" Uyumamak ve düşünmek. Ayrılmaz ikili... Bütün bir gece ayakta kalıp sadece düşünüyorum"
"Neyi Dark?"
Blue... Her zaman ki gibi spot ışığını çalma girişiminde... Şaşırdım mı? Kesinlikle, hayır...
"Geçiyordum ve selam vermek istedim"
"Açıklamana gerek yok"
"Biliyorum ama yine de... Neyse..."
Yanıma geldi ve benim gibi sırtüstü uzandı.
"Cevap ver"
"Neye?"
"Kendi kendine konuşuyordun"
"Aslında gökyüzüyle konuşuyordum... Kulağa saçma geliyor ama..."
"Aksine..." diyerek sözümü kesti.
"Bazen bende yapıyorum. Tabi gökyüzüne değil ama işte kafamın içinde kendi sesimin yankısını dinliyorum. Çoğunlukla birini dinlerken içine binlerce şey doluşuyor ve karşımdakinin ilgisini çekmeyeceğini düşündüğümden hepsini cevaplamak bana kalıyor. Şimdi düşünüyorum da, sanırım bu sürekli dalıp gitmemi açıklıyor" ve kendi kendine gülmüştü.
Boş bir ifadeyle kaşlarımı kaldırdım. Şaşırmıştım... Nasıl olur da Blue konuşacak birilerini bulamazdı? Daima etrafında birileri olurdu. Onu kesinlikle yalnız bulmazdınız. Belki nadir de olsa boş olduğu dakikalarda ancak görüşme imkanımız olurdu. Bu da onlardan biriydi...
"Ben.. Bilmiyordum..."
"Peki kafanda neler var?"
Doğruldum ve dizlerimi kendime doğru çektim. Mor gökyüzünde asılı duran ayın, denizdeki eşsiz yansımasına bakarak "Mutluluk... Söylesene nasıl bir his?" diye sordum.
Blue ellerini kafasının altında birleştirerek birkaç dakika düşündükten sonra kendinden emin bir tavırla "Karmaşık ama güzel... " dedi. "Sonsuza dek sürmesini istediğin herşeydir..."
"Benim için tarif eder misin?"
"Ben... Nasıl tarif edilebilir bilmiyorum ama eğer hayalgücümü kullanacak olursam... Vücudumun rüzgara kapılıp, özgürce uçmam için beni yükseğe kaldırması olurdu... " dedi.
Kafa karışıklığıyla ona bakarak "Bunun mümkün olduğundan pek emin değilim" dedim.
Derin bir nefes alıp vererek "Ama hayalini kurmak mümkün..." diye karşılık verdi.
"O halde gerçekten güzelmiş.... Peki bu yüzden mi sürekli birileri onu çalmaya çalışıyor?"
Yüzü durgunlaştı.
"Demek istediğim..." diye devam ettim. "Güzel olan herşey kıskanılıyor ve bu yüzden insanlar onu bir şekilde çalmaya veya bozmaya çalışıyor... Mesela ben ne zaman mutlu olduğumu hissetsem, başka birinin bunu elimden alması uzun sürmüyor"
Bu sefer yüzü düşünceli bir hal almıştı.
"Artık korkuyorum... Yine kendimi zorlamaktan ve herşeyin tam da istediğim gibi ilerlediğini sandığım anda yine birilerinin gelip bunu bozmasından... Mutluluğu bulmanın benim için ne kadar zor olduğunu tahmin bile edemezsin"
"Peki bundan vaz mı geçeceksin? Yani... Mutluluğu aramaktan?"
"Bilmiyorum... Sonuçta kimse sahip olmadığın birşeyi çalamaz veya bozamaz değil mi?"
"Ama artık gülümsemek için bir sebebin olmaz"
"Belki de en iyisi budur? Belki insanlara istediklerini verirsem kimse gelip elimdekileri almaya çalışmaz"
Blue ayağa kalktı ve denize doğru ilerleyip bileklerine kadar suya girdi.
"Peki istediğin gerçekten de bu mu?"
Bu soru karşısında kalakalmıştım. İçimden tekrarladım "Gerçekten istediğim bu mu? " Tek söyleyebildiğim "Bilmiyorum" oldu.
"Gel benimle"
Birkaç adım ötesinde minik bir tekne vardı. Oraya nasıl geldiğine dair en ufak bir fikrim bile yoktu. "Islanmak istemiyorum" Hayal kırıklığına uğramış bir şekilde bana bakarak "Hadi Dark, güven bana" dedi. Kararsız bir ifadeyle tekneye binmek için suya doğru bir adım attım. İlk başta irkilsem de birkaç adımdan sonra o kadar kötü gelmemeye başlamıştı. Hatta hoşuma bile gitmeye başlamıştı.
Tekneyle açılmaya başladığımız sessizlik içindeki yolculuk boyunca, yüzünde tatminkar bir ifade vardı. Denizin ortasına doğru ilerleyip karadan iyice uzaklaşmaya başladığımızı fark edince kürek çekmeyi bıraktı. Deniz, tıpkı yıldızların oluşturduğu bir astroloji haritası gibiydi ve bizde ortalarında yarım ay gibi duruyorduk. Her bir tanesi parlaklığını konuşturmak için adeta birbiriyle yarışıyordu.
Manzaranın keyfini sürerken "Bana mutluluğu tarif et Dark" dedi Blue.
"Ne?" Bir anlık dalgınlığımda sorulan soru karşısında verecek cevap bulamamıştım.
"Senin için mutluluğun ne olduğunu anlat"
Denize baktım.
"Tam olarak bu"
"Peki bundan vazgeçmeye hazır mısın? Başkalarının bunu ele geçirmesine izin mi vericeksin?"
"Bu... haksızlık olur"
"Kesinlikle...Bak..."
Elini teknenin dışından suya doğru sarkıttı. İşaret parmağını hafifçe batırarak çevirmeye başladı. "İnsanlar daima senden birşeyler almaya çalışacak ve senin eksik hissetmene sebep olacak" Oturduğum yerden oluşturduğu mini halkalar halindeki dalgaları dikkatle izliyordum. "Ve ne yazık ki asla durmayacaklar. Birisi gidip başkası gelecek. En kötüsü de bunu asla beklemediğin insanların yapacak olması. Ancak bu eksiklikleri tekrar ve tekrar doldurmak yorucu olsa da buna devam etmek zorundasın. Çünkü neden biliyor musun?"
Ne cevap vermem gerektiğinden emin olamadığımdan sessizliğimi korumaya devam ediyordum.
"Bu ilerlemenin bir parçası. Herkes bir şekilde ilerlemeye devam etmeli. Aksi takdirde olduğun yerde çakılır kalırsın. Bir yere saklanmaya çalışabilirsin. Fakat etrafında olan pek çok güzel şeyi kaçırır ve bir süre sonra bulunduğun yeri kendin için çekilmez bir hale getirirsin. Her zaman vazgeçip geri dönebilirsin. Fakat bu da vakit kaybına ve geldiğin yol boyunca verdiğin emeğin boşa gitmesine neden olur. Oysa ki mutluluk pek çok şeyin içinde gizli Dark... Onu bulmak senin elinde... Başkası gelip elinden alsa bile daima mutlu olmak için yeni bir sebep bulabilir veya..." Elini kaldırarak parmak ucundaki küçük bir ışık topunu andıran damlaya baktı. "Bu sebebi kendin yaratabilirsin "
