya yaslayıp kafasını geriye attı.
Biraz daha yaklaşıp sakinleştirmek için yanına sokuldum.
Titremesi şiddetliydi ve bana da etki ediyordu.
"Ondan uzak dur."
"Tamam, tamam sen sakin ol. Bak iyi değilsin şu an."

Reddetmiyordu çünkü bu sefer sonuna kadar haklı olduğumu biliyordu.
Yaslandığı yerden doğrulup üstündeki hırkayı ardından tişörtünü çıkardı.

Şaşkınlıkla onu izlerken harikanın ötesinde olan vücudunu dikkatimi çekti.
Kıvrımlı ve kaslıydı. Bunu tahmin etmemiştim. Kesik nefesleriyle hızlıca inip kalkan göğsünün sol tarafındaki derin ize odaklandım. Fark etmiş olacak ki titreyen sesiyle konuşmaya başladı.

"Haylaz bir çocuktum. Sürekli kendimi yorardım ve bir gün iş ciddiye bindi." hafifçe sırıtıp cümlesine devam etti. "3 belki de 4, bilmiyorum saymadım tam burayı açtılar." dedi yara izini göstererek.

Ben de olduğum yerden doğrulup yanına gittim. Parmaklarımı onunkilerin olduğu ize götürüp dokundum.
Yüzündeki acı ifadesiyle geri çekip endişeyle sordum.
"Acıdı mı?"
Elimi tutup aynı yere koydu.
"Hissediyor musun? Çok ritimsiz birkaç dakika içinde daha kötü olacak."

Bir anda boğazımdan çıkan hıçkırık ile ağlamaya başladım. Korkuyordum.

"Korkma, eğer korkarsan bunu yapamayız. Sadece bana yardım et. Bak tüm sorumluluğu sana yüklemeyeceğim söz."
Dikkatimi ona veremiyordum. İçimdeki korku gittikçe büyüyordu. Bir anlığına gözlerimin karardığını hissettim. Omzumda hissettiğim ellerle gözlerimi açtım.
 
"Minik! Bana bak, sakın bayılayım deme. Lanet olsun bunu itiraf etmek istemiyorum ama şu an sana ihtiyacım var!"

Kendime gelip dikkatimi ona verdim. Toparlandığımı anlamış olacak ki duvara yaslanıp konuşmaya devam etti. Artık daha da zorlanıyordu.

"Bir krizin başlangıcındayım, sakın korkma. Şimdi hastaneye gideceğiz. Ambulansı aramama gerek yok, sana ara dediğimde arayacaksın."

Nasıl bu kadar sakin kalabiliyordu?
Her an daha kötü olabilirdi.

"Kwon Jimin! Bu halde bana yardım edemezsin. Tamam eğer korkuyorsan burada kal tek başıma halledebilirim."

Kafamı sallayıp gözlerimdeki karartının geçmesini sağladım.

"Bu sefer yalnız gidemezsin."

Yavaşça tişörtünü giydi. Kilitlediğim kapıyı açıp çıktı. Hırkasını alıp ben de ardından gittim. Bahçeye çıkıp büyük kapıya doğru ilerledik. Yaklaşıp koluna girdim. İkimiz de delice titriyorduk.

"Ağırlığını bana ver."
"Şu an değil."

Kesik kesik aldığı nefesler beni daha da yıpratıyordu. Artık okuldan çıkmıştık. 1-2 sokak yürüdükten sonra sürekli yaptığımız gibi durup dinlenmesini bekledim. Yüzüne baktığımda renginin beyaza döndüğünü fark ettim. Omuzları çökmüş, zor ayakta duruyordu.
Dengesinin bozulduğunu görüp onu tuttum.

"Artık sen ne dersen de ambulansı arayacağım."

Son gücüyle fısıldadı.

"Artık aramalısın."

LUNATICHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin