0.2 | parşömendeki yazı

4.1K 298 130
                                        

Sirius Black; tesadüf denilebilecek şekilde girdiği bu handa sıcak bir yemek yemiş, iki kupa kahve içmiş ve göz kapaklarına ağırlık çökecek kadar uzun süre boyunca, görünüşünün aksine son derece rahat olan sandalyesinde oturmuştu. Alyss'in oturduğu masada yemeğini yediği için sırtı kaloriferin hemen önündeydi ve bu sayede sırılsıklam olan kıyafetleri çıkarmasına bile gerek kalmadan kurumuştu.

Yarı kapalı gözleri, boş olan handa gezindi. 

Alyss, o yemek yediği süre boyunca, han sahibi olarak oğlanla ilgilenmiş; isteklerini sormuş ve elinden geldiğince iyi bir hizmet sunmuştu. Fakat onda Sirius'un alışık olmadığı bir şey vardı. Bunun ne olduğundan emin değildi, Alyss'in kendisine karşı koruduğu -kesinlikle itici değildi ancak yine de garipsiyordu Sirius- mesafesi mi yoksa ona diğer herkes gibi normal davranması mı buna yol açmıştı bilmiyordu. Sanırım, bunu hayal kırıklığıyla fark etti, insanların kendisine ismi yüzünden birbirinden farklı da olsa illaki tepki veriyor olmalarına alışmıştı.

Derinden gelen bir titreme isteğiyle dişleri zangırdadı ve tüm bedeninin üşüdüğünü hissetti. Oysaki kaloriferin sıcağı hâlâ sırtına vuruyordu. Kurumuş, ancak taramadığı için hafif sertleşmiş saçlarının arasından parmaklarını geçirip fırtına grisi gözlerini ağır ağır kırptı. O yemeğini yerken sarmal merdivenlerden, muhtemelen burada konaklayan, bir müşteri inmiş ve yemeğini odasına rica etmişti. Dolayısıyla Alyss, ona hizmet verebilmek adına yukarı gitmişti.

Kafasını puslandıran baş ağrısını görmezden gelip üzerindeki sarhoşluk hissini atabilmek adına gözlerini kırpıştırdı Sirius. Kendini, Hogwarts'taki tasasız -en azından şimdiye göre daha tasasızdı o zamanlar- günlerinde, Çapulcularla beraber Ateşviskisi aşırıp dozunu fazla kaçırdığında hissettiği gibi hissediyordu. Zamanla bünyesi alıştığından unuttuğu bu hissiyat fazlasıyla tanıdık, eski bir dost gibiydi. Ayık kalabilmek için gözlerini açık tutmaya zorladı ve hâlâ masada duran parşömenlere çevirdi gözlerini.

Sirius hana daha yeni girdiğinde, bu masada oturmuş şevkle bir şeyler çiziktiriyordu Alyss. Oğlan öksürdüğünde saçma derecede yoğun bir panikle ayağa fırlamış ve parşömenleri dağınıkça ters çevirmişti. Üstelik, onun görmediğinden emin olmaya çalışmıştı. Sirius her zaman meraklı bir genç adam olmuştu ve Alyss'in, kendisinin içeri girdiğini fark etmeyecek kadar neye odaklanmış olabileceğini merak ediyordu. Hâliyle, elbette.

Etrafına bakınıp, ahşap basamaklardan ses gelmediğine emin olunca parşömenlere uzandı ve buruşturmamak için abartılı bir çabayla ters çevirdi. Daha cümleler ve sözcükler gözüne çarpmadan bile kaşlarını kaldırmasına yol açacak bir şey vardı. Alyss'in el yazısı, inci gibiydi. Birbirlerine ahenkle dans edercesine bağlanmış olan kelimeler, çizgisiz parşömende dahi düz bir doğrultuda ilerliyor ve hep aynı ebatlarda devam ediyordu. Parşömenin sarımsı rengine rağmen büyük bir çoğunluğu siyah mürekkeple kaplanmıştı.

Bütün benliği bir suçluluk duygusuyla kavrulurken omurgasından yayılan soğuk ürpertiye rağmen gözlerini açık tutmak için birkaç defa daha kırpıştırdı ve satırlara verdi oğlan kendini.

Masalları okumaya, dinlemeye, inanmaya zorlanmış çocukların çok müddet geçmeden gerçek hayatın sert tokadıyla buluşması ne tragedya, değil mi? Büyücüler, cadılar, sihirbazlar ve devlerin dünyasında hep iyilerin kazandığına inanmak ne çok zarar veriyor insanlara! Yalanlara dayıyoruz sırtımızı, harap olmuş bedenlerimizi bu sağlam olmayan düzmecelerle kamçılıyoruz. Oysaki hayat, bize asla acımayacak bir şeytandan ibaret ve biz bu şeytana her seferinde tekrardan satıyoruz ruhumuzu. Şeytanın bir melek olduğuna inandırmak için yalanlar söylüyoruz kendimize, aldatıyoruz birbirimizi ve en çok da yüreğimizi. Asenkron olmuş duygularımız, aklımız karmakarışık. Vedalardan kaçar, acılardan tarafa bakmaz olmuşuz ve bu aptallık mı, ödleklik mi yoksa cesaretin ta kendisi mi; bileni yok. Parşömenimi karaya boyayan bu mürekkep gibi, değersiz yaşamımız da karaya boyanıyor aldatmacalarla. Yok mu yüreğimiz cesur olmaya?

𝐒𝐖𝐄𝐀𝐓𝐄𝐑 𝐖𝐄𝐀𝐓𝐇𝐄𝐑, 𝘴. 𝘣𝘭𝘢𝘤𝘬Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin