Uyandığımda dün akşam yattığımız gibiydik. Harry' nin başı hala göğsümün üzerindeydi. " Harry... " diye fısıldadım. Duymadı. Saçıyla oynamaya başladım yine. " Aşkım... Uyan hadi. Bak bugün gideceğiz. " Kafasını kaldırdı. Bana baktı. Saçları iyice dağılmış, üzerimdeki örtünün izi yüzüne geçmişti. Bu hali gözüme çok sevimli göründü. Yaklaşıp gözünün yanına bir öpücük kondurdum. Gülümsedi. İşaret parmağıyla burnumun ucuna dokundu. Ben de gülümsedim. Ayağa kalktı. Esnedi. Ellerini üzerinde gezdirdi. " Telefonum nerede yaa ? " dedi üşengeç bir sesle. Koltuğu gösterdim. Dönüp baktı. Hemen aldı. Bir eliyle gözlerini ovuştururken diğer eliyle de telefonun şifresini giriyordu. Şifresini ilk çıkmaya başladığımızdan beri (dört yıl bir ay sekiz gün) aynıydı. Bir tek ben ve o biliyordu. Benden hiçbirşey gizlemezdi. Ben de ondan gizlemezdim. Telefonuna gelen " Tanışalım mı ? Çok yakışıklısın.. " gibi mesajları dahi beraber okurduk. " İnanmıyorum !! " dedi Harry. " Ne oldu ? " dedim merakla. " Elli beş mesaj ve yirmi altı cevapsız arama var... " dedi. Bu rekor değildi. Daha önce bir saat içerisinden aynı numaradan üç yüz yirmi mesaj gelmişti. " Bunda ne var ki ? " dedim. Cevap vermedi. Telefonla ilgilenmeye devam etti. O sırada doktor içeri girdi. " Gitmeye hazır mısınız bakalım ? " diye sordu. " Kesinlikle... " dedim. Harry de telefonu bırakmış doktora bakıyordu. Doktor yanıma geldi. Yatağın arkasından ikiye katlanmış bir tekerlekli sandalye çıkardı. Sonra " Şimdi seni buraya oturtmamız gerekiyor. Ancak o zaman benim odama gidip alçılarını çıkarabiliriz. " dedi. Harry bana baktı. Sonra beni kucağına aldı. Ben sandalyeye oturtmasını beklerken o beni döndürmeye başladı. Kahkaha attım. O da gülüyordu. Doktor ise ellerini beline koymuş " Ben sizi yalnız bırakayım o zaman... " dedi. Harry duymamış gibi davranıyordu. Sonra beni sandalyeye oturttu. Doktor kapıyı açtı. Harry arkadan sandalyeyi ittiriyor, doktor ise yanımızdan gelip odanın yerini tarif ediyordu. Doktorun odasına geldiğimizde Harry sandalyeyi bırakıp kapıyı açtı. Sonra oturduğum sandalyeyi odaya sokup masanın yanındaki diğer sandalyelerin yanına yanaştırdı. Doktor da arkamızdan odaya girmiş masanın sol tarafında aletlerin olduğu sedyeye doğru gidiyordu. Oda çok büyüktü. Sonra doktor " Şimdi seni buraya almalıyız " dedi sedyeyi göstererek. Harry kalktı, beni yine kucaklayıp sedyeye götürdü. Beni taşırken hiç zorlanmıyordu. Sedyenin üzerine oturdum. Doktorun elinde testereye benzeyen bir alet vardı. " Bu cok korkunç... " dedim. Harry güldü. " Surat ifadenden daha korkunç olamaz. " dedi. Kaşlarımı çattım. Harry " Tamam, tamam... " dedi. Hâlâ gülüyordu. Neyse dedim içimden. Doktor elindeki küçük testereyle (bana göre korku makinesi) kolumdaki alçıyı kesmeye başladı. Ben ise kafamı kaldırmış oraya bakmamaya çalışıyordum. Harry yaklaştı. " Gerçekten o kadar korkuyor musun ? " diye fısıldadı. Makinenin sesinden hiçbirşey duymuyordum. " Bisey mi dedin ? " dedim bağırarak. Duymuyormuş gibiydi. O sırada doktor kolumdaki alçıyı çoktan çıkarmış çöpe atmaya gidiyordu. Çöpe atıp geri geldi. Kolumu tuttu. " Şimdi kolunu haraket ettir bakalım. " dedi. Parmaklarımı oynattım. Kolumun üzerinde geniş bir morluk vardı. Doktor o morluğun yanına bastırdı. " Acıyor mu ? " dedi. Başımı hayır anlamında sakladım. Sonra kolumu yukarı kaldırdı. " Peki böyle.. " " Hayır... " dedim. " Tamam o zaman. Bu kolunda sorun yok gibi... " dedi. Sonra Harry' ye baktı ve sol bacağımı göstererek " Sıra onda.. " dedi. Harry sedyeden aşağıya sarkan sol bacağımı kaldırdı. Benim dönmemi bekledi. Ben soluma dönünce o da bacağımı sedyenin üzerine bıraktı. Doktor sedyenin yanındaki masaya bıraktığı küçük testereyi yeniden alıp çalıştırdı. Bu sefer de bacağımdaki alçıyı kesmeye başladı. Ya bacağımı keserse diye düşündüm. Ama doktorun eli o kadar çabuktu ki o çoktan alçıyı çıkarmıştı bile... " Şimdi de ayağını oynat " dedi. Oramı buramı oynatmaktan sıkılmıştım. Ayağımı oynattım. Doktor sonra karşıma geçti. Ayağımın parmak uçlarını geriye doğru ittirmeye başladı. " Ağrı hissedersen söyle.. " dedi. Ağrı yoktu. Sonra bıraktı. " Bu da tamam.. " dedi. Aynı şeyleri diğer diğer bacağıma da yaptıktan sonra " İste bu kadar ! " dedi. Harry " Gidiyor muyuz yani şimdi ? " diye sordu. Doktor " Evet. Hemde birazdan... Benden kurtuluyorsunuz. " dedi ve güldü. Cok uzun bir süre bu doktor benim ile ilgilenmişti. Ama hâlâ adını bilmiyordum. " Adınızı cok merak ediyorum... " dedim. Uzun kahverengi saçlarını geriye doğru atarken " Adım Kristen " dedi. Cok fazla duyduğum bir isim değildi. " İlginç... " dedim. Harry bana baktı. Sonra doktor " Ben sizin çıkış işlemlerimizi halledip geliyorum. Bu sırada siz de odanızdaki eşyalarınızı alıp tekrar buraya gelin " dedi. " Tamam. Ama sanırım odada eşyamız yok " dedim. Harry " Kendi adına konuş bebeğim... Ceketim odada " dedi. O sırada doktor kapıdan çıktı. " Sen gidip al o zaman ben seni burada bekliyim. " dedim. Olur anlamında başını salladı ve kapıya yöneldi. Ben de seydeden kalktım. Ayaklarım çıplaktı. Yere basınca kendimi mermerin soğukluğu tarafından kutsanmış gibi hissettim. Bu iliklerime etki eden soğuk bana atlamadan önce dokunduğum buz gibi parmakları hatırlatmıştı. Ne kadar düşünmemeye çalışsam da engel olamıyordum. Doktorun masasının önündeki sandalyelere doğru ilerledim. Sandalyeye oturdum. Kolumdaki ve bacaklarımdaki alçılara öyle alışmıştım ki şu anda bişeyler eksik gibi hissediyordum. Koluma baktım. Üzerindeki morluk sürekli dikkatimi çekiyordu. En kısa zamanda geçmesini umuyordum. Bulduğum bu kısa yalnızlıkta neden atladığımı düşünmeye başladım. Gerçekten neden atlamıştım ki ? Kendimi kötü hissettim. Ayrıca Harry beni neden seviyordu ki ? Ne zaman ne yapacağı belli olmayan şizofren bir kızdım ben. Bunları düşündükçe duygulandım. Gözlerim doldu. Ağlamayacaktım. Yani ağlamamalıydım. Gözlerimi kapattım. Yaşlar gözlerimden yavaş yavaş süzülüp çeneme kadar inmişti ki kapı açıldı. Elinde siyah ceketiyle içeri girdi Harry. Girdiği gibi " Neden ağlıyorsun ? " dedi. Yani demişti ki kalkıp boynuna atladım. Kemiklerini kırarcasına sarıldım. " Beni bırakma bebeğim... Sakın bırakma ! " dedim. Kollarımdan tutup beni kendinden uzaklaştırdı. Yumuşacık elleri ile gözlerimi sildi. " Bak bebeğim. Seninle bir konuda anlaşalım. Ben seni herşeyden cok seviyorum. Asla tersini düşünme. Ve bugün. Bugün kendini yeni doğmuş olarak düşün. Önünde yaşayacağın koskocaman bir hayat var. Ve tek farklılık bugün den itibaren o koskocaman hayata aynı evde devam edeceğiz. Ağlamak yok. Seni seviyorum... " dedi. Kendimi tutamadım. Dudaklarına yaklaştım. " Ben de seni seviyorum aşkım. " dedim. Ve onu öptüm. Tam o sırada içeri Doktor Kristen girdi. " Opss ! Sanırım yanlış bir zamanda geldim. Ama sey, artık çıkabilirsiniz " Harry koluma girdi. " Gidiyoruz bebeğim " dedi. Güldüm.
Hastaneden çıktık. Hastanenin arkasına doğru yürümeye başladık. Sanırım otoparka gidiyorduk. Sanki bacaklarım hiç kırılmamış gibi rahat yürüyebiliyordum. Hava soğuktu. Rüzgar sert esiyordu. Tıpkı... Hayır. Aklıma o anı getirmeyeceğim. Harry' nin söyledikleri beni cok etkilemişti. Uzun süre etkisinde kalacağımdan da emindim. O sırada otoparkta Harry arabasını bulmuştu. Çıkarken üzerine giydiği ceketin cebinden anahtarı çıkarttı. Düğmeye bastı. Kapıların açıldığını bildiren sesi duydum. Arabayla aramızda yaklaşık beş metre vardı. Harry kolumu bırakıp Landrover marka siyah arabasının kapısını açtı. Ben yanına gelince de arabaya binmem için yardım etti. Kapıyı kapattı. Kendisi de arabanın önünden dolaşıp diğer tarafa geçti. Şoför koltuğuna oturdu. Arabayı çalıştırdı. Ve otoparkın kapısına doğru sürmeye başladı. Otoparktan çıktık. Arabanın yan aynasından hastaneye baktım. İlk defa görüyordum. Ama artık umrumda değildi. Bir daha gelmemek üzere çıkmıştık hastaneden. Harry bana baktı. " Klimayı açmamı ister misin bebeğim ? Dışarısı cok soğuk ve üşümeni istemiyorum. " dedi. " Olur.. " dedim. Bir süre gittikten sonra Harry sessizlikten sıkılmış olacak ki müzik çaları açtı. Çalan şarkıyı biliyordum. Daha doğrusu biliyorduk. Katy Perry' nin en sevdiğim şarkısı one that got away... Şarkı daha yeni başlamıştı. Biz de ana yola daha yeni çıkmıştık. Nerede olduğumuzu bilmiyordum. " Evin buraya cok uzak mı ? " dedim. Evinin adresini biliyordum. Zaten sık sık ta gider gelirdim. Hatta bazen orada kalırdım. Ama artık hep orada kalacaktım. Buna alışmak zor olmayacaktı. Çünkü yanımda Harry vardı. " Cok uzak değil ama cok yakında değil. Yaklaşık beş-altı saat sürer yol.. " dedi. Beş-altı saat mi ? Bu yakın mıydı yani şimdi ? Müzik çaların üzerindeki saat 13:35 i gösteriyordu. Sabah cok erken kalkmış olmalıydık. Uykum gelmişti. Esnedim. Harry bunu farketti. " Arka koltukta küçük bir battaniye var. Üzerine ört istersen... " dedi. Bu iyi bir fikirdi. İki koltuğun arasından uzanıp battaniyeyi aldım. Yumuşacıktı. Ve siyahtı. En sevdiğim pardon en sevdiğimiz renk. İkimizde tam anlamıyla siyaha hayrandık. Battaniyeyi açtım. Üzerime örttüm. " Uyanınca görüşürüz "dedim. Gülümsedi. Ayy. Yine o gamze... Koltuğa yerleşmeden önce yaklaşıp gamzesine bir öpücük kondurdum. " Ne yapıyorsun sen ? Kaza yapacağız şimdi ! " dedi gülerek. " Ne yani, sevgilimi öpmek için izin mi alacağım ? " dedim. Sonra koltuğa yerleştim. Harry müziğin sesini kıstı. " Hadi uyu bakalım. Ben vardığımızda sana haber veririm. Ayrıca eve gidince sana bir öpücük borcum var hatırlatırsın.. " dedi. Gülümsedim ve onun yüzüne bakan gözlerimi kapattım...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Uçurumun Ucunda
FanfictionBütün kızları peşinden koşturan yakışıklı bir çocuk ve şizofrenik bir kızın aşk ve tutku dolu yaşamı... Ama herşey göründüğü kadar iyi gidecek mi ? Harry Styles fanfiction
