(1 hafta önce)
BARAN'DAN
°°°°°°°°°°°°°°°
Evet bugün o gündü. Onu , yarimi ziyarete gidecektim. Belki de her çift gibi bir restorant, cafe veya ev gibi bir yerde buluşmayacaktık onunla. Bir mezar taşında buluşacaktık o altında, ben üstünde. Çok acı veriyordu bana onu doğmamış evladımla bu şekilde görmek. Kim bilir beni ordan izliyorlardır beni o melek yüzleriyle. Arabayla park edecek yer ararken yine aynı duyguyu yaşadım. Onu 6 sene önceki gömerken yaşadığım duygu. Sanki kalbimi gömmüştüm o gün. Ve her geldiğimde kalbimi orda görmek acıtıyordu. Mezarlık kapısından gelen gıcırdama ile düşüncelerim bölündü. İçeri doğru ilerlerken bir bebek mezarı gördüm. 6 günlükken vefat etmişti , daha minicik bir melekti. Ağladım. Erkekler ağlamaz diyende kimmiş. Acı çeken her canlı varlık ağlar. Mezarlıkta bulunan çeşmeden bir şişe su doldurup, mezara serpe serpe döktüm. Mezarın üzerine getirdiğim gülleri koydum. Kuruyacaktı biliyorum. Gökçe'm gülü kurutmayı severdi. Evlendiğimizde ona her akşam gül getirirdim ve kendisi de bir defterin arasına koyup , kuruturdu, ve tarih atardı. O defter şuan bir dolabın içinde ve ona tarih atan birisi yok...Mezardan çıktığımda derin bir nefes aldım. Ve arabaya doğru ilerledim. Arabaya bindiğimde kafamı dağıtmak için ellerimi teyibe yönlendirdim parlayan mavi düğmesine bastığımda, Gökçe'min en sevdiği şarkı çaldı. Bu bir rastlantı mıydı? Eğer bir rastlantıysa beni deli edecekti. Teyibe yeniden yönelip o parlayan düğmeyi mat yapacak şekilde bastırarak kapattım. Ve hızla arabayı çalıştırıp marşa bastım. İlerlerken işyerime yakın olan eczaneyi ve o karşı yolu gördüm. Cidden bu rastlantılar beni delirtecekti. Eve vardığımda Hazal'ın penceresinden pijamalarıyla kendi kendine konuştuğunu farkettim. Çok tatlıydı. Ama hayır Gökçe'me ihanet edemem. O benim evlâdımla mezarda yatarken ben... Ben neler düşünüyorum öyle. Kafamı anlamsızca sallayıp odama çıktım. Ve uykum olduğundan direk yattım. Sabah kalktığımda uzun zamandır ilk defa evden Hazal'ın kahvesini içmeden çıktım. İşe gittiğimde kendimi işe verdim. Sekreterden kahve istesemde Hazal'ın kahvesi kadar güzel olmaması aklıma onu getirmişti. Ama hayır onu düşünmemeliydim. O sadece bir kızdı işi çocuk yapmak olan bir kızdı. Benim için onun bir değeri olmaması gerekirdi , yoktu. İşten döndüğümde direk çalışma odama gittiğimde Mizgin'in getirdiği kahveden
yudumladığımda bu kahvenin onun değilde Hazal'ın yaptığını anlamam uzun sürmedi.
- Bu kahveyi kim yaptı.
+B-ben Ağam.
-Yalan söyleyen insanlardan nefret ettiğimi biliyorsun değil mi?
+ Özür dilerim ağam. Bu kahveyi H-Hazal hanım yaptı.
- Odadan hemen çık kahve falan istemiyorum.
+ T-ta...
- ÇABUUUUKKKK
Ürkerek kapıya yöneldi ve hızla odadan çıktı. Bu Hazal neyin peşindeydi. En iyisi ona hiç gözükmemek. Yoksa ona ...
Off her neyse benim şu mimarlarla görüşüp inşaattan düşen adamın olayını örtecek yeni dekorlar geliştirmelerini istemem lazım. Şimdi muhasebeciyi arayıp İnşaatçının adresini öğrenmesini istemeliyim. Telefonum masada yoktu. Ah arabada unutmuş olmalıyım. Şimdi çıkarsam Hazal'ı görebilirim. Ama görmek istemiyorum. Görürsem dayanamam. Ah ne diyorum ben ya. En iyisi Mizgin'e seslenmek. Kapıyı yarım bir şekilde açtığım sırada bardak kırılma sesleri duydum. Kapının arkasına baktığımda Hazal'ı gördüm. Ve cam kırıklarını topluyordu. Kesin bana çok sinirlenmişti.
-MİZGİİİİNNNNN.
Seslendiğimde koşarak geldi ve
- Hazal'a yardım et sonra arabadan telefonumu getir. Dedim.
- Peki ağam deyince odama geçtim. İçim içim yiyordu. Acaba eline cam parçası batmış mıdır. Hem 3 bardak suyu kim içecekti ki. Anlamıyorum Rabbim bizi buluşturmaya mı çalışıyordu? Eğer böyleyse vazgeçmesi bir kulu için daha iyi olacaktı.
Günler geçiyordu. Yaklaşık 1 haftadır Hazal'ı görmüyordum. Kahveyi Mizgin'in elinden içiyor, işe erkenden gidip geç geliyordum. Artık ailemi bile göremiyordum.
Ama babam işe gitmediği için benim geç gelmelerimi pek umursamıyorlardı. Bugün sabah ev telefonunu aradım. Mizgin açtı ve dün gece annem yanıma geldiğinde söylediği şeyi Hazal'a söyleyebilmek için Mizgin'den Hazal'ı çağırmasını söyledim
+Alo
-Alo Hazal
+Ne var
- Git kuyumcudan 2 yüzük al . Annem dedi. Parasını ben sonra vericem. Hamza amcadan al ona haber verdim.
+ Hıhı deyip telefonu kapattı.
Daha sonra bir ihale için toplantıya girdim. Ve akşam eve dönmek üzere arabama bindim. Hızlı gittiğim için çabucak vardım. Eve girdiğimde Hazal bana yüzükleri göstermek için geldi. Uzun zamandır onu görmediğim için onu görünce kalp atışımın hızlandığını hissetim. Ve söze ben başladım.
-Sen ne yaptığını sanıyorsun.
+ Ne yaptım ki.
- Bilerek yaptın değil mi?
+ Neyi, Neden bahsediyorsun Baran sen
- Neden mi bahsediyorum. Aldığın yüzükler.
Nefes almakta güçlük çekiyordum.
+ Ne olmuş yüzüklere. Sen istemedin mi. Fiyatı uygundu. sorun ne söyler misin artık. Ben oyuncak mıyım sence yeter bıktım artık . İstediğin zaman iyi istediğinde kötü davranmaktan vazgeç. Şimdi noldu bir kaç hafta önce benden özür diliyordun. Karşında bir insan bir kalp olduğunu anlamakta güçlük mü çekiyorsun. Üzgünüm elindeki oyuncak bebeğin kalbi yok artık. Çünkü beni tükettin Baran anlıyor musun. Çık artık hayatımdan. Defol ya defol. diye sesini yükselterek adeta tısladı. Bu tavrına çok sinirlendim. Derken Hazal yavaşça ağlayarak diz çöktüğünü gördüm. Haklıydı aslında. Hemde çok. Yaptığım hatalar affedilecek gibi değil. Ama bir ihtimal diye düşünerek onu kucaklayıp odasına götürdüğümde ondan özür diledim. Ertesi sabah ona daha yakın davranmaya başladım çünkü o suçsuzdu. Ona faili olmadığı bir olay için cezalandıramazdım. İşe giderken olsun dönerken olsun onu düşünüyordum.
(1 hafta sonra)
Hazal'dan
°°°°°°°°°°°°
Sanırım ağlamam Baran'ı derinden etkilemişti. Bu sabah ki yaklaşımı ve bakışları bunu özetliyordu. Yalnız bir şey farketmiştim Baran bu iş mevzuları ile uğraşırken fazlaca zayıflamıştı. En iyisi bugün Baran'ın gelecek misafirleri için yemek hazırlarken Baran'ın en sevdiklerinden tercih etmek. Hem bu şekilde Baran'ın iştahı açılır. Ve solmuş yüzü biraz canlanır. Hiç değilse hamaratlı olduğumu anlar . Maharetli ellerimi öperek bu düşüncemi kuvvetlendirdim. Bu haraketlerimi biri görse deli sanar ki biri görmüştü bile bizim haylaz Berat . Evet Berat Baran'ın kardeşiydi . Yurt dışında yaşamıştı. Buraya 2 gün önce gelmiş olsada haylazlığı hemen gün yüzüne çıkmıştı. Doğrusu tipindende anlaşılıyordu ya neyse.
- Yeange
Bu nasıl türkçedir ya
+ Yeange değil Berat Yenge.
Anlamadığım şey bu çocuğun Türkiye'ye hele hele böyle töreli ve kısıtlamalı bir şehre nasıl alışacağıydı. İnşallah burdan bir kıza gönlünü kaptırıp acı çekmezdi gerçi Burak'ta Mardinli değildi ama
-Yeange. elini gözümün önünde geçirip duran Berat'ın farkında değildim.
-Hı dedim.
- 2 saatten beri ben seni arıyor.
+ Oof Berat arıyor değil çağırıyor. Dedim.
- Tamam kızma Yeange. Sen küçüksün
Sinirlenmiştim Berat'ın üzerine doğru gelerek
+ 1 Yeange değil yenge 2 küçüksün değil büyüksün demeliydin 3 ben şimdi gidiyorum ama arkamdan tek kelime dahi etme anladınmı.
Telefonunu çıkardı. Bir şeyler yazdı. Telefonunu bana döndürünce not kısmından "anladım yeange yazmış yanına bir gülmekten ağlayan emoji koymuştu bu oğlan cidden deliydi. Bir hışımla mutfağa dönerken birine çarptım bu kişi Baran'dı. Bu saatte o olamazdı. Kesin gördüğüm hayallerden biriydi. Hemen gidecektim ki kolumdan çekmesiyle Nerdeyse burun burunaydık. Ah hayır hayal değilmiş gerçekmiş. Oof.
- Bişey unuttun
+ Hı ne dedim.
- Bir özür borcun var ama bu borcu kuru bir özürle ödeyemezsin. Bu akşam yemeğe çıkıyoruz dedi.
+ Ama misafirlerin gel...
Sözümü keserek
- Onlar yarın geliyorlar. Saat 20:00'da hazır ol dedi.
Hayır diyemedim. Kafa salladım. Sonra da ardıma bakmadan odama çıktım. Arkamda gülen bir yüz bıraktığıma emindim.
Akşam
°°°°°°°
Baran eğer biraz daha geç kalırsam beni ha buraya gömecek. Hehhh oldum işte.
Giydiğim elbiseyi incelediğimde.Mavi vücudumu sergileyen bir elbise olması beni çok güzel tamamladığını görmem pek uzun sürmedi. Elbisenin uzunluğu ayaklarına kadardı fakat belden dar belden aşağı kısımlarda daha geniş olması hem rahat hem şık durmasını sağlıyordu. Saçlarımı dalgalı bırakmam sade bir şıklık katıyordu. Göz makyajım hafif ve dudaklarım kırmızı bir rujla kaplıydı. Son olarak sandalet ve çantamı aldığımda güzeldim. Evet güzeldim. Odadan çıktığımda Baran'ı yandan gördüm sıkılmış gözüküyordu ta ki beni görene kadar. Yanına varana kadar beni incelemesi hoşuma gitmişti. Ona tebessümlerimi yolladım. Ve arabaya binip gittik. Çıktığımızda ona dönerek "bişey demiycek misin" dedim.
" Hazal benim için çok erken. Emin ol bu adımlar hep sana yaklaşabilmek için . Lütfen şimdilik benden bunu bekleme" demesine bozulsamda gecemin bozulmasını istemediğimden pek üzerinde durmadım. Restorandan içeri girdigimizde çok şık bir yer olduğunu farkettim. Mardin'de böyle bir yer olması beni şaşırtmıştı. Restoranın adı Bağdadi'ydi. Gecemiz çok güzel geçmişti. Gerçekten Baran'a teşekkür borçluydum fakat bana bakan adama laf atmasa daha iyiydi. Her kız bunu ister fakat boş yere strese gerek yok. Eve vardığımızda Baran'a teşekkür edip yanağından öptüm. Sinirimi bozacak veya benimle alay edecek bir şey söylememesi için yanından koşarak ayrıldım. Gerçekten uzun zamandır ilk defa bu kadar mutlu olmuştum. Geceye umutlu bir şekilde gözlerimi yumdum..Evet 5.bölümümüz hayırlı olsun. İnşallah 50'ye tamamlayacağız 10 katı. Aalllaah ben kaçeyomm. Tabi zorlanacağım ama ne demişler
-ne demişler
+Ben ne biliym ne demişler
- Hı
+ Şaka şaka AZMİN SONU BAŞARI demişler

ŞİMDİ OKUDUĞUN
İstanbul'un Güzeli
RomansaKapak Tasarımı @4everavengers'e aittir. Teşekkürlerimi iletirim Acı,ne kolay kelimeydi değil mi 3 harfli tek heceli bir kelime peki bunu kalbe anlatmak neden bu kadar zordu,neden acı kelimesi çokluk ekini aldığında böyle can yakardı.Ahh acılar biz...