Hazal'ın ağzından;
Sabahın ilk ışık huzmeleri sanki sadece benim üzerime düşüyor gibiydi. Güneş sanki Hazal'ın gözlerinde doğacam diye bir and içmiştı. Gözlerimin kamaşmasıyla kalktığım yataktan doğruca banyoya girdim. Elimi yüzümü yıkayıp çıktım. Bugün canım bordo giymek istiyordu ve dolaptan bulduğum bordo kıvrımlı elbiseyi giydim. Kıvrımlı elbiseler daha çok hoşuma gidiyordu. Çünkü fiziğim daha belirgin oluyordu. Siyah şalımıda tel tokayla tutturdum. Gözlerime rimel ve eyeliner sürüp kırmızılığa yakın dudaklarıma parlatıcı sürüp işimi bitirdim. Baran'ı sinirlendirmemek adına hızlıca çıktım. Çünkü bugünlerde Baran'ın benim elimden kahve içesi geliyordu. Hayır sanki koca iş yerinde kahve yapan yok. Kahveyi koyduğumda aklıma Defne'nin kahve yaparken kahve yerine tarçın kullanması geldi . Hayır anlamıyorum insan koklamadan nasıl koyabilir ki. Hafif tebessüm ettim. Ardımdan gelen kişiyi görmeyerek.Baran'ın ağzından;
Sabah uyandığımda odama hiçbir yerden ışık gelmediğini görüp sabah olmadığını düşünerek daha çok yatacaktım ama sinir bozucu alarmımın beni bu gerçekle yüzleştirmesi fazla zaman almadı. Ki zaten canım Hazal'ı görmek istiyordu. Nedenini bilmiyordum ama yaklaşık 3 gündür sadece Hazal'ın kahvesini içmek istiyordum. Ve bunuda başarıyordum. Banyoya geçip elimi yüzümü yıkayıp ağzımı nane kokulu suyla çalkaladım. Son olarak üzerime siyah gömleğim siyah pantolonum ve bordo kravatımı takarak ve siyah ceketimi giyerek saçlarımıda elimle bir düzene sokunca odadan çıktım. Mutfağa doğru giderken mutfakta kendi kendine gülen bir şahıs gördüm. Evet bu şahıs benim evleneceğim kız. Kız resmen şizofren ya. Kahveyi yapıyordu ama sanki başka bir dünyadaydı. Arkamdan Mizgin geldi ve tam konuşacakken ona elimle sus işareti yaptığımı görünce sustu ve Hazal'ın yanına geçti. Hazal'ın hala güldüğünü görünce ona "Hanımım sakıncası yoksa neden gülüyorsunuz"dedi. İçimden Mizgin'i alkışlamak istiyordum. Hazal aklıma bu geldi diyerek , yetimhanede başından geçen bir olayı anlattı. Bende nedensiz gülümsedim. Kahveyi yapan Hazal bardağı tam masaya koyacakken beni görünce dengesini kaybetti ve tam düşecekken onu belinden elimi dolayarak yakaladım. Ve gözlerine gözlerimi kenetledim. O güzel mavilerine kahvelerini katasım geldi. Çok masum ve temiz bakıyordu gözleri. Mizgin'in öksürmesiyle elimi ondan çektim ve gözlerimi o güzel mavi harelerden çevirdim. Sonrasında masaya oturup kahvemi yudumlayip bir yandan Hazal'a bakıyordum. Kıyafetlerimizin de bu kadar uyumlu olması gözümden kaçmamıştı tabii ;)Hazal'ın ağzından;
Kahveyi yapmıştım ve tam masaya doğru ilerlerken kapıya yaslanmış olan Baran'ı görünce tüm dengem altüst oldu ve tam düşecekken
Baran'ın beni tutmasıyla kurtuldum. Kahve düşecek gibi duruyordu ama sanki Baran beni belimden kavrayınca hayat durmuştu. Akrep yelkovanı kovalamak istemiyordu sanki sadece bizim gözlerimiz kovalamak istiyordu birbirlerini. Ve Baran'la bende bunu kabul etmiştik belki. Mizgin'in öksürmesiyle sanki hayat kaldığı yerden devam etti. Ve kahveyi Baran'ın eline vermemle arkamı dönüp diğer işlerimle ilgilenmeye koyuldum. Bu arada Baran'ın benimle bu kadar uyumlu olması hoşuma gitti. Her ne kadar birleşmeyecek olsakta.Kahvaltıyı da hazırladıktan sonra mutfağı topladım. Ben bunları yapacak insanmıydım şimdi arkadaşlarımla takılmak varken ben bulaşık yıkıyor ve temizlik yapıyordum. Ama alışmıştım farkında olmadan. Yaklaşık 2 ay olmuştu ve kendimi artık buraya ait gibi hissediyordum. Baran'ında kalkmasıyla daha rahat ve hızlı çalışmaya başlamıştım. Ve kalan birkaç işi de Mizgin'e emanet ederek diğer odaları temizledim kendimi aç hissetmiyordum fakat başım dönüyordu. Merdivene çıkıp pencereleri temizlerken artık bu baş dönmesinin dengemi kaybettirdiğini farkettim. Ve artık gözlerimide yumarak merdivenden düştüğümü hissederek acı bir şekilde inledim. Fakat devamı yoktu.
Uyandığımda kendimi 2.kez hastanede buldum.Buraya en son geldiğimde doktorların hatası yüzünden Baran'la kavga etmiştim. Kolumda bir serum takılmış ve karşımda Revınd hanımı oturarak gördüm. Uyandığımı görünce "iyi misin keçkamin" dedi. "Ben iyiyim daye biraz başım döndü o yüzden oldu bunlar" dedim.2 ayda kürtçeyi kavramıştım ."Peki"deyip odadan çıktı biraz sonra odada Baran'ı gördüm. Yanıma yaklaştı ve "çok korktum"dedi. "Neden sözünüzü tuttamazsın diye mi"dedim. Sanki hayal kırıklığına uğramıştı ama sonrasında sinirlendiğini belli ederek "evet"dedi. Ve odadan ayrıldı. Sanırım bunu dediğime pişman olmuştum ve kesinlikle ondan özür dilemek istiyordum. Ama önce bu hastaneden çıkmalıydım.Doktor yanıma geldi ve yeme içmeme dikkat etmem gerektiğini böyle giderse düşebileceğimi söyledi. Ve taburcu olabileceğimi iletti. Sonra çıktı. Baran'da çıkışımı vererek bizi şoförle eve yolladı. Gerçekten bir kelimemin bu kadar tepki vermesine sebep olacağını düşünmüyordum.
Ama nedensizce hoşuma gitmişti. Akşam eve geldiğimizde Baran'dan özür dileyebilmek için rujumla odasındaki aynaya "Terasa gelsene" yazdım. Terasa çıkıp sandalyelerden birine geçtim aynı zamanda bol köpüklü kahveleride hazırlamıştım. Biraz sonra yanıma Baran geldi. Sanki eline şeker verilmemiş küçük çocuk gibiydi. Somurtmuş haliyle çok şirindi. Az kalsın özür dilemekten vazgeçecektim. Sahiden farkettimde biz birbirimizden ne çok özür diliyorduk öyle XD. Kahvemizi içtik. Özür dilediğim anda gözlerinde bir ışık gördüm. Kekeleyerek
ö-önemli değil" dedi.
Çok tatlıydı. Yanağına bir buse kondurup aşağı indim. Evet ben hangi cesaretle veya hangi hakla bilmeden onu öptüm. Ama hep o mu öpecek {KIZ GÜCÜ :-D }
Hazal'dan;
Geçen günlerde Baran'ın bana bir mesafe koyduğunu, benden uzaklaştığını farkettim.
Artık kahvesini Mizgin'den istiyor,mutfağın yanından
geçmiyordu . Öyle ki yüzünü belki 2-3 gün görmüyordum. Nedenini anlamak istiyordum fakat konuşmama bile fırsat vermiyordu. Beni gördüğünde kaçıyordu. Bu benim canımı yakıyordu. Ama umursamamaya çalışıyordum.
Bugün canım çok çikolata çekmişti. Gerçi hep çekiyordu ama bugün daha fazlaydı. Aklıma Baran'ın benim hamile olduğumu sanması gelmişti. Her ne kadar canımı yaksa da çok güzel özür dilemişti ve onu bir çırpıda affetmiştim. O zaman her ne kadar iyi davransada şimdiki davranışları bunu örtüyordu.1 hafta önce ki bardaklar dışında hiçbir şekilde onu görmedim Her ne kadar yardım etmediği için sinirlensemde onu özlediğimi hissetim. Bir an belimden kavradığı günü hatırladım. Bu his gerçekten güzeldi. Beni sahiplenme hissi. Aman ben ne diyorum. Mardin'dennn NEFRET EDİYORUM. Düşüncelerime göz devirip markete gitmek için dış kapıya yakın olan aynanın karşısına geçip üstüme çeki düzen verdim. Bu sırada arkamda Baran'ı gördüm. Yavaş yavaş bana yaklaşıyordu. Baran'ın işte olması gerekmiyormuydu. Hem ben ona çok sinirliydim. Ama o gözleri yok mu öldürüyordu beni. Durduramıyordum onu her ne kadar ona sinirli olsamda kokusuna muhtaç olduğumu hissediyordum. Baran gelip arkamdan bana sarılıyordu. "Baran yapma" dediğim anda Mizgin'in sesini işittim. "Hanımım " diyordu bana alışkındım. "Geliyorum" deyip arkama döndüm. Baran yoktu. Deliriyormuydum ben. Az önce bana sarılmamış mıydı
Akıl kâr işi değildi bu. Mutfağa döndüğümde telefonda Baran'ın olduğunu söyledi. Neden ev telefonundan aramıştı ki. Ah gerçekten bu adam deliydi.
+Alo
-Alo Hazal
+Ne var
- Git kuyumcudan 2 yüzük al . Annem dedi. Parasını ben sonra vericem. Hamza amcadan al ona haber verdim.
+ Hıhı deyip telefonu kapattım
ÖKÜZ NOLCAK
"Sakin olun hanımım " dedi Mizgin kıkırdayarak.
" S-sesli mi söyledim" dedim tekleyerek.
"Hıhı" dedi Mizgin.
" Çokmu sesli" dedim
" Hıhı" dedi Mizgin.
Ağlayacak duruma gelmiştim. Bu kadarı fazlaydı. Çabucak bu evden çıkmanın bir yolunu bulmalıydım. "Heh çikolata. Ben çikolata almaya gidiyorum Mizgin. Bide şu beyefendinin istediği yüzükleri alıcam. Bu arada Hamza amcanın kuyumcusunun adı neydi.
" Aslan kuyumculuk hanımım"
"Teşekkürler Mizgin". "İşim bu hanımım" dedi. Tebessüm ederek çıktım. Telefonumdan Aslan kuyumculuğun yerini buldum. Ve ilerledim. Gördüğüm ilk marketten yaklaşık 10 çikolatalı süt ( oh ne güzel bende isteyommmm)
Ve 5 tane karam aldım
[Çikolata severler buraya (: ]
Kuyumcuya varana kadar 2 karam 4 süt bitirdim. Mmhmhmm çok güzel ya. Vardığımda gözüme çarpan ilk yüzüğü çok beğendim. Ve fiyatını sordum. Uygun olduğunu duyunca satın aldım. Ve "hayırlı işler" diyerek ayrıldım. Akşam eve geldiğimde Baran'ın yanına uzun zamandan sonra ilk defa gittim. Ve bugün hayal ettiğim şeyleri düşündüğümde utandım. Ama Baran'ın bu şekilde bağıracağını beklemiyordum.
-Sen ne yaptığını sanıyorsun.
+ Ne yaptım ki.
- Bilerek yaptın değil mi?
+ Neyi, Neden bahsediyorsun Baran sen
- Neden mi bahsediyorum. Aldığın yüzükler.
Nefes almakta güçlük çekiyordu.
+ Ne olmuş yüzüklere. Sen istemedin mi. Fiyatı uygundu. sorun ne söyler misin artık. Ben oyuncak mıyım sence yeter bıktım artık . İstediğin zaman iyi istediğinde kötü davranmaktan vazgeç. Şimdi noldu bir kaç hafta önce benden özür diliyordun. Karşında bir insan bir kalp olduğunu anlamakta güçlük mü çekiyorsun. Üzgünüm elindeki oyuncak bebeğin kalbi yok artık. Çünkü beni tükettin Baran anlıyor musun. Çık artık hayatımdan. Defol ya defol. diye sesimi yükselterek adeta tısladım. Ama en sonunda dayanamayıp diz çöküp ağladım. Bu şekilde 2. Kez Baran'ın karşısında ağlıyordum.
Baran sanki yaptığı şeylerin yeni farkına varıyormuşcasına
bakıyordu.Beni kucağına aldı ve odama götürdü. Yatırıp üstümü örttü. Ve benden özür diledi. Sanırım tek ikinci olan şey ağlamam değildi...

ŞİMDİ OKUDUĞUN
İstanbul'un Güzeli
RomanceKapak Tasarımı @4everavengers'e aittir. Teşekkürlerimi iletirim Acı,ne kolay kelimeydi değil mi 3 harfli tek heceli bir kelime peki bunu kalbe anlatmak neden bu kadar zordu,neden acı kelimesi çokluk ekini aldığında böyle can yakardı.Ahh acılar biz...