Çok üşümüştü. Yılın bu zamanı, hangi akla hizmet New York'a göndermişti onu şirketi, anlamıyordu. Noeldi. Tayland'ın iklimine alışık biri, bu havada nasıl hayatta kalırdı ki?
Bulduğu ilk dükkâna sığındı. Bir köşeye çekilip beklemeye başladı.
O sırada dükkândaki müşterilerin –ki çoğu kadındı- ona bakarak fısıldaşıp, gülüştüklerine şahit oldu. Bir tuhaflık olup olmadığını anlamak için, dükkânın vitrin camından kendisini süzdü.
Hayır, bir sorun yoktu.
Derken, bir öksürük sesi işitti. Arkasına döndüğünde, onunla aynı etnik kökenlere sahip, ama bir o kadar da yabancı adamla, burun buruna geldiler.
Bir adım geri çekilmek zorunda hissetti kendini.
"Şey...", dedi adam, eliyle başlarının üzerinde duran bitkiyi işaret ederken.
"Ökse otunun altındayız.".
Ökse otu? Tanıdık gelmişti, ama hatırlayamamıştı.
Etrafına göz gezdirince, seyircilerinin arttığını gördü.
"Eğer müsaade edersen...", dedi adam utangaçça.
Gulf anlamamıştı ve de hala anlamıyordu. Neydi mesele?
O sırada adamın, kendisine doğru eğildiğini gördü. Sol tarafına meyilli bu hareketi onu huylandırmış, boynunu geri çekip, başını o tarafa çevirmesine neden olmuştu.
Mew sadece, yanağına küçük bir buse konduracaktı çocuğun. Durumun delikanlıya tuhaf gelmiş olabileceğinin farkındaydı, ama yurt dışında büyümüş biri olarak kendisi, büyütülecek bir mesele olmadığını düşünmüştü.
Yanılmıştı.
Çocuğun panikten doğan tepkisi, olayı başka bir boyuta taşımış, aklındaki buseyi, karşısındakinin dudaklarından çalınmış bir öpücüğe dönüştürmüştü.
Çocuk, olayın şokuyla tepkisizdi. Bu da ona, zaten dudaklarında olan dudakları, biraz daha tanıma şansı vermişti.
Hafifçe kavrayıp bıraktı yumuşak deriyi. Zihni bulanmış, mantığının çağrılarına sessiz kalmıştı.
Bir anda irkildi, duyduğu alkış ve çığlık sesleriyle. Kendine geldi. Şimdi o da, en az karşısındaki çocuk kadar şaşkındı. Yanakları ısınış, avuçları ıslanmıştı.
Gulf, nihayet durumu kavradığında, kocaman oldu gözleri. Sesler onu ürkütmüştü. Eli ayağına dolanmış, ne tepki versin, bilememişti.
Kaçtı o da.
Soğuktan kaçmak girdiği dükkândan, memleketinin sıcağıyla ayrılmıştı.
Az ileride, köşeyi dönünce, duvara yasladı sırtını. Bir elini göğsüne çıkarıp, nefesini düzenlemek adına sakinleşmeye çalıştı. Ağzında çıkan hava, anında buharlaşıyordu.
Nihayet sakinleşince, yaşadığı olayda, herhangi bir mantık kırıntısı aramış, bulamayınca da telefonunu çıkarıp arama motoruna, "ökse otu" yazmıştı.
Okudukça da kaşları çatılmıştı. Filmlerden aklında kalmıştı o bitki, hatırlamıştı. Hatırlamasına hatırlamıştı da, onlar sadece filmdi. Ne menem bir şeydi bu? İnsanlar birilerini öpmek için bahane mi yaratıyorlardı bu memlekette.
Hiç aklında çıkmamıştı.
Şu an bir uçaktaydı ve evine dönüyordu, ama yine de aklında New York vardı. O adam vardı.
Başını iki yana salladı.
"Boş ver Gulf. Unut gitsin. Kötü bir anıydı işte. Bir daha hiç görmeyeceğin bir adamı, bu kadar büyütme gözünde.", dedi kendi kendine.
İkna etti kendini. Hem adamı bir daha görmeyeceğine, hem de bunun kötü(!) bir anı olduğuna...
Ta ki, bir ay sonra yaşayacağı, başka bir kötü(!) anı, onu yalancı çıkarana kadar...

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Ökse Otu
RomanceKız kardeşinin, o çok sevdiği, Amerikan yapımı ve Noel temalı Romantik Komedi'lerde geçen, uyduruk bir bitkiydi işte!