"Benden kaçamazsın küçük av, seninle biraz işim var."
Adamın gözlerindeki korkuyu görüyordum. Acaba hayatında kaç kere ölümle burun buruna geldi? Kurtulmak için kaç kere yalvardı? Ya da kaç kere kıl payı kurtuldu? Bilemiyorum. Belki şaka... Şaka değil, ben her şeyi bilirim; A’dan Z’ye... Ne yazık ki birazdan ölecek. Aslında yazık değil, çünkü ölmeyi hak edenler ölmeli. Dünya gereksiz insanlarla dolu ve benim işim onları yavaş yavaş azaltmak.
"Lütfen efendim, lütfen bana bir şey yapmayın."
"Aaaaaaa nıç nıç, sana bir şey yapmayacağım, niye öyle diyorsun? Kalbim kırılıyor."
"Ha ha ha, senin kalbin var mıydı?" dedi.
Bunu nasıl bir deli cesaretiyle söyledi acaba, salak herif. Aslında haklılık payı vardı. Uzun süredir buzdan bir kalple yaşıyorum. Bana bir sıcaklık vermeden donmuş bir kıvılcım; umudu bile olmayan bu buzdan kalple bazen kendime acıyorum. Düşünüyorum, nasıl hâlâ bir kıvılcım umudu bulamadığımı, ya da gözümün önündekini göremiyor muyum? Aslında uzaklaşıyorum, uzaklaştırıyorum bu boktan hayatı, kendi kendime mahvediyorum. Neyse, konumuza dönelim; bu kadar duygusallık yeter.
"Şimdi korkarak yalvarıyordun, ne oldu cesaretlenmişsin?"dedim tek kaşımı kaldırarak.
Adam ağzını açıp bir iki kelime edemeden cümleme devam ettim.
"Senin gibi korkak bir adam için şu an söylediğin cümle cesurca ama haklısın, benim bir kalbim yok. Doğru, acımıştım sana, biliyor musun? Belki bir umut kurtulurdun." dedim, üzgün bir sesle.
"Haha, şaka şaka! Kurtulman sıfır. Neyse, senin konuşman yerine yalvarmanı tercih ederim. Boş boş konuşmak yerine ağzını yalvarmak için aç, ki seni affedeyim," diyecektim ki, sana ve senin gibi adilere yapacaklarım aklıma geldi. Boş ver, boşa çene yorma. Ama sana ne yapacağımı özetleyebilirim, istersen ona göre hazırlan. Seni önce döveceğim, çünkü uzun süredir idman yapmadım, o yüzden bana biraz torba olacaksın. Sonra seni parçalar pinçik yapıp kaplanıma yedireceğim. Sizin gibilerine bunları yapmak şart.
Sağ kolum olan Kasırga'ya bakarak, "Anlat Kasırga, bu it ne günah işlemişti, ona göre cezasını vereceğim," dedim.
Kasırga bana dönerek gülümsedi, sonra adama döndü:
"Ahh, Gölge karısını dövmüş, üstüne pazarlamaya kalkmış," dedi tek kaşını kaldırarak.
"Oooo, ne ala memleket! Kadın nedir ki? Adam gel deyince gelsin, git deyince gitsin, otur deyince otursun, kalk deyince kalksın, söz hakkı olmasın, nefes aldığı için bile dövülsün, öldürülsün değil mi? Siz kimsiniz ki, sizi yücelten, sizi ayağa kaldıran, destek kaynağı olan insana bir ömür vermeniz gerekirken, nasıl bir eş bunu, kader ortağına yapar? Hayvan bile yapmaz. Ama kime diyorum ki! Siz bir hayvan kadar olamıyorsunuz! Siz it herifler hiçbir şeyi hak etmiyorsunuz. Muştamı getirin, önce bir güzel dövüp sinirimi atayım,"dedim ve adamlarımdan birine işaret verdim.
Adam koşarak geldi, "Alın efendim," diyerek muştayı bana verdi.
"Siz ikiniz dışarı, ve siz ikiniz benim takımları getirin, ve kaybolun,"dedim.
"Hemen efendim," diyerek söylediklerimi yerine getirdiler.
"Lütfen yapma, lütfen ne istersen yaparım, sana para veririm, çok para. Sahip olamayacağın kadar çok tanıdıklarım var, baştakiyle çok yakın, onlardan isterim," dedi yalvarır şekilde.
"Sana para veren ve baştakini tanıyan kimmiş o tanıdıkların? Benden bile yakın olan! Bir de nasıl anlatıyorsun? Salak! Kurtulmak için götünü bile siktirecen. Az kaldı. Ha, bu arada ben yöneticinin sağ koluyum, sen kimsin, hayırdır?"dedim adama.
