i wanna be your slave

1.1K 39 20
                                        

Deri çantayı aramaya koyuldum.

Kahverengi bir pantolonun üzerine bej, yakası açık bir crop bluz tercih etmiştim. Birkaç takıyla kombinimi tamamladım. Saçlarımı da üstten toplamıştım. Tek eksiğim çantamdı. Onu da bulduğum zaman tamamen hazır olacaktım.

İstediğimi elde edebilmek için dolabı altüst etmem gerekmişti. Çantayı bulduğumda gülümseyerek elime aldım. İhtiyacım olan birkaç makyaj malzemesini ve cüzdanımı içine koydum. Nicolo yarım saat önce yola çıkacağını belirtmişti. Birkaç dakikaya burada olurdu.

Aynaya bakıp kendimi sakinleştirdim. Uzun zamandır Zaniolo'nun hayranıydım. Şu anda onunla randevuya çıkacak olmak beni çok heyecanlandırıyordu. Hatta inanamıyordum bile. Sanki imkansızdı. Ama oluyordu işte. Ben kendimi toplamaya çalışırken tanıdık bir melodi kulaklarıma doldu. Koşarak telefonumu kontrol ettim. Ekranda Nicolo'nun adını gördüğümde heyecanım daha da çok artmıştı. Panikleyerek telefonu açtım.

"Alo?"
"Selam güzellik evinin önünde seni bekliyorum."
"İki dakikaya oradayım."
"Görüşürüz." diyip telefonu kapattı.

Son kez kendime baktım. Merdivenleri inerken sakinleşmeye çalıştım. Çok düşünürsem her şeyi batırabilirdim. Ekran karşısında cesur olmak kolaydı ancak şu an aynı cesareti göstermekte zorlanıyordum. Gerçek olana kadar numara yap. Aynen öyle yapacaktım. Öz güvenli bir şekilde siyah arabaya doğru yürüdüm. Nicolo arabanın kaputuna yaslanmış beni bekliyordu. Kot pantolon ve beyaz bir tişört giymişti. Ayrıca üstünde yeşil bir bomber ceket vardı. Şık ve rahat görünüyordu. Açıkçası her zamanki gibi yine ateşliydi. Kısaca selamlaştık. Bir centilmenin yapacağı gibi kapıyı benim için açtı. Gülümsemeden edemedim. Kibar biri olduğunu tahmin ediyordum ancak şu an benim için ufak bir hareketi bile değerliydi. Kendisi de arabaya binince kemerini takıp arabayı harekete geçirdi. Radyoya uzandım. Güzel bir şarkı bulmaya çalıştım. Nicolo bu halime güldü.

"İstersen telefonunu bağlayabilirsin." dedi. Hemen bluetooth özelliğini açtım. Bir yandan da sırıtıyordum. Söylediği her şey benim için çok şey ifade ediyordu. Ne kadar basit bir cümle de olsa dediklerine heyecanlanmadan edemedim. Bağlantı kurulduğunda spotifya girip sevdiğim şarkılardan birini açtım.

"Umarım seversin. Müzik zevki berbat biriyle randevuya çıkamam."
Göz kırptım. Zaniolo'nun gözleri hemen ekrana kaydı. Şarkının adını telaffuz etti İtalyan aksanıyla.
"I wanna be your slave ha? Pek tavsiye etmem."
İmasına şaşırmıştım. Sahadaki bazı tavırları onun edepsiz bir adam olduğunu belli etse de ilk buluşmamızda böyle bir şeyi demesini beklemiyordum.
"Ne kadar edepsiz biri olduğunu unutmuşum."
"Ben mi edepsiz oluyorum? Bebeğim bu şarkıyı sevdiğini söyleyen sensin."

Söylediği bebeğim kelimesine takılı kalmıştım. Anlaşılan tüm akşam böyle geçecekti benim için. Her kelimesine aşık olarak. Ancak eğer o edepsizliğini gösterebiliyorsa ben de biraz daha açık sözlü olabilirdim.
"Bana hoş kelimelerle hitap etmeyi kes."
"Neden bebeğim?"
"Neden olduğunu biliyorsun." dedim bakışlarımı ona yöneltip. O ise yola bakmaya devam ediyordu. Birden direksiyondaki eli bacağımı buldu.

Kesinlikle beni sınıyordu. Bu yüzden utanmayı bırakıp onun gibi olmayı denemeliydim.

"Rahatsız olmuyorsun değil mi?"
"Hayır." dedim bacağımın üzerindeki elini tutarken. Bu sefer şaşırma sırası ondaydı. Yine de bunu bana belli etmedi ve belki de ilk kez yoldaki odağını bozarak bana baktı.

Etkileşimimizden sonra aramızda pek bir konuşma geçmedi. İkimiz de müziğe eşlik ediyorduk.

Mütevazı bir restoranın önünde durduk. Nicolo inmeme izin vermeden kapıyı yine benim için açtı. Zarifçe çıktım arabadan. Beraber restorana adımladık.

Sade ve hoş bir mekandı. Anlaşılan Nicolo rahat hissetmemi istediği için burayı seçmişti. İçeriye girerken elini tuttum. O da memnuniyetle parmaklarını benimkine sardı. Nicolo daha önce rezervasyon yaptırdığı için yerimiz çoktan hazırdı. Karşılıklı oturduk.

"Beğendin mi burayı?"
"Hoş bir mekanmış. Daha önce gelmemiştim."
"Seveceğin bir yer olmasını istedim."
"Çok düşüncelisin Nico. Teşekkür ederim." Masanın üzerinden elimi onunkine uzattığım sırada garson gelerek menülerimizi bıraktı.
Ben yeni bir şeyler denemek adına ismini ilk kez duyduğum bir şeyi sipariş ederken Nicolo bir salata almayı tercih etti.

"Hadi ama salata mı yiyeceksin gerçekten?"
"Gaspare böyle şeylere dikkat etmemi istiyor. Gas-"
"Kim olduğunu biliyorum. Açıklamana gerek yok. Ama istersen benimkinden de bir şeyler atıştırabilirsin. Aramızda kalacak."
Elimi dudaklarıma götürüp fermuar çekiyormuş gibi yaptım. Nicolo bu tavrıma güldü.

Yemeklerimiz gelene kadar sohbet ettik. Onunla konuşmak gerçekten eğlenceliydi ve mutlu hissettiriyordu. Ben onu kısmen tanıyor sayılırdım ancak o beni tanımıyordu. Bu yüzden arada bana bazı sorular yöneltiyordu. Ben de seve seve cevapladım.

Yemeğimiz geldiğinde önce kendiminkinden biraz ayırdım.
"Sonrasında bana teşekkür edeceksin."dedim gülerek. O da bana salatasıdan verdi. Hoş bir akşam oluyordu. Ta ki içeriye Nicolo'nun eski sevgilisi ve çocuğu girene kadar.

Benim arkam kapıya dönüktü. O yüzden başta ne olduğunu kavrayamadım. Ancak Nicolo'nun yüzü anında düştü. Gözlerini kapıya diktiğini fark edip arkama döndüm. O sırada anladım onun eski sevgilisi olduğunu. Yanındaki çocuk Nicolo'nun oğluydu. Adam da yeni sevgilisi olmalıydı. Sol çaprazdaki masaya geçiyorlardı. Kadının Nicolo'yla göz göze geldiğini fark ettim. İkisi de rahatsız hissetmiş olmalıydı. Yine de en boktan durumda olanın ben olduğumu düşünmeden edemedim.

Nicolo ayağa kalktı. Kadın da ona doğru yaklaştı. Oğlu da kucağındaydı tabi. Birbirlerine selam verdiler. Ne konuştuklarını duyamıyordum. Nicolo beni görebilecek bir konumda değildi. Çantamı da yanıma alıp ilerledim. Kasa diğer tarafta kaldığı için şanslı sayılırdım. Gidip hesabı ödedim. Arkamı döndüğümde ise Nicolo'yla burun buruna geldik.

"Seni arıyordum."
"Hesabı ödemek için gelmiştim. Gece bitti sonuçta."
"Yapmana gerek olmadığını biliyorsun."
"Önemi yok."
Yanından geçip gitmeye çalıştım ama beni kolumdan yakaladı.
"Arabaya geç orada konuşalım." dedi net bir tavırla. Aslında onu dinlemek gibi bir niyetim olmasa da otoriter bir şekilde konuşması beni etkilemiş olmalıydı. Önden yürüdüm. Çıkarken kadının bakışlarının bize döndüğünü fark ettim. Midem bulanıyordu.

Tek kelime etmeden arabaya bindim. Nicolo da beni takip etti. Yüzünü bana döndü.

"Sanırım ne olduğunu biliyorsun. İnan burada olacaklarını bilmiyordum. Sara'nın da bu mekanı sevdiğini unutmuşum. Böyle olsun istemezdim."
"Ben de öyle Zaniolo. Eve gitmek istiyorum lütfen."
"Rachel gerçekten-"
"Zaniolo ev."dedim sertçe. Sesim beklediğimden yüksek çıkmıştı. Bir şey demeden arabayı çalıştırdı. İlk randevumuzun mükemmel olacağını sanmıştım ama şimdi yüzümü ondan gizlemeye çalışarak ağlıyordum.

---------

hayal et yazmaya o kadar alismisim ki ayni dili kullanmisim basta

iyi bayramlar herkese

timezone | nicolo zaniolo Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin