7• Kader Her Zaman Doğru Olan Mıydı?

54 22 84
                                    

    Anda olmak için geçmişin yükünden, geleceğin endişesinden sıyrılmak gerekirdi değil mi?

Ben de sıyrıldım tüm o enkazın altından, çünkü yalan söyledi Jungkook kalbimi kırmayı bir hedef haline getirirken.

İnsanları yalan söyledikleri zaman da dinlemeyi severim, bilakis olmak istedikleri fakat olamadıklarını yansıtırlar bana.. hem de ağzından bir şey almaya çabalamadığım halde.

Kendileri dökülürler.. bir fıkra gibi.

Üzerimde hala yerini alan yükü, bir kuş gibi hafiflediğinde, "Hakkımda yaptığın planlar umrumda değil," dedim ve ekledim sabırsızca. "Ne zaman başlıyoruz?"

"Şimdi," Olduğum yerde gözümü bile kırpmaksızın kalakalmamla birlikte, cayır cayır yanan bedenimin ısısından bir haber olmasını diliyordum içimden.

O sırada tüm odada yankılanan kapı sesi, ambiyansın tüm havasını bozarken bıkkınca devam etti. "Olmadığı kesin."

Büyük bir rahatlamayla onu üzerimden çekerken, kaçar gibi süratle kapıya yöneldim.

Odadan çıkmadan önce Jungkook, Yugyeom'un zamanlamasına lanetler ederek söyleniyordu... onun aksine ben şükretmekle meşgulken.

Kapıyı açıp umursamazca arkamı döneceğim sırada, tökezleyerek bakakaldığım manzaranın bir halüsinasyon olup olmadığına karar kılmaya çalıştım.

Vücudumu daha az evvel ele geçiren rahatlama hissi hiç olmadığı kadar gerilmiş, neredeyse gerçekliği sorgulatırken gözlerimi ovuşturma isteğiyle beraber ovuşturmamakta son anda karar kılarak, uçurumun kenarından ramak kala dönmüştüm.

Kapıyı, hiçbir şey yaşanmamış gibi yüzüne geri kapatacağım sırada, bana engel olan arkamdan yanımıza ilişen Jungkook oldu. Ne güzel!

"Jennie?" diyerek o da şaşırıp kalırken, olmayan samimiyetine gözlerimi devirdim anında.

Onların muhabbetinden kendimi yoksun bırakıp kapanabileceğim bir odam da yoktu ki..

Kapıyla bitişik olan salona geçtiğimde onları görmemem imkansızdı zaten.. şaka gibi.

Daha az evvel üzerimde kulağıma fısıldayan adam, onu güler yüzüyle içeri davet ediyordu.

İlk açılışını yaptığım televizyonun kumandasını gelişigüzel zaplarken, beni büyük bir dertten kurtarıp Jungkook'un kendince sahiplendiği odaya geçtiler vakit kaybetmeden.

Hayret! Bana Taehyung'u sormamıştı bu kez.

Tam sinirle yerimde uzanacağım sırada, çalan ikinci zille kendimi tokatlamak üzereydim.. Kendimde, görmezden gelemeyeceğim bir öfke kontrolsüzlüğü yaşıyordum.

İşte bu kez tahminimce gitti her şey, kapıda duran Yugyeom'u görür görmez umursamadan geri yerime oturdum.

Bendeki değişimi farketmiş gibi kaşlarını çattı. "Size halledin demiştim."

"Hallettik." dedim onu bekletmeden.

"Belli," Takındığı tavır sınırlarımı zorladı birkaç saniye.

Havanın karanlığı kendini odaya da yansıtırken, Yugyeom mutfağa geçmeden önce ledleri yaktı. Sitenin tüm manzarası parlak ışıklar altında güzelliğini bize sunarken, hafiften sinirimin yatıştığını hissettim.

"İçer misin?" mutfaktan bana seslenip elindeki şarapları birbirine tokuşturdu.

Kafa sallarken yaptığım, düşündüğüm ve en önemlisi üzerine kafa yorduğum şey odada ne yaptıklarıydı. Kız belki burada oturacaktı, Jungkook'un onu kaçırır gibi odaya tıkıştırmasına gerek yoktu yani.

The 100 |jikookHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin