6 yıl önce
-Nereye gidiyorsun merikemin
-İşe gidiyorum bedavamin.
-Kolay gelsin kendine dikkat et.
-Peki cano.
Örtüsünden öptüğü kadına deli gibi aşıktı. İlk defa Mardin töresi olmadan evlenebilmişti bir çift. Çok seviyorlardı birbirlerini. Baran onu 15 yaşından beri seviyordu. Gökçesi ise 14.
Yaşı küçükken okuldan alınan Gökçe kocası sayesinde okuyabilmişti.Ve arada sırada Istanbul'a gidiyorlardı.Hem geziyorlar hem Baran işini yapıyor hemde çocuk isteyen aşiret topluluklarıdan kurtulmuş oluyorlardı. Ve Gökçe hamileliğini öğrenmişti. Baran'a söylemek için Ofise gidiyordu. Karşıdan karşıya geçerken yaşlı bir teyzeyi kamyonu görmeden yolda görmüştü. Ve ona yardım etmek için atıldığında çoktan kafasını çarpıp bir köşeye düşmüştü. Tesadüf müdür ,Tevafuk mudur nedir. Baran'da o sırada Gökçesi için eczaneye gidiyordu çünkü Gökçe astım hastasıydı ve sprey kullanıyordu. Eczaneye girerken karşı yolda yerde yatan birini görünce korkan Baran hemen karşı yola geçip o kişiyi kurtarma düşüncesiyle oraya varmıştı. Bir hışımla yatan kişinin kafasını çevirince gördükleriyle beyninden vurulmuşa dönmüştü.Zar zor nefes alan bu kişi karısıydı, Gökçesi'ydi ,ömrüydü ve ömründen ömür gitmişti. Karısına Hayır gitme diye feryat ediyor ve aynı zamanda içinin yandığını hissediyordu. Fakat yapacak bişey yoktu Allah'ın yazdığını kimse bozamazdı ya nitekim Baran'da bunun farkındaydı. Karısının birşeyler demeye çalıştığını farkeden Baran kulağını karısının ağzına götürünce karısının hamileyim dediğini duydu. Bir insan bu kadar mı şanssız olurdu. Karısına,daha kokusunu almadığı yavrusuna karşı bu kadar mı çaresiz kalabilirdi. Diğer insanların çağırmasıyla gelen ambulans çabucak Gökçe'yi sedyeye kaldırdılar. Ve hastaneye götürdüler
Ve çok geç olmadanda sabah örtüsüne buseler kondurduğu kadının vefat haberini aldılar. Hem de daha doğmayan yavrusu ile birlikte. Bu nedenle Baran asla çocuklara kötü davranmazdı
Kendi yavrusu gitmişken nasıl yapabilirdi ki...
Ve işte bu yüzden küçük Gökçe'ye daha ılımlı yaklaşıyordu.
Gökçe"nin vefatından sonra abisini de düğününde kaybedip emanet gelin Rojda'yı da alıvermişti yanına. Ve bir de babasına verilen sözle gelen bir gelin daha olacaktı. Baran'ın yaşadıkları cidden dile kolay kalbe zor olaylardı. Ve Baran kötü birisine dönüşmüştü. Kendisi de farkındaydı fakat elden gelen birşey yoktu. Acılarını öfkelerine tamamlayıp acısının ağrısına katlanmasına yardımcı oluyordu. Son günlerde de babasının hastalanması üzerine iş yerine daha fazla gidiyor ve daha uzun kalmak zorunda oluyordu. Ve düğününe de epey az bir vakit kalmıştı.
******
Rojda'nın ağzından;
Bu günlerde Baran çok geç geliyordu. Baran ile 3
senedir evli olsakta o bana asla yaklaşmamış hatta aynı yatakta bile yatmamıştı. Bu beni üzüyordu fakat yapabileceğim birşey yoktu. Ben asla Baran'ın abisini sevmemiştim. O beni sevmiş , ailemden istemiş, bana da tamam demekten başka çıkar yol kalmamıştı. Sonuçta ağa hanımı olabilmek kolay değildi. Ama işte gönül bu ya O eve el öpmek için olsun tuz almak için olsun her girdiğimde Baran'a olan hislerimi asla bastıramıyordum. Ve iyi kötü evlendik onunla. Baran'ın abisinin ölümüne tabikide çok üzüldüm fakat Baran'la evlenme düşüncesi aklıma düştüğünden beri mutluluğuma engel olamıyordum. Bundan utanıyordum ama aklıma dur diyemiyordum. Baran'ın şu sosyete kızıyla evlenecek olmasına çok sinirliydim fakat emir büyük yerdendi. Gerçi Baran'da sevinmemişti buna ama sonuçta o abisinin gelini değildi ve soylarını devam ettirme gereği onunla aynı yastığa baş koyacaktı. Belkide bir sürü çocukları olacak önümde gözümün içine sokarcasına oynatacaktı onları. Ama ben ne yapar eder onların evlenmesine mani olurdum. Belkide Mirzattan bile yardım isteyebilirdim. (Hazal'a Mardin'e gidip gelirken aşık olan adam , Erbani aşiretinin ezeli düşmanı MİRZAT ZALOĞLU)
Hazal'ın ağzından;
Günlerdir midem bulanıyordu.
Baran'a söylemeye utanıyordum. Ama hastaneye gitmem gerekiyordu çünkü midem boğazımın yanmasına neden oluyordu.Artık söylemem gerek olduğunu düşündüm. Akşam Baran işten döndüğünde odasının kapısının önüne geldim ve kapıyı tıklattım ses gelmeyince içeri girdim ve yine halıya takılıp Baran'ın üzerine düştüm. Bir anda gülmeye başladım ve Baran'ın bana sinirli bir şekilde baktığını görünce sustum. Biraz sonra Baran'ında güldüğünü görünce kahkahalar atmaya başladım. İlk defa Baran'la bu şekilde gülüyordum. Ve bu benim hoşuma gidiyordu. Ama bir anda midem ağırmaya başladı. Ve karnımı tutarak acıyla inledim. Baran "ne oldu" dedi. Endişelenmişti ona "doktora gidebilir miyiz ?"diye sordum. O da bana "tamam" dedi. Ve beni kucaklayıp götürdü. Ona itiraz etmedim çünkü karnım çok ağrıyordu.
Rojda'nın ağzından;
Sanırım işe yarıyor bu haplar. Kaç gündür kıvranıp duruyor Hazal hanım. Kocama yaklaşmadan önce düşünecekti onu pis yetim.Yazarın ağzından;
Hazal'ın karnı çok ağrıyordu fakat Baran bunun nedenini bir türlü anlayamıyordu. Arabaya binip giden ikili arkalarında soru işaretleri bırakmıştı. Ancak bunu düşünecek durumda değillerdi.
Hastaneye vardıklarında doktor Hazal'dan kan tahlili istiyordu . Ve Hazal'da 4 saattir bir şey yememişti. Kan tahlili için kan veren Hazal'a daha sonra ağrı kesici verdiler. Ve tahlil sonuçlarını biraz sonra alacaklarını söylediler.
Biraz bekleyen ikili doktorun odaya gelmesiyle kafalarını o yöne çevirdiler. Ve doktorun söyledikleriyle şok geçirdiler. Doktor "tebrikler 3 haftalık hamilesiniz" deyince deliren Baran " bu nasıl mümkün olabilir" diye bağırdı. Aynı şoku yaşayan Hazal "hayır bu yalan" diyordu. Şaşıran doktor buna neden sevinmediklerini anlayamamıştı. Bir hışımla dışarı çıkan Baran Hazal'a korku salan bakışlarını yollamıştı. Hazal bu haksızlığa müsamaha gösteremezdi. Baran'ın ardından koşan Hazal ona "yemin ederim yalan"diyordu. Hastanenin çıkışına geldiklerinde Baran arkasına döndü ve "Kim" dedi. Hazal ona anlamaz gözlerle bakıyordu. "Kimden bu çocuk"dedi. Hayal kırıklığına uğramış bir şekilde seslendi Hazal ona "hayır "dedi. "Ben hamile değilim yalan söylüyorlar "dedi inanmasını umarak. Baran Hazal'a ,babasının kıyamadığı, öpüp koklayamadığı yavrusuna tokat attı. Hazal hala buna inanamıyordu. Ve koşarak hastaneden ayrıldı. Baran tam gidecekken arkasından bir hemşire seslendi. "Bekleyin beyefendi".Baran sinirliydi "ne istiyorsanız çabuk olun"dedi. Hemşire beyefendi tahliller karışmış. Hazal Barava sizin
yakınınız mı?" dedi. Baran hemşirenin karışmış lafına üzülse mi sevinse mi bilemedi ve sorusuna "E-evet" diye yanıtladı. "Hazal Barava gıda zehirlenmesi geçirmiş. Fakat muayene için onu bulamıyoruz. Ve sanırım bir özür borçluyuz" dedi. Baran çok sinirliydi."Yapacağınız veya yaptığınız yanlışların nelere sebep olacağınının farkında değil misiniz ?" diye bağırdı. Hemşire korkmuştu. Ü-üzgünüz beyefendi diyene kadar Baran gitmişti bile. Çevresi geniş olan Baran tüm taksicilik yapan arkadaşlarını aramış. Onun ev adresini veren bir bayan olup olmadığnı sormuştu.En son aradığı Ferhat amcası yaklaşık 10 dk önce öyle birini Asım'ın götürdüğünü söyledi. Bunu öğrenen Baran Asım'a hastaneye dönmesini söyledi ve o da yönünü değiştirdi
Hazal'ın ağzından;
Bana attığın bu tokatı hiç unutmayacağım Baran Erbani. Yanağım pek acımadı ama kalbim çok acıdı. Nasıl böyle birşey düşünebildin ki. Yola çıkmış taksi çevirmeye çalışıyordum bir yandan da Baran'ın bana yaptığı şeyi sindirmeye. Anlayamıyordum nasıl ya nasıl benim başka birinden hamile olabileceğimi düşünüyordu ki. Her ne kadar onu sevmesemde namusumu yerden toplayacak değildim. Ama artık herşey bitti. Hem böyle düşünmeleri benim işime gelecek nasılsa Baran'la evlenmek istemiyorum. Eşyalarımı alıp İstanbul'a gitme vaktim geldi. Ama kendimi Baran'a açıklayamadığım için çok huzursuzdum. Kim bilir beni şimdi nasıl biri olarak görüyordu. Sonunda gelen taksilerin birine bindim ve evın adresini verdim. Çok dalgındım ve hala Baran'ı düşünüyordum. Pencereye kafamı yasladığımda Baran'ı gördüm. Ne ara eve geldi ki bu diye düşünürken burasının ev değilde hastane olduğunu görünce şoföre dönerek "pardon yanlış adres vermişim ben eve gidecektim. Üzgünüm dalgınlığıma gelmiş"dedim. Şoför bana gülümseyerek "hayır hanımefendi tamda yerine geldik" deyince kapı açıldı ve yağmurun çilenmekte olduğunu farkettim. Kapımı açana gelirsekte karşımda BAY DANA duruyordu. Ve beni çıkarttı. Sonra dizlerini yere koyup "ÖZÜR DİLERİM" dedi. Buna inanamıyordum Baran benden özür diliyordu. "Nasıl anladın" dedim."Tahliller karışmış"dedi gözüne düşen yağmur damlasını silerek. "Peki benim neyim var" dedim.
"Gıda zehirlenmesi"dedi. "Tamam affediyorum" dedim yüzüne bakmadan. Çok kolay affetmiştim bana tokat atması kaldırılır birşey değildi. Ama kahvelerine kıyamadım . Büyülü bir toprak gibiydi ve tamda olduğumuz şekilde toprak yağmur bileşeni gibiydik. Ben yağmurdum üzerine yağan o topraktı güzel kokan. Daha sonra karnım yeniden ağırmaya başlayınca Baran beni hastaneye geçirdi ve beni muayene ettiler O günden sonraki zamanlarda Baran'ın bana daha ılımlı yaklaştığını farkettim.
Ve onu iyi ki affettim...

ŞİMDİ OKUDUĞUN
İstanbul'un Güzeli
DragosteKapak Tasarımı @4everavengers'e aittir. Teşekkürlerimi iletirim Acı,ne kolay kelimeydi değil mi 3 harfli tek heceli bir kelime peki bunu kalbe anlatmak neden bu kadar zordu,neden acı kelimesi çokluk ekini aldığında böyle can yakardı.Ahh acılar biz...