Leya yerde baygın bir şekilde yatıyordu. Onu orada öyle görünce elim ayağıma dolaştı, ne yapacağımı bilemedim. "Leya?". Ses yoktu gözlerim dolmaya başlamıştı. İçeriye girdim. Havasızdı. Leya'nın yanına çöktüm. Onu sarsmaya başladım. Tepki yoktu. Ne yapacaktım ben? Aklıma Çağan geldi. Onunla birlikte gelmiştim buraya. O neden hiç tepki vermiyordu. Arkama döndüm. Orada öylece dikiliyordu. "Çağan! Ne yapıyorsun orada? Görmüyor musun Leya'yı? Bir şeyler yapsana." dedim ve daha fazla kendimi tutamadan ağlamaya başladım. "Bir şey yap, ambulansı ara!"
Ama hiç bir tepki vermiyordu. Ne yapıyordu? Orada öylece dikilerek Leya'ya bir faydası yoktu. Böylelikle ben ambulansı aramaya karar verdim. Elim cebime gitti. Ama aksilikler peş peşe geliyordu anlaşılan. Telefonum yoktu! Sinirle ayağa kalkıp Çağan'ın karşısına geçtim. "Çabuk ambulansı ara! Vakit kaybediyoruz." dedim ama hala bana boş boş bakıyordu. "Çağan!" bağırdım ona, anlaşılan bağırmam onu kendine getirdi. Acele bir şekilde cebinden telefonunu çıkardı ve 112'yi tuşladı. O orada konuşurken bende tekrar Leya'nın yanına döndüm. Onu görmemle yeniden gözyaşlarıma engel olamadım. "Leyam...". Bence dünyanın en kötü duygusu buydu. Sevdiğin bir insanı kötü bir halde görmek. İnsanın canını çok acıtıyor. "Aradım geliyorlar." başımı salladım tamam dercesine hemen gelsinler iyleştirsinler Leyam'ı .
"Ne zaman gelirler? Çok vakit kaybetmesinler ne olur." dedim ve gözlerim benden bağımsız bir şeklide doldu. Başımı kaldırıp Çağan'a baktım. Bana bakıyordu, belki de uzun zamandır bana böyle bakmıyordu. "Gelirler, acele etmelerini söyledim. Onlar ne yapmaları gerektiğini biliyorlar. Merak etme ve biraz sakin ol lütfen." şaşırtıcı bir şekilde gayet sakin ve basit bir şekilde söyledi bunları ve ben onun bu sakinliğine çok şaşırdım. "Nasıl bu kadar sakin olabiliyorsun o senin kuzenin." dedim ona dolu gözlerle bakarken. Bana uzun uzun baktı ve yine sakin bir şekilde konuştu "Böyle durumlarda sakin kalmamız lazım evet biliyorum Leya benim kuzenim ve inan şuan senin gördüğünden daha endişeli, daha tedirgin ve daha çok üzgünüm. Ama bu telaşı dışa vurmamak gerekiyor yoksa Leya'yı tehlikeye atabiliriz.". Başımı salladım usul usul anlamıştım. "Ama neden bayıldı böyle?". "Etraf havasız." evet etrafın havasız olduğunu anlayabiliyordum ama tek neden bu olmamalı en fazla benden ayrılalı yaklaşık 2 saat olmalıydı. "Tek neden bu olmamalı." Çağan baktı bana düşünür gibiydi. " Neden olmasın? Tabii ya Leya'nın klostrofobisi vardı." evet bunu nasıl unuturum. Ama çok ileri derecede değildi. Muhtemelen havasızlıkla endişeye kapılmış olabilirdi.
Ayak sesleri duymamla irkildim. Telaşla ayağa kalktım ben kalkınca Çağan'da ayaklandı. "Kim var orada?" ne kadar klişe bir söz ama cidden aklıma başka bir şey gelmedi. "Kimsin sen?" bu seferkini ben demedim Çağan dedi. Evet gördüm orada bir karaltı vardı. Ben korkuyla geriye doğru giderken birden böö diye bir ses çıkarak içeriye Yağız girdi. Korkuyla irkildim. Yağız ise gülüyordu. Ta ki Leya'yı görene kadar Leya'yı görünce gülümsemesi yüzünde donakaldı. "Leya... Neden yerde? O iyi mi?" şaşkınlıkla sormuştu bu soruları. Yavaşça bize doğru geliyordu. Çağan'ın sinirlendiği her halinden belli oluyordu. "Keyfinden yatıyor kız Yağız? " öfkeyle bakıyordu Yağız'a ardından devam etti "Bunlar seni hiç ilgilendirmez! Niye geldin buraya?". Yağız ise onu duymamış gibiydi. Çağan'la aramızdan geçerek Leya'nın yanına çömeldi. "Ne oldu burada?" evet bunu Yağız sormuştu endişeli görünüyordu. Ama Çağan'da bir o kadar öfkeliydi. "Kaç kere diyeceğiz bu seni hiç alakadar etmez!" bu durumda bile olay çıkarıyordu. "Çağan yukarıya çık ambulans gelirse buraya yönlendirirsin.". Çağan daha fazla bir şey söylemeden yukarıya çıktı. Bende Yağız'ı izlemeye başladım. Yağız da Leya'yı izliyordu. Bende yanına gittim.
"Endişeli görünüyorsun." dedim Yağız'a bakarak. Yağız derin bir of çekti. "Çünkü endişeliyim." bunları bana bakmadan gözlerini Leya'dan ayırmadan söylüyordu. "Leya'ya değer verdiğini anlaman için illa bayılması mı gerekiyordu." evet biliyorum şuan bunları konuşmanın sırası değildi ama tutamamıştım kendimi. Bana değişik bir şekilde baktı. "Yani eskiden çok iyi arkadaştık ama siz ikiniz bir anda grubu dağıttınız. O manada söylemiştim." dedim kendimi açıklayarak. Söylediklerime cevap vermedi. Ben ondan cevap beklerken ellerinde sedye oln iki kişi ve arkalrında da Çağan belirdi. Her şey bir anda gelişti. Leya'yı sedyeye yatırdılar. Onu dışarı çıkardılar, ambulansın önüne geldik yoğun uğraşlar sonucu Leya'nın yanında ben kaldım. Yağız gelecek miydi bilmiyorum fakat Çağan'a en zor görev kalmıştı. Ailelere haber vermek Çağan ailelerle birlikte gelecekti. Yol çok çabuk geçti ve hemen hastaneye vardık. Leyayı çıkardılar ve götürdüler. Şuan Leya'ya oksijen veriliyordu. Durumunun iyi olduğunu söylediler. Doktorlara olayı anlatmıştım. Leya'nın az da olsa klostrofobisi olduğundan ve biraz da endişeli olduğundan bahsetmiştim. Doktor da bana endişelenmememi gayet iyi olduğunu söylemişti. Kısa zaman sonra benim ailem, Leya'nın, Çağan'ın ailesi ve Yağız'da gelmişlerdi. Leya'nın annesini sakinleştirmemiz biraz zor olmuştu o da Leya gibi endişeli bir insandı. Yağız'ın ailesi gelmemişti ama muhtemelen birazdan onlarda gelirdi.
Şuanda Leya'nın uyanmasını bekliyorduk. Aslında henüz odasından içeriye girmemiştik. İçeride doktor vardı ondan gelecek talimatı bekliyorduk. Şöyle bir düşününce bugün başımıza neler gelmişti böyle. Eğer böyle olacağını bilseydim Leya'ya okulda kalma teklifini sunmazdım. Onu asla yalnız başına göndermezdim. Ama keşkelerin bir faydası yok geçmişi değiştiremeyiz. Ben böyle düşünürken içeriden doktor -sonunda- çıktı . Umutla doktora bakıyorduk. "Geçmiş olsun hastamız uyandı." doktorun sözleriyle hepimizde bir hareketlenme oldu. "Onu görebilir miyiz?" bunu ben sormuştum. Doktor onayı vermişti görebilirdik. Ama leya'nın annesi ilk ben giricem dediğinde bir şey diyemedi. Sonuçta sırayla görecektik onu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
NİLÜFER
General FictionBirbirinden farklı hayatlar. Sevgi görmeyen, değer görmeyen çocuklar. "Onlar bataklıkta açan nilüfer çiçeği gibiydiler..." "Kimse yoktu. Onların sadece birbirleri vardı... Sadece birbirleri..."