Bana ne oluyorsa?

77 6 3
                                        

Kaan denen çocuk hala beni izliyor ve bu gerçekten rahatsız edici. Hep beraber sahile doğru yürüyoruz. Herkes kendini muhabbete kaptırmış. Ben yine kendi düşüncelerimin arasında kayboluyorum.Bir kere bu çocuk bana neden böyle bakıyor? Hoşlandı desem yok. Yani bir insan daha iki kelime edip konuşmadığı insandan hoşlanır mı? Sanmam. Ben hoşlanmam.

Sahile ulaştık işte. Aman Allah'ım. Bu ne güzellik? Sonsuz mavi gözlerimin önüne seriliyor. Hava biraz kapalı ve bu görüntü insanı ürkütsede ayrı bir güzelliği var. Ufuk çizgisi çok uzakta gri ile mavinin güzel bir uyumuyla dikkat çekiyor. Deniz havasını içime çekiyorum. Genizlerimde bir acılık bırakarak ciğerime doğru yol alıyor. Rüzgar saçlarımın arasından geçerken sanki annem saçlarımı okşuyor. Rüzgar ve deniz benim için vazgeçilmez. Ne halde olursam olayım iyi hissetmemi sağlıyorlar. Deniz beni her zaman dinler ve asla yargılamaz. Rüzgar ise fısıltılarımı çok uzaklara, sahiplerine götürür. Yani benim düşüncem bu. Bizimkiler çimenlere otururken ben deniz kenarına yürüyorum. Taşlara oturup ayaklarımı aşağıya bırakıyorum. Gözlerimi kapatıp dalgaların sesini dinliyorum. Bazen rüzgar uzaklardan bana gelen sözcükleri kulağıma fısıldıyor. İçim huzurla dolarken yanıma birinin oturduğunu fark etsem de umrumda olmuyor. Gözlerimi açmayacağım. Tabii yanımdaki biraz inatçı. Gözlerimi açmamı istediğini boğazını sahte bir şekilde temizleyerek hissettiriyor.

-Efendim İrem?

-Yanımıza gelsene. Çocuklar yanlış anladı.

-Nasıl?

-Sanki muhabbetlerini beğenmemiş gibi ya da takılmak istemiyormuş gibi çok uzağa oturdun.

-Yalnız kalmaya ihtiyacım var, yanlış anlamasınlar.

Arkamı dönüp onlara el sallıyorum. Kaan ile yine göz göze geliyoruz. Kaşlarımı çatıyorum ve bu sefer o gözlerini kaçırıyor. 

-Peki sen bilirsin o zaman. Fazla durma ama gel.

Kafamı sallayıp onu gönderiyorum. Biraz daha huzur istiyorum. Ancak gözlerimi kapattığım anda alnıma bir yağmur damlası düşüyor. Umrumda değil aslında. Biraz daha denizi izleyeceğim. Yağmur damlaları sanki büyük bir özlemle denize kavuşmak için acele ederek iniyor aşağı. Küçük dalgalar oluşturuyorlar kondukları yerde. Bizimkiler ağaçların altında oldukları için hissetmiyorlar bile. Kollarım soğuktan uyuşmaya başlayınca ellerimle ısıtmak için kendime sarılıyorum. O sırada üzerimde bir ağırlık hissediyorum. Bir anda ısınıyor kollarım. Kafamı yukarı kaldırdığımda bir çift kahverengi gözle karşılaşıyorum. Kaan. Ceketini üzerime bırakmış. Hemen kendime gelip ceketi ona geri vermeye yelteniyorum.

-Hayır sende kalsın.

-Yok teşekkürler.

-Üşüyorsun işte inat etme.

Onunda üzerinde en az benimki kadar ince bir tişört var.

-Sende beş dakikaya kalmaz üşürsün. O yüzden al ceketini.

Bu sefer itiraz etmeyip ceketi üzerine giyiyor ve yanıma oturuyor. Bir anda kolunu omzuma atıp beni kendine çekiyor ve başımı göğsü ile kolunun arasında sabitliyor. Kendimi çekmeye çalışıyorum.

-Hey dur!

-Bi karar ver ya böyle ya da ceketi giyersin.

-İkiside olmayacak!

Bu kendini ne zannediyor? Sinir bozucu şey. Kolundan kurtulmaya çalışsam da bana izin vermiyor.

-Tamam ceketi giyeceğim. Şimdi bırak beni Kaan!

UÇURUMBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin