60. Bölüm

791 59 7
                                        

¬ Lütfen hayalet okuyucu olmayın

¬ Keyifli okumalar ✨

Bir kaç gündür yaşadığım huzuru ömrüm boyunca yaşamış mıydım hatırlamıyorum. Temiz hava o kadar iyi gelmişti ki uykudan uyansamda devam eden ağırlığımı üzerimden atmıştım. Artık daha dinç ve mutlu uyanıyordum, aynı şu an olduğu gibi.

Yüzümdeki hissettiğim ağırlıkla gözlerimi açtığımda bunun Kookoo'nun patisi olduğunu anladım. Gülümseyerek yüzümdeki patisini alarak öpmüştüm.

"Günaydınn Kookoo"

Kookoo ellerimden patisini çekip boynuma yattığında gülümsemem kıkırtıya dönüşmüştü. Poposuna hafif hafif vurduktan sonra karnını öptüm. Kıpırdanıp kalktıktan sonra yataktan inerek odadan çıktı, ben de doğrulup gerinmiştim.

Odamdan çıkıp aşağıya indiğimde bahçeye bakan boydan boya camlardan Jungkook'un bahçede boks torbasını yumrukladığını görmüştüm. Sabah sabah nasıl bu kadar enerjik oluyordu ki. Gülümseyerek ben de bahçeye doğru yöneldim, bir süre onu izlemek istemiştim, şu an son derece ciddi duruyordu.

Çatık kaşları ciddi ifadesiyle torbayı yumruklarken ürkmüştüm. Karşısındaki bir insan olsa Jungkook'un karşısında pek şansı olmaz gibiydi. Onu baştan aşşağı süzdüğümde anında bunu yapmaktan vazgeçtim çünkü sabahları libidom yükselmeye daha müsait oluyordu. Uzaktan izlemeyi bir kenara bırakıp yanına doğru ilerledim.

"Günaydınn Kookiee"

Geldiğimi fark etmemiş olacak ki başta irkilip sonra anında yüz ifadesini değiştirmişti, kocaman tavşan gülümsemesini yüzüne yerleştirirken ben de gülümsedim.

"Günaydın Minniee"

"Kahvaltı yaptın mı?"

"Hayır seni bekledim."

"Keşke uyandırsaydın neden bekliyorsun."

"Sen öyle güzel uyurken mi? Sanmıyorum. Bir ömür beklemeyi tercih ederim."

İltifatı karşısında şaşkınlıkla kalmıştım, kesinlikle böyle bir şey beklemiyordum. Yanaklarımın yanmaya başladığını hissettiğimde içeriye geçmiştim. Ben kahvaltıyı hazırlarken Jungkook da gelip bana yardım ettiğinde hızlıca hazırlamış yemeye başlamıştık, açıkcası acıkmıştım dünden beri. Ağızımı bir dilim daha yumurta rulosu attıktan sonra yutup konuştum.

"Jungkook?"

"Hm?"

"Bana da bir kaç vuruş göstersene"

"Ha?"

"Boks diyorum Kook aklın nerede?"

"Haa gösteririm yemekten sonra. Bir an algılayamadım da."

Kafa sallayıp yemeğime devam etmiştim. Yemek yerken konuşmayı pek sevmezdik genelde, tüm odağımız yemek olurdu. Bu yüzden yemeği bitirip masayı topladıktan sonra sırıtarak Jungkook'a döndüm.

"Hadi hadi gösterrr."

"Tamam ama önce elini sarmamız lazım zarar görmemen için."

Sözünü bitirdikten sonra elimi tutup beni koltuğa oturttuktan sonra içeriye gidip elinde bandajlarla geri gelmişti. Yanıma oturduğunda fazla yakınmışız gibi hissetmiştim. Usulca elimi tutup sarmaya başlamıştı bense gülümseyerek onu izliyordum.

Güzelce sarma işlemini bitirdikten sonra kafasını kaldırdığında çok yakın olduğumuzu fark etmiştik. Jungkook bileğimdeki elini yanağıma çıkarttığında kalbim ağızımda atmaya başlamıştı. Ama beklediğim olmadı Jungkook gülümseyip yanaklarıma birer öpücük kondurmuştu.

"Hadi gel."

Elimi tutup ayağa kalktıktan sonra beni de peşinden götürmüştü. Saatlerce o bana hareketleri göstermiş ben de elimden geldiğince onu taklit etmiştim. Kahkahalarımız ormana doğru yayırlırken içimiz huzurla doluydu.

...

Kookoo atılan oyuncağın peşinden koşarken Jimin gülümseyerek onu izliyordu. Jungkook içeriyi temizleyeceğini söyleyip onları dışarıya göndermişti. Boksta biraz yorulduğu için dinlenmesini ve biraz temiz hava almasını söylemişti.

Gözlerini kapatıp ellerini geriye yaslayarak güneşe yüzünü dönmüştü Jimin. Temiz hava, kuş cıvıltıları ve parlak güneş o kadar iyi hissettiriyordu ki tarifi yok gibiydi. Bu da keşkelerinden biri olmuştu haliyle, keşke daha önceden böyle bir yere gelseydim diye düşünmeden edemedi.

Birkaç saat oyalandıktan sonra artık sıkılmaya başlamıştı ki Jungkook'un güzel sesi kulaklarına ulaştı.

"Jimin-shii gelsene."

Jungkook, bahçe kapısında gülümseyerek onu içeriye davet etmişti. Hava kararmaya başlamışken Jimin ve Kookoo, Jungkook'un peşinden içeriye girmişlerdi.

İçeriyi dolduran güzel yemek kokuları Jimin'in karnını guruldatmaya yetmişti. Parlayan gözlerle Jungkook'a bakarken Jungkook, elini tutarak onu mutfağa doğru götürdü. Jimin gördüğü sofrayla ufak çaplı bir şok geçirse de kendine gelip Jungkook'a sarılmıştı.

"Hadi artık soğutmayalım yemekleri. Yemekten sonra konuşacaklarımız var."

İşte o an deli gibi çarpmaya başlamıştı Jimin'in minik kalbi.

Sonunda olacaktı. İki ruh birbirine kavuşacak bir olacaklardı.

Şaraplarından son yudumları aldıktan sonra oturdukları koltukta birbirlerine dönmüşlerdi.

Jimin kalbinin ağızında attığını hissediyordu. Bir an önce itiraflarını yapıp yıllardır hayalini kurduğu o dudakların tadına bakmak istiyordu.

Jungkook ise aşırı gergin ve heyecanlıydı. Reddedilmeyeceğini bilse de içindeki heyecana engel olamıyordu. Son bir kez sertçe yutkunup konuşmaya başladı.

"Jimin be-"

O sırada çalan kapı sesiyle ikisi de kapının olduğu tarafa doğru baktılar. Jungkook hem kızgın hem de meraklıydı.

"Birini mi bekliyordun?"

Jungkook olumsuz anlamda kafasını sallayıp Jimin'e burada kalmasını söyledikten sonra kapıya bakmaya gitmişti. Kapı deliğinden baktığında kimseyi göremedi ve yavaşça kapıyı açtı. Gözleri de büyürken karşısındaki adamın gülümsemesiyle midesinin kaynadığını hissetmişti.

"Merhaba sevgili kardeşim. Beni özledin mi?"

------

------

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

¬

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.


¬

Vote vermeyi unutmayın ✨

1:23 | Jikook Au Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin