Sabah uyandığımda, gözlerimi açar açmaz karşımda görmeyi planladığım son kişi bile değildi Kim Taehyung...
Gözlerimi ovuşturup görüş açımı netlemek istediğimde, hissettiğim sızı buna engel oldu. "Ah!"
Elimi reflekse gözümden geri çekerken, Taehyung uyandığımı farkederek hızla yanımdaki koltuktan kalktı.
Bir şeyler diyeceğini ön gördüğüm için o söze girişmeden, "Ne işin var burada?" diye sordum.
Fakat beni her zamanki gibi görmezden gelerek masaya onun koyduğunu tahmin ettiğim ilaçlarla birlikte yanıma oturdu.
Yatakta olduğum yerde dikleşirken, o gece Yanggakdo'da söylediği kelimeler tekrar hatırlattı kendini bana, ben de aptal gibi kapıldım ona.
Beni hala önemsediğini söylemişti.. yalancı.
Parmak ucuna sıktığı kremi, elmacık kemiğimin üzerine sürerken istemsizce çatılan kaşlarıma engel olamadım. Kalbim ağzımda atmıyordu, gereksiz bir heyecana kapılı değildim henüz. Tıpkı istediğim gibi..
"Çok acıdı mı?" Dudaklarının anbean kıpırdayışı, biraz çetrefilli bir yola sürüklemişti beni.
Hafiften artan kalp atışlarımla birlikte, yüzümün oldukça yakınında duran yüzünü incelemeye koyuldum.
Kahve saçları ellerime çok yakışıyordu mesela buna Drama'da şahitlik etmiştim, esmer teninde gezinen parmaklarımla yarışabilir bir iddiası vardı.
Fakat hayal kurmamalıyım ki, bu hata bir kez daha tekrarlanmak için fazla imkansızdı.
Bu yüzden ona gereksiz bir cevap verdim. "Acıdı."
Kremi tenime yedirdiğinde, geri çekilip az evvel karıştırmak için can attığım saçlarını elleriyle aralayarak geriye doğru taradı.
"Benden habersiz bir işe koyulmanı istemiyorum Jimin,"
Gözleri hakikatle parıldıyordu. Ona güvenmemi, inanmamı istiyormuşçasına.
"Ama sen ısrarla bunu tekrarlayıp duruyorsun."
Fazla yakınlığımızdan rahatsız oldum. Yataktan kalkıp gerilirken, "İstediğin bu değil miydi? Şimdi beni önemsiyormuşsun gibi davranma." dedim.
"Ne?," şaşkın ses tonu kulaklarıma vardığında onun da yataktan kalktığını hissederken, tek istediğim odamdan gitmesi oldu..
Bedenimi kendine döndürüp beni şüpheyle süzerken, hafif afallamayla karışık bir tebessüm sundu bana. Aklından ne geçiyordu?
"Onunla aranızda ne geçti? Nasıl oldu da kabul ettin onunla Kuzey'e gitmeyi?"
İfadesizliğe bürülü simama bir yenisi eklenirken, kendimi durduramadan kahkaha attım. "Bence kendi kendine kuruntu yapma."
Cümlemin ardından gittikçe bozulan surat ifadesiyle daha da neşelendim. Şu an ima ettiği neydi? Ne ise, oldukça eğleniyordum.
Arzularıma engel olamadan içtenlikle saçlarına gitti ellerim. Aralarından geçirip taradım yumuşak telleri. Flörtüz bir tavırlar yanına sokulurken, "Kıskanıyorsun.." dedim.
Bana ayak uydurup, dudaklarına çapkın bir sırıtış eklerken kafa salladı. "Ne hissettiğimi ben bile bilmiyorum ki, aklımı karıştırıyorsun."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
The 100 |jikook
FanfictionÖlümüne son 100... Onsuzluğa son 100.. 99... 98... . . . 1.. Ve sıfıra dayandı sayılar, geri sayım için tükenen günlerin yanına, kalbinde her gün yanmakta olan aşklarının meşalesi de eklendi. Söndü ateş. Jeon Jungkook.. kaldı bir başına, sol tarafın...