biała noc

154 22 2
                                        

Gözlerini işittiği piyano sesi açmasına sebep olmuştu. Yumruk yaptığı elleri hafifçe araladığı gözlerini bulmuş, ovuşturduktan sonra tamamen açmıştı gözlerini. Piyano çalarken uyuyakalmıştı, üzerindeki tişört ile. Telaşlı bir şekilde tişörtü çıkartmıştı üzerinden. Kendi kokusunun sinmesini istemiyordu, Sicheng'inin kokusu giderdi yoksa. Yatağın üzerine nazikçe yerleştirmişti tişörtü. Aklına gün içinde şahit olduğu şeyler gelmişti. Kalbindeki ağrının büyüdüğünü hissetmiş, gözlerini kapatmıştı sıkıca. İyi olacaktı, Sicheng'i mutluydu. Sicheng'ini hatırladığında yumruk yaptığı elini sertçe göğsüne vurmuştu. Ne kadar da aptaldı öyle, onu izleme şansı varken ağlama krizine girmiş, şansını elinden kaçırmıştı. Bir yılın ardından görmek için her gece yalvararak uyuyakaldığı bedeni görmüş ama izleyememişti o eşsiz güzelliğini. Toparlanmaya çalışarak duş almak amacıyla lavaboya ilerledi. Daha rahat ağlayabilirdi orada. Altında kalan parçaları da çıkarttıktan sonra küvetin içerisine oturmuştu. Suyu önceden ayarlamaktansa boş küvete yerleşmiş, soğuk suyu açmıştı. Su damlaları vücuduna çarptıkça titremesine sebep olurken biraz olsun kafasının dağılması için vücuduna çarpan soğuk suya odaklanmaya çalışıyordu. Küvet tamamen dolmaya başladığında biraz olsun sıcak suyu açmadığı için kendisine karşı suçlu hissediyordu. Düşünceleri yine onu buluyordu; Sicheng'i görüşmeyeli ne kadar da güzelleşmişti öyle. Siyah saçlarını açık pembeye boyatmış, biraz da kilo almıştı. O saçlarla aynı bir pamuk şekere benziyordu. Yanında olsaydı eğer elmacık kemiklerini ısırır, ona kızmasını sağlardı. Meleği... meleği çok güzeldi. Artık başkaları olsa da hayatında hâlâ onun meleğiydi, kimse de değiştiremezdi bunu.

Başını geriye atmış, gözlerini kapatıp onun yanında olduğunu hayal etmeye başlamıştı. Zaten hayalleri, anıları, bir iki tane kıyafet ve birkaç fotoğraf haricinde ondan geriye kalan hiçbir şey yoktu. Çok mu sıkmıştı, çok mu bunaltmıştı da her şeyi bırakıp gitmişti Sicheng'i? Nereyi yanlış yapmıştı ki... bulamıyordu hiçbir şey. Taşlar tam değildi, oturtamıyordu yerine bir türlü. Bunları bir kenara bırakmış, başka şeyler düşünmeye zorlamıştı kendisini. Üzülmek istemiyordu daha fazla, sadece onu yanında istiyordu. Mutlu olmak istiyordu, onunla birliklte. Zamanı geriye alıp hiç ilerlememesini istiyordu. Sabah uyandığında yanında olmasını görmeye alıştığı bedenin yerinde sadece bir not bulduğu ve bugüne kadar onu hiç göremediğini hatırlamıştı yeniden. Merak ediyordu, neden gittiğini, tüm o güzel anılar arasında neden yalnızca bunun her gece onu zorladığını fazlasıyla merak ediyordu. Uzun süre uyuyamamasından ve çokça ağlamasından kaynaklanan yorgunluk onu karanlığa çekiyordu. Kendisini uykunun kollarına bırakırken karanlığın içinde kendisine gülümseyen bedeni görmüştü, yeniden.

Telefonundan yükselen melodiyi duyduğunda gözlerini aralamıştı zorlukla. Üşüyordu, fazlasıyla soğumuştu bedeni. Yavaşça küvetin içerisinden kalkmıştı. Kaç saat uyuyabilmişti, saati bulmuş muydu ki? Huzursuzlukla üzerini havluyla sarmıştı sıkıca, basit bir parça ile ısınmaya çalışıyordu. Odasına girip yatağının üzerindeki hâlâ çalmaya devam eden telefonunu almıştı. Jaehyun arıyordu ve yaklaşık bir buçuk saat uyumuştu, bu da bir şeydi. Titreyen bedenini yatağın içine bırakmış, üzerini örtmüştü. Hasta olmak işine gelmeyecekti ancak bir yandan da kötü olursa bazı düşüncelerinin gölgede kalacağını düşünüyordu. Telefon kapanmadan hemen önce yanıtlamıştı. Jaehyun kitapçıyı kapattığını ve geleceğini söylemiş, istediği bir şey olup olmadığını sormuştu. Her ne kadar Sicheng ile anılarının dolup taştığı bu sevimli yere arkadaş da olsa başkasını sokmak istemese de kabul etmişti. Böyle giderse ciddi bir hastalık geçirebilirdi ve bünyesinin bunu kaldırabileceğini sanmıyordu. Yoon Oh gelene kadar üzerine bir şeyler giymesi iyi olacaktı, gelmesi uzun sürmezdi.

Oldukça hızlı olmaya çalışıyordu ancak titremekten kasılan vücudu fazla da hızlı olmasına izin vermiyordu. Dolabındaki en kalın kıyafetleri almış, üzerine geçirmişti. Yatağının üzerindeki dağınık yorganının içerisine girip düzgünce kenara bıraktığı beyaz albümü aldı eline. Yavaşça ilk sayfayı açtı, her sayfayı aynı yavaşlıkla geçti. Karşılaştığı ilk boş sayfaya gülümseyerek baktı. Ne kadar gülümsese bile gözlerinden akan yaşlar asıl hissettiklerini acımasızca ortaya koyuyordu. Kalemi parmaklarının arasında döndürmeyi bırakmış, kapağını açmıştı.

beyaz gece, yuwinHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin