Prens Prem o geceden sonra kaleden nadiren dışarıya çıkar olmuştu. Şelalenin oraya ise hiç gitmemişti. Prensin bu halleri elbette etrafına da yansıyordu. Kraliçe endişe ile onunla konuşmaya çalışsa da asla cevap alamıyordu.
Çalışma odasında kendisini kapatıp sadece çalışmaları üzerinde zaman harcıyordu ki kapının çalması ile duraksadı. Gel komutunu verdiğinde içeriye yaveri girdi. Selamını prense sunduğunda oturduğu masanın önünde durdu.
"Prens Prem sorun nedir? Kaç gündür buradasınız."
Prem elindeki kalemi bırakıp soğumak üzere olan kahvesini yudumlarken başını salladı.
"Yoksa Boun Bey ile mi bir sorun var?"
Prem ismi duyduğunda oldukça şaşırdı. Sorun onunla değil, kendisi ile ilgiliydi. O gece anın verdiği hisler ile Prem dudaklarına doğru yönelmişti. Fakat baloda o kız ile samimi muhabbetini hatırladığında geri çekildi. Kalkıp odadan ayrıldığında arkasında kalbi küt küt atan bir kişi bıraktığından haberi yoktu.
"Arkadaşınız olarak konuşabilir miyim?" Prens izin verdi.
"Balo gecesi aslında ikinizi istemeden gördüm. Yakınlaşmanızın böyle bir sorun çıkaracağını sizde biliyordunuz. O zaman neden yalnız bıraktın orada."
Prem bir süre düşündü. Kendi yaşadığı duygudan bile emin değildi ve bir anda uzaklaşmak en doğru seçenek gibi gelmişti.
"Geçenlerde onu şelalenin orada gördüm. Biliyordunuz değil mi onun Karanlık Ülkeden biri olduğunu?" Prem korku ile Fluke'un gözlerine baktı.
"Endişelenmeyin bir şey yapmadım. Sizi beklememesini söyledim sadece. Ama inatla durmaya devam etti." Biraz daha Prem'e doğru yaklaştı.
"Sorunlarını biliyorum ama bazen onları bir kenara bırakmak daha iyidir değil mi?"
Prem dediklerinin ne anlama geldiğini biliyordu. Kendisi bir prensti. Ülkesi için kendisini feda etmesi gerekiyordu ama isteklerini geride bırakması gerekiyordu. Âşık olmak gibi...
Kalbinin sesi şuan her şeyden daha ağır basıyordu. Atına atladığı gibi şelalenin kenarına hızla ilerledi. Kayalıkların üzerinde oturan kişi gözlerini kapalı şekilde öylece duruyordu. Kendi dünyasında öyle kaybolmuş görünüyordu ki... Prem yavaşça yanına adımladı.
"Boun."
Özlemle duymayı beklediği ses adını andığında bir beklenti ile arkasını döndü. İşte görmek için can attığı o kişi... Ayaklanıp önünde durdu. Saniyeler geçmemişti ki bir çift kol bedenini sardı. Isınmayı bekleyen kalbinin tutuştuğunu hissetti.
"Özür dilerim o gece öylece bıraktığım için. "
Birbirleriyle sarmalanmış bedenler ahenkle dans ediyordu şimdi. Kulaklarında o geceden kalma Swan Lake şarkısı... Biri beyaz diğeri siyah iki kuğu... Göz alıcı güzellikleri ile geceye meydan okur derecede.
"O zaman devam edebilir miyiz?"
Boun çekingen olmayan tavrından sıyrıldığında gözlerinin içine bakan kişiye doğru yaşlaştı. Prem bütün masumiyeti ile karşısında duruyordu. Ellerini ensesine çıkardığında kırpışan gözleri ile gülümsedi. Dudaklarını başta usulca değdirdi. Kabul gören dudaklar ile daha derin hisler ile öptü bu sefer.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
White And Black Swan
FanfictionPrem başını sallarken yanındaki siyah atın yelelerini okşayıp şelalenin kenarına ilerledi. Boun bir süre onu izledi. Giydiği beyaz forma vücudunu sarıyordu. Açık kahve saçları rüzgâr ile savaşırken tel tel alnına düşüyordu. Prens Prem... Gördüğü en...
