Sizce doktor Özge orada olmadığı halde hikayesini nasıl dinlemiştir?
Geçmişin mi yoksa geleceğin mi hikayesini daha çok beğendiğiniz?
Keyifli okumalar💙
Duru ve Ecrin'i o kadar çok sevmişti ki bu kısacık zaman diliminde. Onlarla geçirdiği her saniye Özge için lunaparkta dönme dolaba binmek kadar güzeldi. Dönme dolap onun için çok önemliydi, babasıyla beraber lunaparka gidip eğlencenin doruklarını yaşarlardı. İlk defa ise erkek kardeşiyle gitmişler babası öyle anlatırmış hep. Küçük bir kız çocuğu olduğu için ne bu anıları hatırlıyormuş ne de kardeşimin suratını. Ne kadar acı olduğunu tarif edebilmesi onun için çok zordu. Sonra babası da bu dünyadan göçüp gidince bu anıların huzuru da üzüntüsü de ona kalmıştı.
Rasathanede yıldızları izlemek keyif doluydu fakat Duru'nun nefes nefese gelmesiyle evrenin onlara hazırladığı oyunun fragmanını yaşıyorlardı. Taşı bulduklarını söyleyince eve döneceği aklına gelince suratı düşse de kimseye belli etmemişti. Şimdi birbirlerine bağlılardı , bir amaç uğruna her anları birlikte geçiyordu. Eve döndüklerinde hiçbir şey buradaki kadar güzel olmayacaktı, Özge için.
Hem de maviş şehzadesini burada bırakmak aklının ucuna düşünce afallamıştı. İsmini bilmediği insanın yüzünün her zerresini aklına kazımıştı.
Özge hüzünle karışık endişeyle kızları takip ederken hayatlarının şokunu yaşamışlardı. Duru'nun kızları getirdiği yerde ne bir taş vardı ne de Buğra.
Afallamış bir şekilde beynin sadece motor kuvvetlerine bağlı olarak yürüme fonksiyonlarını kullanarak odalarına doğru gitmek için yürümeye başlamışlardı. Kafası yere eğmiş dalgın dalgın etrafına hiç bakmıyorken bir anda kızların durması ile irkilip kafasını yukarı kaldırdı.
Yeşil kaftanının içerisinde ne de güzel duruyordu öyle diye düşündü Özge. Bir anda ne derdi kalmıştı ne de tasası. Koşup sarılmak geliyordu içinden, olanları anlatıp kafasını göğsüne yaslayıp ağlamak istiyordu. Nasıl da tanımadığı adama böylesine bağlanmıştı anlaması zordu dışarıdan bakan birisi için.
Bu hayallerinden sıyrılmıştı o konuşmaya başlayınca. Kocaman holde kızlar ve o vardı sadece. Rahatlarının yerinde olup olmadığını sormuştu korku ve endişe içerisinde olduklarını bilmeden.
Yanından ayrılmak istemiyordu, onunla beraber yürüyüp sohbet edip hatta sadece onu dinleyip tüm ömrünü tamamlamak istiyordu adeta. Ama sohbetleri burada sonlanmıştı Özge'ninde sevincinin sonlanışı gibi. Kızların yanından ayrılışı ile o da onları takip etmişti ama bedeni hareket ediyordu sanki sadece ruhunu onun yanında, yanıbaşında bırakmıştı.
Ama odaklanmaları gereken şey, Buğra idi. Kafalarında kurdukları teoride onu bulmaya çalışacak, bulunca da kendi evrenlerine yaşadıkları yere döneceklerdi. Üçü de yatağa uzanıp gözlerini kapattılar, o kadar gerilmişlerdi ki titreyişleri ile, yatakta olan biri deprem olduğunu zannedebilirdi.
Bu ipekten örtünün üzerinde kirpiklerinin bile titremesiyle birlikte hazır olduklarını hissettikleri anda el ele tutuşmuşlardı bile.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sirius-Felsefe Taşı
FantasyDüzenleniyor... Ve eski Türk kavimlerine göre, Sirius gök ile yeryüzünü birleştiren kutsal bir kapıydı. Bu yıldız ruhlar alemi ile yaşadığımız alemin sınırıydı.