13: Gerçekten Sen Misin?

778 86 10
                                        

Uzun süre birbirine bakan James ve Profesör McGonagall arasında soğuk rüzgarlar esiyordu. James güçlükle yutkunarak "Efendim..." dedi ve lafını devam ettiremedi. Böyle bir durumun yaşanması halinde büyüklerine ne anlatacaklarını; doğruyu mu söyleyeceklerini yoksa farklı bir senaryo mu yazacaklarını hiç konuşmamışlardı çünkü her zaman bir şekilde kendi başlarına bu işin üstesinden gelebileceklerini düşünmüşlerdi.

"Evet?" diye üsteledi McGonagall, gözlüğünün üzerinden çocuğu süzerken "Anlatmak için ne bekliyorsunuz, Bay Potter? Burada oturup, zaman geçirip kurtulamazsınız." Son saniyelerde, James aynen bunu düşünmüştü. Bir an gülecek gibi oldu ama neyse ki dudağının aptalca bir şekilde kıvrılmasına engel olmayı başardı. İç geçirerek "Bunu yapamam!" diye itiraf etti "Size neler olduğunu anlatamam çünkü ben de bilmiyorum. Sirius birden bire bayılıverdi, Remus da-"

"Sizden bu kadar basit bir yalan beklemezdim doğrusu. Formunuzu kaybetmişsiniz." James başını öne eğdi, iki yana salladı. McGonagall ellerini masanın üzerinde üst üste koydu "Söyleyin, Bay Potter; Bay Black'i mi koruyorsunuz yoksa Bay Lupin'i mi? Yoksa ikisini de mi?.. İşin içinde kötü bir şey varsa, arkadaşlarınıza zarar verdiğinizi biliyorsunuzdur umarım." 

"Efendim, lütfen bize yatakhanede yasaklı madde kullanıyormuşuz gibi muamele etmeyin." McGonagall kaşlarını kaldırdı "Bunu söyleyen sizsiniz, ben düşünmemiştim bile." James zar zor yutkundu, sıcak bastığı için yanakları pembeleşti "Öyle ya da onun gibi bir durum yok... Şüphenizi çekmek istemezdim. Her şüphe insanlar arasında güvensizlik doğurur. Çok üzgünüm!"

"Öğretmenler aile gibidir, Bay Potter. Siz dahil buradaki yüzlerce öğrenci, ailelerinden çok bizi görüyorlar, bizimle zaman geçiriyorlar. Bunun için sizden gerçeği duymak istiyorum ve kimse ve hiçbir şeyden korkmadan konuşmanızı istiyorum." James cevap veremedi, McGonagall "Bu sakladığınız şey Bay Lupin ve Bay Black için zararlı olan bir şey mi? Eğer öyleyse, onların başına bir şey gelmesi durumunda pişman olmayacak mısınız?" 

James suratını avuç içlerine bastırdı "Merlin! Çok fazla baskı var!" birden ağlamaya başladı "Size her şeyi anlatacağım efendim ama bu, arkadaşıma verdiğim sözü tutamadığım anlamına gelir." En baştan anlatmaya başladığında sakindi ama sonra gözyaşları şiddetlendi, McGonagall ona peçete vermek zorunda kaldı. Konuşması bittiğinde hıçkırıyordu ve arkadaşına ihanet etmiş gibi hissediyordu. 

"Bunu bana anlattığın için teşekkür ederim, James." dedi McGonagall. Nihayet yumuşamıştı "Kendini kötü hissetmene de gerek yok!" James başını iki yana sallayınca, McGonagall ayağa kalkıp onun arkasına geçerek çocuğun omuzlarını sıvazladı "Bunu anlatarak çok iyi bir şey yaptın. Tüm uzmanlarla bir araya gelip, bu sorunu çözeceğiz. Üzülme!" Kimseye bir şey anlatmayacağına dair Sirius'a söz verdiği için üzgündü.

İtirafından sonra McGonagall onu serbest bıraktı. James şimdi nereye gideceğini ve ne yapacağını bilmiyordu. Hastane kanadında Sirius'un bedenindeki Remus'u ziyaret edebilirdi. Hem Madam Pomfrey tarafından çıkarılmadıysa Peter da onları orada bekliyor olmalıydı. Regulus'un bedenindeki Sirius'un nerede olduğunu bilmediği için bunu yapmaya karar verdi.

Geçen süre içinde Remus sakinleşmiş görünüyordu hatta Madam Pomfrey'nin dediğine göre hastane kanadından çıkmaya hazırdı. James dizlerinin üzerine çöküp, ayakkabılarını giymesine yardım ederken "McGonagall'a her şeyi anlattım." diye itiraf etti "Senin bedenin Başkanlar Banyosu'nda bulununca, bana neler olduğunu sordu ve ben de anlattım. Sirius'a verdiğim sözü tutamadığım için üzgünüm ama tüm bunlar çözüme kavuştuğunda, Sirius'un bunu çok da dert edeceğini düşünmüyorum." 

"Ben de Kehanet öğretmeniyle konuşmuştum." diye itiraf etti Remus "Direkt biz bunu bunu yaşadık diye anlatmadım ama size getirdiğim çözümü ondan öğrenmiştim. Eğer Sirius fazla gururlu davranmasaydı, sanırım işler bu raddeye gelmeyecekti. Her şeyi bu hale getiren o olduğu için bize kızmaya çok da hakkı yok." İç geçirdi "Ne kadar kusurlu da olsa kendi bedenime dönmek istiyorum."

Tam çıkmak için hazırlardı ki, Peter "Bir saniye!" diyerek dikkatlerini çekti "Eğer Remus'un bedenini Başkanlar Banyosu'nda buldularsa, onu neden buraya getirmediler?" James yüzünde bir şaşkınlık ifadesiyle etrafına baktı. Sahiden Remus'un bedeni hastane kanadında değildi. Remus tedirgin bir tavırla "Bedenim!" derken, James de güçlükle yutkunarak "Regulus'un ruhu!" dedi.

Artık yetişkinler de her şeyden haberdar oldukları için yeniden McGonagall'ın ofisine çıktılar ama öğretmenleri ofisini kilitleyip gitmişti. Bunun üzerine haritadan Regulus gibi görünen Sirius'un yerini tespit ettiler. O da muhtemelen daha fazla şüphe çekmemek için Regulus'un arkadaşlarının yanındaydı. Bu andan sonra yapabilecekleri pek de bir şey yoktu. Elleri kolları bağlı beklemek zorundaydılar.

Kötü haber tez ulaşır! Profesör McGonagall akşam yemeğinden sonra James, Peter, Sirius'un bedenindeki Remus ve Regulus'un bedenindeki Sirius'u alarak Dumbledore'un ofisine çıkardı. Başta Remus'un bedeni veya Regulus'un ruhu hakkında güzel bir şeyler duyacaklarını düşünmüşlerdi ama McGonagall, Remus'un bedeninin hala uyanamadığını söylediğinde hem üzüldüler hem de çok korktular.

Vicdanı acı acı sızlayan Sirius tüm pişmanlığımla "Hepsi benim suçum!" diye bağırdı "Regulus'un karşısında gereğinden fazla gururlu davrandım. Hem de böyle bir durumda. Çok üzgünüm!" Hızlı hızlı soluyordu "Remus'un bedeni geri dönüşü olmayan bir hasar aldıysa ve benim yüzümden bir daha asla uyanamazsa kendimi affedemem! Fırsatım varken itiraf etmeliydim. Regulus'un hayatı kolay değil. Bunu zamanında söyleseydim, şimdiye her şey normale dönmüştü."

"İşleri bu hale getiren benim!" diyerek kendini suçladı Remus "Keşke size sinirlenip, hayatınızın kolay olduğunu söylemeseydim! Herkesin hayatı kendince zordur. Neler yaşadığınızı bilmeden sizi küçümsediğim için üzgünüm." Öğretmenleri onlara şu anki durumu söyleyerek görevlerini yerine getirmişlerdi. Şimdi ise ilgilenmeleri gereken, baygın bir öğrencileri vardı. 

Sirius için hayatının en zor akşamıydı. En yakın arkadaşlarından birinin ve kardeşinin akıbetinin ne olacağını bilmiyordu. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de geceyi Slytherin yatakhanesinde geçirmek zorundaydı. Arkadaşlarına iyi geceler dileyerek zindanlara doğru yol aldı. James, Peter ve Sirius'un bedenindeki Remus da ondan ayrılarak hemen Gryffindor Kulesi'nin yolunu tuttular.

Vicdanının sesi tarafından defalarca kez rahatsız edilmesine rağmen sabaha karşı uykuya dalan Sirius, gündüz yüzüne çarpan ışık sebebiyle gözlerini araladı. Son zamanlarda öğrendiği kadarıyla Slytherin yatakhanelerine asla gün ışığı girmezdi. Gözlerini ovuşturarak araladı. Dikkatini çeken ilk şey Gryffindor'un bordo flaması oldu. O anda gözleri fal taşı gibi açıldı ve yatağında oturur pozisyon aldı. James, Remus ve Peter'ın yatakları etrafını sarmıştı. Aylar sonra gözlerini kendi yatağında açıyordu.

Kalbi bir anda ağzına gelince, yerinden fırlayarak aynanın karşısına geçti. Gözleri, burnu, çenesi... Bu kendi bedeniydi. Öyle güçlü çığlık attı ki, James yerinden fırladı "Aylak... Ödümü patlattın!" Sirius ona döndü ve yine bağırdı "Ben Aylak değilim! Geri döndüm!" James'in ağzı şaşkınlıkla açıldı "Sirius! Ge-gerçekten sen misin?" Sirius kocaman gülümseyerek başıyla onayladı "Hadi, gidip Remus ve Regulus'a bakalım." 


Easy? | Black BrothersBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin