special episode for dimension

211 18 26
                                        

"Şu uzun saçlı kız kim? Okulda herkes onu konuşuyor. Merak ettim oğlum, güzelmiş bayağı."

"Seori. Okulumuzun yetenekli, zeki ve biricik öğrenci başkanı. Bakmaz sana ama, deli bir şey." dedi oğlanın arkadaşı, aksanına kıkırdayarak. Yeni transfer olmuştu ve başka bir ülkeden geliyordu. Yeni tanışmalarına rağmen iyi anlaşmışlardı ve yeni okul yılının ilk haftası boyunca her dakikaları beraber geçmişti.

"Ne zamandan beri hakkımda kararlar vermeye başladın, Park Sunghoon?"

"Seori."

Ben anılardan ibaretim. Anlattıklarım yalnızca hatırladığım kadar.

Bahar ayının ılık havasında çıkacağım son sahneyi de tamamlamıştım. Geriye kalan tek şey röportajdı ve bu beni her zaman en çok geren şeydi. Çıkış yapalı iki yıl olsa da her defasında gerginlikten elim ayağım titrerdi. Her defasında gelen farklı ve bunaltıcı sorular...

Mikrofonu ve kulaklıkları çıkarırken kulise doğru ilerliyordum. Burası genelde idollerle dolu olurdu ama bu defa boştu. Ben kimseyi tanımaz ve muhabbet kurmazdım. Aradığım şey arkadaşlıkları değildi. Ben aradığım arkadaşlığı uzun zaman önce kaybetmiştim. Jake. İlk konserime gelmişti. O bir sanrı değildi, ya da ben aklımda uydurmamıştım. Bana gülümsemişti. Ondan sonra da gitmişti. Konser sonrası onu defalarca aramıştım, ne düşündüğümü bilmiyordum. Sadece aramak geçiyordu o anlarda aklımdan. Gerisi veya öncesi yok, sadece o an vardı. Annemi bile aramış, Jake'i sormuştum. Ama ne telefonlarımı açmıştı ne de bir haber alabilmiştim ona dair. Tıpkı benim yıllar önceki yok oluşum gibiydi. Benden daha kötü hissetmiş olmalıydı. Belki de beş yılda mahvolduğumdan daha çok mahvolmuştu. Belki de hayatına devam etmişti.
Bu düşünce hâlâ beni korkutuyordu.

Hakkın yok. Hakkın yok. Hakkın yok.

Kulise girdiğim anda kendimi koltuğa attım. Başımda bir sürü görevli vardı; bazıları içecek bir şeyler getiriyor, bazıları terimi silmek için mendil uzatıyor, bazılarıysa üstümü değiştirmem gerektiğine dair bir şeyler zırvalıyordu. Canım sıkkındı. Kaçasım vardı bugünlüğüne. Herhangi bir yer olabilirdi, zaten çok seçeneğim yoktu ama eğer eve gidebilseydim...

Uzatılan bir şişe suyu aldım ve soyunma kabinine girdim. Üzerimi saran sahne kıyafetlerimi parçalarcasına çıkarırken pişmanlık duymuyordum ama zarar gelmesi halinde göreceğim tepki yüzünden pişman olacağıma emindim. Tamamen soyunduğumda üzerime siyah eşofmanla onunla aynı renkteki sweatshirt'ü üzerime geçirdim. Bir şekilde fark edilmeden çıkmam ve dışarıda tanınmamam gerekiyordu. Siyah şapkayı da kafama geçirip kabinden çıktım. Sadece söylesem izin veremezler miydi? Haber vermem gerekeceği gerçeğine bile daha alışamamıştım. Özgür ruhuma ters gelen bir şeyler vardı. Kendi seçtiğim yolda olmasıysa başlı başına kabustu.

Görevlilerden biri elinde yeni duran siyah bir maske tutuyordu. Sanırım daha kolay ulaşabileceğim bir tane yoktu. Ellerimi saçlarımdan geçirip hızlı adımlarla kıza ulaştım ve maskeyi kapıp "Tuvalete gideceğim," diye seslendim. Bu bir yalandı. Yapabileceğim en saçma ve dikkat çekici şeyi yapmıştım. Peşimden gelmeyeceklerini mi düşünüyordum? Ya da geri döndüğümde bedeli olmayacağını mı? Her harfini beynime kazıdığım sözleşmede bununla ilgili çok net bir madde olduğunu hatırlıyordum. Ne olurdu? Tazminat davası mı? Daha mı kötüsü? Umurumda değildi. Ardımda ve önümde kalan tüm gemiler yanmıştı.

Maskeyi yüzüme taktım ve koşar adımlarla etrafımı kontrol ederek yürümeye devam ettim. Cebimde sürekli para tutma alışkanlığımın bir gün işe yarayacağını biliyordum. Ana kapıdan çıktığımda bir sürü fotoğrafçının hazırda bekliyor olduğunu gördüm. Henüz beni fark etmemişler veya tanımamışlardı. Dikkat çekmeden defolmam gerekiyordu.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: May 16, 2023 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

still with you | jake simBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin