şşşt... Sessiz ol...

104 11 3
                                        

Kendime geldiğimde, daha önce başımla ilgilenen hemşire elindeki şırınga ile uğraşıyordu. Etrafıma bakındım. Hemşire de uyandığımı farketti. " Şimdi daha iyi misiniz ? " diye sordu. " Ne oldu bana ? Harry nerede ? " dedim. " Kısmî bir felç geçirdiniz. Kalıcı bir sorun yaratmaz. Ancak yüzünüzde tik oluşabilir. Bu da geçici olacaktır. Ayrıca sevgiliniz... " Sustu. " Hayır !! Ona bişey mi oldu ? Çabuk söyle. " diye bağırdım. " Hayır. Birşeyi yok ancak tansiyonu düşmüş. Doktor odaya girdiğinde yerde baygın bulmuş. Ama ben biraz önce kontrol ettim. Telaşlanacak bisey yok. Ayrıca o da sizi soruyordu. "   Rahatlamıştım. Hem de çok rahatlamıştım. "  Onu görmek istiyorum. " dedim. Hemşire " Sanırım bu mümkün değil. Ancak ben bu isteğinizi doktora iletirim. O da uygun görürse  sevgilinizin buraya gelmesi daha iyi olur... "  Umrumda değildi. Ne şekilde olursa olsun onu görmek istiyordum. Hemşire benimle konuşurken şırıngayı şeffaf bir sıvıyla doldurmuştu. " Şimdi sakin olun ve kendinizi sıkmayın. " diye uyardı. Sonra kolumu pamukla temizleyip iğneyi batırdı. Eli çok hafifti. İşini çoktan bitirmiş eldivenlerini çıkarmıştı. " Boyunluğu çıkarabilir misiniz ? " dedim. Başını evet anlamında salladı. Boyunluğu çıkardı ve odanın kapısına yöneldi. " Onu ne zaman göreceğim ? " diye sordum. " Doktorla konuşmaya gidiyorum. Muhtemelen birazdan görebilirsiniz. " dedi. Cok nazik bir kadındı. Sarışın ve mavi gözlüydü. Çoğu kadını kıskandıracak güzellikte bir yüzü ve fiziği vardı. Odadan çıktı. Kapıyı yavaşça kapattı. Harry gerçekten iyi miydi ? Yoksa... Hayır. Birazdan içeri girecek. Ve gelip bana sarılacak. Ben aklımdaki kötü düşüncelerden kurtulmaya çalışırken boyunluk çıkınca ne kadar rahatladığımı farkettim. Artık etrafıma tam olarak bakabiliyordum. Yatağımın yanındaki koltuğun üzerinde Harry' nin telefonu vardı. Düşürmüş müydü ? Kapı açıldı. Doktor ve hemen arkasından da Harry içeri girdi. Gayet iyi görünüyordu. Bu beni öyle mutlu etmişti ki... Sanırım aynı şey onun içinde geçerliydi. Beni görünce gülümsedi. Yanıma geldi.Ceketini çıkarttı. Sarıldı. Ben de sarıldım. Doktor tam kapıdan çıkacağı sırada Harry sordu " Ne zaman çıkarız ? " Söyledikleri aklıma gelmişti. " beraber çıkacağız.. " Doktor beklemeden cevap verdi " İkinizin de durumu iyi. Bir aksilik olmazsa ,ki artık olmasa iyi olur, yarın alçıları çıkarıp, çıkış işlemlerinizi hallederiz. " Bunu duymak Harry' yi çok mutlu etmişti. Yaklaşık 3 haftadır hastanedeydim (sanırım). Ve artık gitmek istiyordum. Kollarımı rahatça kullanabiliyordum. Ve kısmî felç geçirmem umrumda da değildi. Harry yine elimi tuttu. Ama yüzü düşmüştü. " Felç geçirmenin suçlusu benim. Sana birden böyle bir soru sormamalıydım. " Bu sefer de ben sinirlenmiştim. " Saçmalama bebeğim... Tanrı ne derse onu yaşarız. Bu senin hatan değil. " Harry böyle söyleyeceğimi biliyordu. Ama bunu benden duymak onu gülümsetti. O gamzeleri yine beni büyülemişti. Dayanamadım. " Yaklaşsana.. " diye fısıldadım. Birşey söyleyeceğim zannetmişti. Tek kaşını kaldırdı ve yaklaştı. Tam gamzesinin üzerine bir öpücük kondurdum. Şaşırmıştı. Kendini geri çekti. " Ne yapıyorsun sen ? " dedi. Ben de şaşırmıştım. Böyle bir tepki vermesini beklemiyordum. " Ben seni öpmeden sen beni nasıl öpersin ? " dedi. Kahkaha atmıştım. Yaklaştı. Bir öpücük de o kondurdu yanağıma. Bu çocukta beni ona bağlayan birşeyler vardı. Çok romantikti. Aşırı romantik. Hastanede evlenme teklifi edecek kadar romantik... " Hadi yanıma gel. " dedim. O nasıl yani bakışı atarken ben yatağın sol tarafına doğru kayıp yanıma yatması için ona yer açtım. Anlayınca kahkaha attı. Ve yanıma oturdu. Sonra ayaklarını yatağın üstüne aldı. Ve yanıma yaklaşıp örtüyü üzerine çekti. Kendimi güvende hissediyordum. Sonra bana sarıldı. Başını göğsüme koydu. Öylece yatmaya başladı. Saçlarıyla oynamaya başladım. Bukleli saçlarıyla oynamak hep hoşuma gitmişti. Bu onu kızdırsada kendime engel olamaz onun saçlarıyla oynardım. Ama bu sefer kızmamıştı. Hatta sesi bile çıkmıyordu. Uyumuş olamazdı. Daha başını göğsüme koyalı iki dakika bile olmamıştı. " Aşkım... " dedim buklelerinden birini çekiştirirken. " şşşt ..!! Sessiz ol. " dedi. Ne yapmaya çalışıyordu ? İçimden kendime sorduğum bu soruyu duymuş gibi cevapladı " Kalbinin sesini dinliyorum. Adeta bir şarkı gibi.. " dedi. Roman gibi konuşmuştu. Hoşuma gittiğini belli etmemeye çalıştım.  Başı halâ göğsümün üzerindeydi. Ben de hâlâ saçlarıyla oynuyordum. Sonra bir şarkı mırıldanmaya başladı. Hangi şarkı olduğunu anlamamıştım.

I can be tough, I can be strong (Sert olabilirim, güçlü olabilirim)

But with you, it's not like that at all 

(Ama seninle, hiçte öyle değil)

There's a girl that gives a shit 

(Umursayan bir kız var burada)

Behind this wall 

(Bu duvarın arkasında)

You just walk through it 

(İçinden geçtiğin)

And I remember 

(Ve hatırlıyorum)

All those crazy things you said 

(Söylediğin tüm o çılgınca şeyler)

You left them running through my head 

(Aklımın içinden geçiyor) 

You're always there, you're everywhere 

(Her zaman oradasın, her yerdesin) 

But right now I wish you were here 

(Ama şimdi keşke burada olsan)

Bu benim en sevdiğim şarkıydı. Avril Lavigne' dan Wish you were here... " Sesin çok güzel bebeğim. " dedim. Gülümsediğini hissediyordum. Biraz daha mırıldanmaya devam etti. Sonra sustu. Uyumuştu. Üstünü örttüm. Başına bir öpücük bıratım. Ellerimi saçlarına geçirdim. Arkama yaslanıp yarın hastaneden çıkacak olmanın verdiği mutluluk ve Harry'nin yanımda olmasının verdiği huzurla gözlerimi kapattım...

Uçurumun UcundaBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin