Bölümün Soma'da yaşanan maden kazası dolayısı ile yapılan yas yüzünden geciktiğini belirtmeliyim. Aslında bugün bunu paylaşmam saygısızlık olarak görülebilir ancak en geç iki güne bir yükleyeceğim dediğim için yüklüyorum. Sözümü tutmalıyım, beni bağışlayın...
---
Burada da siyasete girmek istemiyorum (İnsanlar bu konuda siyaset yaptığımı düşünüyorlar..) Konuşmak isteyen mesaj atabilir. Burada tek belirtmek istediklerim şunlar:
Somadaki şehitlerimizin resmi 284 olduğu, gayri resmi 500'ü geçtiği söylenen şu günlerde acımız büyük. Bir yakınını veya tanıdığını kaybeden varsa başı sağolsun, Türkiye'nin başı sağolsun. İhmalkarlık büyük kayıplara yol açtı, pek çok kadın dul, çocuklarsa öksüz kaldı. Bir kömür için, yüzlerce ömür bitti...
---
Son olarak bir şey daha bildirmeliyim. Arkadaşım Ece ve ben ortak bir hikaye yazıyoruz. Bir sonraki bölümlerde bu hikayeyi yayınladığımız hesabı ve hikayenin adını söyleyeceğim. Hikayeyi kurguladık, yazdık, sadece paylaşmak kaldı. Hikayede iki ana karakter var. Derin ve Ada, hikayemizi ikisinin bakış açısından okuyabilirsiniz. Hikaye birkaç gün içerisinde yayınlanacak. Macera severlere tavsiye ederim, kurgusu sizleri hayal kırıklığına uğratmayacak...
---
Sır'a geçiyorum arkadaşlar :)) Yorum ve vote verirseniz beni çok mutlu edersiniz, hikayemizin okuyucu sayısı beş yüzü aştı! Hepinize çooook teşekkür ediyor, tek tek tek öpüyorummm :*
Bölüm -4-
Sabah uyandığında ise mutfaktan nefis yumurta kokusu geliyordu. Saatine baktı, beşi çeyrek geçiyordu. Tanrım, gün nereye kayboldu? Birazcık daha uyusam sadece… diye düşünürken mutfaktan ısrarla gelmeye devam eden sesler onu uyutmuyordu.
Yatağından kalktı ve ince bir hırka aldı üzerine, sabahın ayazı üşütmüştü. Dönüp baktığında odanın penceresi açıktı. Gidip kapattı, bu çocuk odasına kapı tıklatmadan girip pencerelerini açacaksa daha temkinli olmalıydı. Yoksa acaba bu pencereden mi girmişti içeriye? İçi ürperdi Angel'ın. Neden sadece evin içerisine şu ışınlanma şeysinden yapmıyordu da pencerelerden girip çıkıyordu? Bunu bir ara sormaya karar verdi.
Salona, yani mutfak kısmına adım attığında Rixon ona “Günaydın!” diyerek gülümsedi. Angel uyku mahmuru tabii, gözleri kısılmış aptal aptal bu kim diye suratına bakıyordu çocuğun. Sonra aklına her şey geldiğindeyse ağzında küçük bir ‘o’ şekli oluşmuştu. Demek her şey rüya değildi, içinde bulunduğu kulübe bunu kanıtlayan bir örnek dahaydı ya zaten.
Kocamanca içini çekti, güne temiz havayla başlamayı severdi. Bir de siçini kaplayan ve büyümeye devam eden sıkıntıdandı bu iç çekiş. Sonra Rixon’ın yaptığı yumurtaya yanaşırken, “Günaydın.” diyerek geç bir karşılık vermiş oldu. “Hah yumurtayı yakmışsın.”
“Biliyorum, kaşarını ilk önce koymuşum…” Rixon yaptığı hatanın utancıyla konuşuyordu. Bu komikti, sonucunda melekler mükemmel olmazlar mıydı? Fakat bu Rixon'ın mükemmelliğini bozan gördüğü ilk şey değildi. “Henüz buradaki yemeklere ve yapılışlarına alışamadım, çok garipler. Yani ne fark eder ki kaşarı önce koysam? Ama yok olmaz, o illahla yanacak yumurta pişesiye kadar!”
Angel kıs kıs gülüşünü gizlemek için çok zorlanıyordu. “Ver bana ben hallederim.” Sonra dayanamadı ve kahkahasını koyuverdi.
Rixon ise somurtuyordu, her şeyi mükemmel yapmaya ve övülmeye alışılmıştı demek ki. “Gülme.” Ama Angel’ın gülmesi kesilmemişti. Rixon’ın yaktığı yemeği kurtarmaya çalışırken gözleri gülmekten kısılıyordu, pencereden yansıyan güneşse gözlerinde ışıldıyordu. Ona baktıkça Rixon’ın da dudaklarının kenarları yavaş yavaş kıvrılmaya başlamıştı. Sonunda ona sırıtınca, “Pekala bu kadar yaygara yeter. Artık ye de başlayalım.” dedi. Atmosferi bozmasa olmayacaktı zaten.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sır
AdventureAnnesi ile babasının talihsiz yasak aşkının meyvesi, Angel tehlike altında. Çünkü onun türünün, yani melezlerin, varolması kesinlikle yasak. Aurası algılanmadan yaşadığı 17 yaşına kadar sorun teşkil etmiyordu. Ancak aurasındaki koku dişiliğinden dol...
