Anlayışınıza sığınıyorum, okulum çok ağır eve çok geç saatlerde geliyorum uzun zamandır yazamadığım için özürdilerim. Keyifli okumalar ❤️
Media: Heaven Fairclough
Bölüm paçası: Hypnotic - Zella Day ve Where The Lonely Ones Roam - Digital Daggers
Dizlerimin bağı çözülmüştü. Üzeri kan gölüne dönmüş parkenin üstüne yığılı vermiştim . Kontrol edemediğim bit titreme vücudumu ele geçirmişti. Zor nefes alıyordum sanki biri akciğerlerimin üstüne oturmuş gibiydi. Saniyeler geçmek bilmiyordu. Ne kadardır yerde oturduğumun farkında değildim. Yüzümü çevreleyen büyük ellerin tutuşu sayesinde dünya aydınlanmıştı ve tekrar görmeye başlamıştım. Görüp görülebilecek en karmaşık bakışlara sahip olan Heaven beni rezonanstan çıkarmaya çalışıyordu.
" Bana bak. Beni duyuyor musun?" Güçlü kollar girdiğim şoktan çıkartmak adına beni sarsıyordu.
" Heaven şoka girmiş. Onu sarsman sadece kızın ödünü daha fazla koparmana yol açacak." Wade, Heaven'nın yanında ayakta dikiliyordu. Üstü başı kan olmuştu ama sanki bunun farkında değildi. Az önce birinin ölümüne yardım etmiş olmasına karşı fazla sakindi. Elini belirli yerleri yırtılmış ceketindeki cebe soktu ve Parliement marka sigarasını çoğu kızın öpmek isteyeceği pembe dudaklarının arasına yerleştirdi.
Heaven onu dinlemiyormuş gibi görünüyordu. O an tüm dikkati benim üzerimdeydi. Kollarımda hissettiğim elleri soğuk ve kuvvetliydi. Belki bir az daha sıksaydı kollarımda morluklar oluşabilirdi. Titremem geçiyordu.
" A-az önce gözlerimin önünde arkadaşımın kafası bedeninden ayrıldı..." Bu kadar olay yaşandıktan sonra ağzımdan ilk çıkan cümlenin bu olması gayet normaldi.
" Alışırsın, çok kasma." Constance'ın yüzünde ukala ama buruk bir gülümseme oluştu. O gülümsemenin altında bir bir şey vardı fakat beni ilgilendirmezdi.
"Constance!" Julian şu ana kadar koruduğu sessizliğini bozmuş ve Constance'ı sessiz ama sert bir uyarıda bulunmuştu. Kız sadece kollarını önünde birleştirerek gözlerini devirmekle yetinmişti.
Heaven önümden kalktı ve müthiş ekibinin yanına geçti. Bana bakmıyordu ama ben onun hala yüzümü çevreleyen ellerinin soğukluğuyla üşüyordum. Üşümek ilk defa bu kadar güzel hissettirmişti.
Heaven'nın dikkati odamın içindeki kargaşaya kaymıştı. Nefesimi tuttum ve uzun sürede geri veremedim. Felç geçirdiğimi düşündüğüm sıralarda yanıma düşen kahve rengi saçlı çocuk kan revan içindeydi. Daha önce nasıl fark edememiştim bilmiyorum ama tüm organları dışarı çıkmış bir şekilde yerde yatıyordu. Boş bakan cansız gözleriyle göz göze geldim. Midem bulanıyordu. Daphne'nin siyah küt kesim saçları çocuğu görmemi engelledi. Yanıma geçti ve yerden kalkmam için yardımcı oldu.
Tasha ortalığı yıkıp dökme sırasında odamda olan kişi sayısından daha fazla Yürüyenin içeride olduğunu farkettim. Geneli beyaz kıyafet giymiş sağlık görevlileriydi. Annemin bana olan haykırışlarını duyar gibi oldum. Malikâne korumaları ebeveynlerimi odamın dışında tutuyordu. Daphne'nin kollarından kurtuldum ve kapıya doğru koşmaya başladım. Korumayı iterek geçtikten sonra kendimi annemin kollarına attım. Bu kadar güçsüz olduğum için kendimden utanıyordum fakat şu an bunu düşünemeyecek kadar yorgun ve tükenmiş hissediyordum. Nefes almak yada göz kırpmak işkence gibiydi. Son bir kaç saatte bu kadar olayın art arda gerçekleşmesi beni hem ruhen hem de bedenen iflas etmenin eşiğine getirmişti. Merdivenlerden birileri koşarak yukarı çıkıyordu. Basamakların sonunda görünen tanıdık yüzler içime bir sıcaklık doldurdu. Daha bir kaç saat önce burada olan Emma en son basamakta gözleri ağlamaktan kızarmış bir halde dikiliyordu arkasında ise Ryan, Shane ve...

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Light Walker
Fantasy17 yaşındaki Fellcity bir Gündüz Yürüyendi. Rüyalarının karmaşıklığı ve bulanıklığı arasında eşini görmeye başladı. Hayatının ve ruhunun bir kısmını taşıyacağı kişiyi, Gündüz Yürüyeni'ni. Fakat işlerde ters giden bir şey oldu. Gündüz Yürüyen'i ona u...